2.ManşetKültür-Sanat

Sultan Abdülaziz’e darbe: 1876!

Sultan Abdülaziz'in odasında ölü bulunduğunda devlete ilk darbe gerçekleşmişti. Cinayete giden süreç doğrudan darbeyle ilgiliydi. Tarihçi Tuğba Kübra Durdu makalesinin 4. bölümünde Sultan'nın katledilişini yazdı.

Abdülhamid yine bir başka culüs yıldönümünde Sultan Abdülhamid henüz şahzade

Sultan’a darbe;

Sultan Aziz Fer’iye’ye gelişinin üçüncü günü uyanmış, Arzıniyal Kalfa kahvesini ve kahvaltısını huzuruna getirmiş, eskiden beri âdeti olduğu üzere sakalındaki beyaz kılları almak için makas ve ayna istemiştir.

Târih: 4 Haziran 1876

Bu esnâda odasında tek başına bulunuyor imiş. Odadan Kur’an sesleri işitiliyor imiş. Bir müddet sonra ses kesilmiş. Uyanık bulunan Vâlide Sultan ve Fahri Bey odaya girmişler. Sultan Aziz’i bilek damarları kesilmiş bir vaz’iyette bulmuşlar. Sultan Aziz, sedirin köşe minderi üzerinde sağ tarafa doğru yatmış, bileklerinden oluk oluk kan gelmekte ve gözleri hafif açıp kapanır vaz’iyette imiş. O sırada hâlâ hayat emâreleri gösteriyor imiş. Pertevniyâl Vâlide Sultan bu manzara karşısında oğluna kapanıp ağlamaya başlamış, Sultan Aziz de validesinin göğsüne ellerini dayayarak Allah diye feryad etmiştir. O anda ortalık karışmış, câriyelerin vaveylaları her tarafı inletmiştir. Deniz cihetinden sarayı kuşatmış bulunan Arif Paşa karaya çıkıp saraya girmiştir.

Şevk-i Efsar tarafından gönderilenlerden Mustafa Çavuş da askerle saraya girmişti. Çavuş Abdülaziz’in Han’ın sol koluna bir bakır onluk koyarak akan kanı durdurmak istemiştir.

Hüseyin Avni Paşa Kuzguncuk’taki yalısında oturmakta iken karşı kıyıdaki, Fer’iye’deki hareketliliği görmüş ve hemen boş çifte kayığına atlayarak saraya gelmişti. Devlet ricâlinden olay yerine ilk gelen serasker Hüseyin Avni Paşa olmuştu. Gelir gelmez ilk işi hâlâ bağırışarak ağlamakta olan saray halkını susturmak ve olaya el koymak olmuştu.

Yine onun emriyle henüz hayat ibâreleri gösteren Abdülaziz, Feriye Karakolu’nun kahve ocağına taşındı. Sultan bir ot yatağın üzerine yatırılıp üzerine bir perde örtüldü. Haberi daha sonra öğrenen diğer devlet ricâli de Fer’iye Sarayı’na gelmeğe başladılar. Saraya bir hekim çağrılmaması ve hayat eseri varken karakola taşınması Sultan Aziz’in Hüseyin Avni Paşa’nın gözlerinin içine bakarak ot yatak üzerinde ölümüne sebebiyet vermiştir.

Elçilik hekimlerinin de katıldığı on dokuz kişiden kurulu bir doktorlar hey’etinin Abdülaziz’i muâyene ederek bir rapor hazırlaması kararlaştırıldı. Ancak Marko Paşa başta olmak üzere bazı doktorlar, eski hükümdârın naaşının karakolda bulunduğu durumdan müteessir olarak, muâyeneye fiilen katılmadılar. Bu arada Hüseyin Avni Paşa, doktorların naaşı etraflı şekilde muâyene etmelerine mâni oldu. Doktorlar heyeti bunun üzerine sathî bir muâyeneden sonra, kendilerine gösterilen makasın bu yaraları vücûda getirebileceği kaydıyla iktifâ ederek müphem ifâdeler bulunan bir rapor hazırladı. Raporun sûreti şöyledir:

‘’Zirde mümzî bulunanlar tasdik ederler ki bâ-irade-i seniyye, sâbık SultanAbdülaziz’in naaşını kemal-i dikkat ve îtina ile muayene ettiğimizde vücudü külliyeden kansız bulunduğu kolları iki iltivasında(büklüm yerlerinde) ekseriya fasedüddem (hacamat) olduğu mevzide iki ceriha görünüp bunların biri taraf-ı eyserden tahminen üç aşr-ı zirâ amik bulunduklarından kollarında eviye-i veridiye ve şiryaniyenin maktu oldukları görünebilir idiyse de cerihanın hafileri(kenarları) gayr-ı muntazam ve bazı yerlerde memzuk bulundukları hasebiyle aldığımız habere göre âlet-i cariha makas olduğu cihetle musaddak bulunmuş olduğunu mübeyyin işbu imzalarımızı koyuyoruz. Doktor Abdünnur, Doktor Miltadi, Doktor Teodoris, Doktor Mustafa.’’

Sultanı katlettikleri Makas

Bu rapordan sonra ikinci bir rapor daha hazırlanmıştır. Raporun Fransızca tercümesi şu şekildedir:

‘’Ber-muktezâ-yı irâde-i seniyye-i cenâb-ı şehinşahi vükelâ-yı fiham hazerâtı tarafından verilen emir üzerine 11 Cemaziyelevvel sene 93 ve 23 Mayıs 92 Pazar günü öğleden bir saat evvel hüdavendigar-ı sabık Abdülaziz Han’ın sebeb-i mevtini tahkik etmek için Çerağan Saray-ı Hümâyunu ittisâlinde bulunan karakolhâneye giderek orada bizi alt katta bulunan odaya götürdüklerinde yerde serilmiş bir şilte üzerine üzeri cedid bir bez ile örtülmüş bir ceset gördük. Örtüyü kaldırdığımızda Hüdavendigar-ı sâbık Abdülaziz Han’ın cesedi olduğunu tanıdık. Lede’ı-muâyene bilcümle âzâsı soğuk, kansız ve soluk ve bazı mahalleri dem-i mütehassir (pıhtı) ile mestûr olup ceset ise henüz donmamıştı; göz kapakları açıkça, karine-i lâmiası hafifce kesîf ve ağzı dahi biraz açık idi ve kolları ayaklarını setreden bezler kan ile mülemma olup kolundaki bezi kaldırdığımızda sol kolunun bükümünün biraz aşağısında beş aşr-ı zîra tûlünde ve üç aşr-ı zîra âmikinde bir ceriha müşâhede eyledik. İşbu cerihanın kenarları pürüzlü ve gayr-ı muntazam olup istikâmeti ise yukarıdan aşağıya, dâhilden hârice doğru idi. Mezkûr nâhiyenin evridesi kesilmiş ve şiryan-ı zendi takriben huruc eylediği noktada çarpının üç rubu açılmış idi. Sağ kolunun büküm mahallinde dahi iki buçuk aşr-ı zira tûlünde kezâlik pürüzlü ve biraz muharref bir ceriha müşâhede eyledik. İşbu mahalldeki ceriha küçük çaplı evride üzerinde olup şerâyin sâlim idiler. On aşr-ı zîra tûlünde ve ziyâda keskin ve bir kolunun ucuna yakın yan tarafına ufak bir düğmesi bulunan bir makas irae olundu. Mezkûr makas kanlı olup hüdavendigar-ı sâbıkın bâlâda zikr’olunan cerihaları bununla icrâ etmiş olduğu bizlere beyân ettiler; badehu bizleri hüdavendigar-ı merhûmun ikametgâhı olan deniz tarafındaki büyük odaya götürdüler. Bu odada bir pencerenin kurbunda bulunan köşe minderin üzeri kan ile göl kesilmiş ve hasırın üzerinde dahi pıhtılaşmış vafir miktar kan bulunduğu gibi hasırın ötesinde berisinde dahi kan lekeleri müşâhede olunmuştur.

Son Osmanlı vakanüvisti Abdurrahman şeref efendi darbe’nin ardından yazdığı yazıda İntihar mı? Katl mi? Bu iki rivayette hangisi doğrudur? ‘’Meseleyi etrafıyla tetkik ve münakaşa ederek kat’iyen bir hüküm vermek ne iyi olurdu.’’ İfadelerini kullanıyor.

İşte salifüzzikr ahvâlden cümlemiz müttehiden atüyüzzikr karârı verdik:

Evvelâ: Hüdavendigar-ı sâbık Abdülaziz Han’ın vefâtına, kol büklümlerindeki ev’iyenin kat’iyle hâsıl olan seyalân-ı dem sebeb olmuştur.

Sâniyen: Bize irae olunan alet, cürûh-ı mezkûreyi husûle getirebilir.

Sâlisen: Cürûhun hey’et-i istikâmetinden ve bunları husûle getirmiş olan âlet-i cerihadan bir intihar yâni telef-i nefs vukua geldiği istidlâl olunuyor.

Binaenaleyh Çerağan Saray-ı Hümâyunu karakolhânesinde yapmış olduğumuz işbu mazbata-i âcizânemiz imza ve takdim kılındı. Doktor Marko, Doktor Nuri, Doktor Sotti, Doktor İspanyol (Spanyolo), Doktor Mark Markel, Doktor Batropolo (Jatropolo), Doktor Abdünnur, Doktor Servet, Doktor De Kastro, Doktor Maroin, Doktor Jul Milincın, Doktor Kostantin Kara Todori, Doktor Dikson, Doktor Vitalis, Doktor Edvar İspadaro (Spandora), Doktor Nurican, Doktor Milyan Bey, Doktor Mustafa, Doktor Mehmed’ Verilen raporlardan anlaşılacağı üzere doktor hey’eti Sultan Aziz’in vefâtının ihtihar olduğunu tesbit etmiştir. Aslında Hüseyin Avni Paşa’nın:

‘’Bu cenâze Ahmed Ağa, Mehmed Ağa cenâzesi değildir, bir Pâdişah cenâzesidir; her tarafını açtırıp size gösteremem!’’ sözleriyle cenâzenin etraflıca muâyene etmesi engellenmiş, doktorlar da Hüseyin Avni Paşa söylediklerine binâen raporu hazırlamışlardır. Rapor içeriğinden de anlaşılacağı üzere makasın yaraları açtığı değil; açtığının söylendiği, açabileceği bilgisi verilmiştir. Ceset hakkında tıbbî olarak kat’i sûrette hüküm vermenin olanaksızlığı yanında Hüseyin Avni Paşa’nın kılıcına dayanarak cesedi göstermemesi, doktorların raporu baskı altında hazırladığının delilidir.

Raporun tanziminden sonra, eski pâdişahın naaşı Topkapı Sarayı’na nakl’edilerek, burada Sultan Ahmed Camii Vâizi Duacı Ömer Efendi tarafından gasledildi ve akşam vaktinde babası Sultan Mahmud’un Çemberlitaş’taki II. Mahmud Türbesi’ne defn’edildi. Vefat haberi 6 Haziran 1878 tarihli Ceride-i Hâvâdis Gazetesi’nde intihar olarak ilân edildi. Diğer gazeteler de hemen aynı meâlde yazılar yazdılar.

Sultan Aziz’in ölümüne binâen tanzim olunan şer’i ilam şu şekildedir:

‘’Hüdâvendigâr-ı sâbık Abdülaziz Han Hazretleri’nin keyfiyet-i irtihâlleri taraf-ı şer’i şeriften dahi bi’t-tahkik bâ-ilam arz ve ifâde olunmak bâbında şifâhen emr ü fermân-ı cenâb-ı âsâfileri südûruna binâen taraf-ı daiyânemden irsâl olunan sadreyn müsteşarı fâziletlû Mehmed Servet Efendi ve ilâmât mümeyyizi Fâziletlû Mehmed Tevfik ile müsteşar muâvini Mekremetlû Hüseyin Hüsnü Efendiler ve Müstantık Mustafa Efendi Çerağan Sahilsaray-ı Hümâyunu ittisâlinde karakolhâne-i âsâkir-i şâhâne ferîkanından Saadetlü Süleyman Paşa Hazretleri ve Bahriye ferîkanından Arif Paşa Hazretleri ve Mirliva Saadetlû Ahmed Raşid Paşa ve Kaymakam İzzetlû Mehmed İzzet Bey ve merhum müşârunileyhin kurenâsından Fahri Bey ve sâir zevat mevcûd oldukları hâlde tahkîkât-ı îcâbiyyeye ibtidâr eylediklerinde merhum müşârunileyh Abdülaziz Han Hazretleri, Çerağan Sahilsaray-ı Hümâyunu ittisâlinde bâ-irâde-i seniyye ikametlerine tahsis buyurulmuş olan dâirede, orta katta, bahr tarafında bir odada bulundukları hâlde işbu cemâziyelevvelin on ikinci Pazar günü saat iki sularında vâlide-i muhteremeleriyle biraz söz etmiş ve badehu müşârunileyha ile sâireyi yanından savarak ve ol esnâda sakal kesmek için bir ufak el aynasıyla bir ufak tırnak makası isteyip bir takrib yanına götürülmüş ve badehu mezkûr oda kapısını kapatıp ve içeriden sürmeleyip kendisi oda içinde yalnız kalmış ve bir hayli müddetmürûr edip kapı açılmadığı cihetle vâlide-i muhteremeleri ve hazînedar kalfalar şübheye düşerek ve içeriden bir fenâlık hissederek derhâl kapıya dayanıp açtıklarında merhum müşârunileyhi kolları sıvalı ve başı açık olarak odanın yan minderi üzerinde sağ tarafa yatmış ve kana bulanmış olduğunu gördüklerinde feryâd u figana başlamalarıyla derhâl muhâfaza me’murları ve sâireleri yetişip silahsız askerle dâire-i mezkûreye girilerek merhum müşârunileyhin naşı karakolhâneye nakledilmiş ve bu hâle nazaran merhum müşarünileyh zikr’olunan makası sağ eline alarak onunla sol kolu ve damarlarını külliyen kesip badehu sağ kolunu dahi biraz cerh’etmesiyle cesette olan kan tamâmiyle seyelan ederek tekmil-i enfâs-ı hayat etmiş olduğu anlaşılmış ve derhâl sâdır olan irâde-i isâbet-âde-i cenâb-ı şehriyâriye binâen celb ve cem’ edilen on dokuz nefer etıbba-yı hâzikanın lede’-keşfi’-l-muâyene ittihad-ı ara ile vermiş oldukları raport meâli dahi bunu te’yid eylemiş ve bu vechile merhum müşârunileyh ihtilâl-i şuuru sebebiyle dâire-i mahsusa-i mezkûreye nakliden beri gösterdiği evza-ı acib ve hâlât-ı nâ-mâkûle delâletle bîzâtihi kendisini cerh ve ifna ve te’siründen nâş-i irtihâl-i dâr-ı bekâ eylemiş olduğu mumaileyhimin icrâ eyledikleri tahkikattan anlaşılmış olmağın imtisâlen li’l-emr-i âli huzûr-ı sadr-ı âzamilerine arz ve ilam olundu. El-Emr limen-lehülemr. Fî yevm-i sâlis-i aşer min cemâziyelûla lis-enet-i selâse ve tis’ine ve mieteyn ve elf. Es-Seyyid Mustafa İzzet.’’ 

Yazarın diğer yazıları;

Devlette ilk darbe faaliyetleri: 1876

 

Kanlı darbe hazırlıkları: Hain planlar ve softalar vakası

Sultan ve Saraydaki Masonlar…

 

 

 

Etiket

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close