Yazarlar

FETÖ’ye mehdi diyeni attık, laikliği putlaştıranlar niye duruyor?

Hatırlar mısınız?

15 Temmuz darbe girişiminden kısa süre önce..

Bir hakim, gerekçeli karar yazarken..

Kafasını Fetullah Gülen’e, öylesine satmış ki..

Gözü, Fetullah Gülen’den başkasını, öylesine görmez olmuş ki..

Hiç ilgisi yok iken..

Fetullah Gülen için, “mehdi” tanımlaması yapıyordu..

Sonrasında her ne kadar, “Ben mehdi kavramını, Adnan Oktar’ın televizyonundaki anlatımlardan öğrenmiştim” dese de..

15 Temmuz darbesinden 11 gün önce, bu FETÖ’cü hakimin yazdığı gerekçeli kararda, aynen şunlar yazılı idi:

“Eksik ve hatalarımız için Önce Fetullah hoca Efendi’den ve sonra tüm müslümanlardan özür diliyoruz.. gecikme için de, ama içimizde çözemediğimiz şeyler de vardı. Şimdi ise tam bir kalp tatmini ile bu kararı bitirmiş olduk inşaallah..”

Bir mahkeme kararı olarak UYAP sistemine girilen belge şöyle devam ediyordu:

“Türkiye Cumhuriyet Genelkurmay Başkanlığı yetkililerin bu suç duyurumuz doğrultusunda derhal olaya el koyarak ismi geçen herkesi derhal gözaltına alması ve sonra da yapılması gerekenlerin sırayla yapılması,

Ve bu bağlamda;

Tüm yurda giriş ve çıkışların tutularak ismi geçen ya da geçmeyen tüm milletvekilleri belediye başkanları işadamları gazeteciler ve bilinebilen herkes emniyetçi, hakim savcı kesimleri için de yurttan çıkışlarının engellenerek haklarında derhal soruşturma işlemlerinin ona göre yapılmasına özen gösterilmesine..”

Evet, FTÖ’cü hakim, İstanbul Adliyesi’nde görev yapmaya başlayıncaya kadar ve hatta 15 Temmuz darbesinden 11 gün öncesine kadar kendisini nasıl ki gizlemeyi başarmış ise..

Birilerinden aldığı talimatla, 15 Temmuz darbe girişiminden 11 gün önce nasıl ki harekete geçip, Fetullah Gülen’i mehdi, AK Partili yöneticileri ise gözaltına alınması gereken kişiler olarak göstermiş ise..

Bulunduğu makamı, kendi ideolojik kafasına göre istismar etmiş ise..

Bir gerekçeli karara, hukukun objektif değerlendirmelerini değil, yıkanan beynindeki zehirlerle kendisinin subjektif yorumlarını yazabilmiş ise..

Sonrasında da..

Hakkında soruşturma açılıp..

HSK tarafından hakimlikten ihraç edildiği gibi..

İlaveten cezai soruşturmaya da muhatap olup, halen yargılanıyor ise..

Aynı şekilde..

Fetullah Gülen’i mehdi ilan ederek değil de..

Laikliği ilahlaştırarak..

Kendi subjektif değerlendirmelerini, hukukun gereği gibi gösteren..

Laiklik kavramını..

Son yıllarda Anayasa Mahkemesi’nin verdiği özgürlük yanlısı başörtü kararlarına rağmen..

Yine Danıştay’ın başörtü lehine verdiği kararlara rağmen..

Tam aksi yönde bir görüş açıklayarak..

Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının başlarını örtemeyeceğini, bunun laikliğe aykırı olduğunu söyleyen Danıştay savcısı da..

Fetullah Gülen’i mehdi ilan eden hakim gibi..

Görevinden el çektirilmeli..

Subjektif yorumlarını, hukukun emri gibi gösterdiği için..

Hakkında ceza davası açılmalı..

İhraç edilen FETÖ’cü hakim örneğindeki gibi..

Görevden ihraç edilmeli..

Aksini söyleyenlere sorarım..

Laikliği, Anayasa Mahkemesi’nin son kararlarının aksine.. Danıştay’ın son kararlarını aksine kendi kafasına göre yorumlayan Danıştay Savcısı’nın, Fetullah Gülen’i mehdi ilan eden hakimden ne farkı var?

Biri FETÖ’ye kutsallık atfediyor..

Diğeri de, laikliğe..

Diyecekler ki..

Laiklik anayasada yer alıyor..

Fetullah Gülen’in ise, anayasada ismi geçmiyor..

İyi de..

Savcının, laikliği Anayasa Mahkemesi’nin yorumu dışında, ideolojik bir bakış açısı ile tanımlamasındaki gibi olaya bakarsak..

Hakim de..

Fetullah Gülen’in şu veya bu maddedeki anlatımın gereği olarak mehdi ilan edilmesi gerektiğini savunabilir..

Nasıl olsa..

İşkembeden sallamak serbest..

Anayasa Mahkemesi ne diyormuş, Danıştay ne diyormuş bakmazsanız..

“Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay’ın yorumu beni bağlamaz” derseniz..

Hatta laikliğin hangi anlama geldiği konusundaki anlatımlar için “Beni bağlamaz”derseniz..

FETÖ’cü hakim de..

“Anayasa’daki kavramları, başkalarının ne şekilde yorumladığı beni ilgilendirmez.. Benim yorumum, bu yöndedir” der.. Fetullah Gülen’i mehdi ilan eder..

**

Bu vesile ile..

Gündemin ne kadar manipülasyona açık olduğunu da hatırlatmış olalım..

Yönetmelik değişikliği ile başörtünün serbest bırakılması 2017 tarihini taşıyor..

O tarihte, Halkın  Kurtuluş Partisi, Danıştay’da dava açıyor..

“Başörtü serbestliği iptal olmalı” diyor..

Hatta..

“Çok acilen, başörtü serbestliğinin yürütmesi durdurulmalı.. Bir gün bile bu yönetmelik yürürlükte kalırsa, bayanlar başları örtülü çalışırlar.. Telafisi imkansız zararlar doğar” diyorlar..

Ne zarar doğacak ise, bunu bile söyleyebiliyorlar…

Danıştay 2. Dairesi, “Kanuna çok açık aykırılık ve telafisi imkansız zarar olduğu iddiaları doğru değildir.. Talebin reddine” diyor..

Bu karar bir yıl önce, dört üyeye karşı, bir üyenin muhalif oyu ile veriliyor..

Bu karar, medyaya hiç yansıtılmıyor..

Taa ki..

Yürütmeyi durdurma kararının reddine muhalif olan Danıştay üyesinin gerekçeleri, hiçbir bağlayıcılığı olmayan Danıştay savcısı tarafından da, bu dosyaya yollandığında..

Yasakçılar, büyük bir başarı elde etmişler gibi..

Savcının görüşünü, medyaya sızdırıyorlar.

Şimdi, kimisi davanın reddedildiğini iddia ediyor. Kimisi, esas kararın daha verilmediğini, doğru olarak belirtiyor..

Ama önemli olan..

Toplumda bir kafa karışıklığı oluşturma çabası..

Buna da halkımız, artık fırsat vermez inşallah..

Diğer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close