ENFAL-17: Urfa’nın Gökyüzüne Yazdığı Yeni Cümle
.

Bazı şehirler vardır; geçmişiyle konuşur.
Bazı şehirler ise geçmişinden aldığı güçle geleceğe cümle kurar.
Bugün Şanlıurfa, bu iki hâli aynı anda yaşayan şehirlerden biri oldu.
Bir tarafta insanlık tarihinin en eski izleri… Binlerce yılın sessiz tanıklığı…
Diğer tarafta gökyüzünü yaran Türk Yıldızları, SOLOTÜRK, İHA’lar, insansız sistemler, yapay zekâ, robotlar ve geleceğin teknolojisini tasarlayan gençler…
Urfa’da yüzleri güldüren renkli anlara da hep birlikte şahit olduk. Robotların halay çekmesi ve insanların onlarla eğlenmesi… O an hepimize şu güzel duyguyu hatırlattı: Gelecek ne kadar teknolojik olursa olsun, onu anlamlı kılan yine insanın gururu, merakı ve birlikte kurduğu hikâyeler olacak.
Çünkü mesele, teknolojiyi insanın hayatına dokunan bir hikâyeye dönüştürebilmekti.
Teknolojiyle geleneğin böylesine doğal bir şekilde aynı kareye sığması, TEKNOFEST’in ruhunu belki de en güzel anlatan görüntülerden biriydi.
Ve sonra insanın zihninde teknik özelliklerin ötesine geçen bir ayrıntı beliriyor: ENFÂL-17…
MKE tarafından geliştirilen bu sistem, TOLGA Yakın Hava Savunma Sistemi içerisinde, alçak irtifada seyreden tehditlere karşı görev yapmak üzere tasarlandı. 70 milimetrelik çapı, elektro-optik güdüm kabiliyeti ve 30 bin feet irtifaya kadar tehditlere karşı kullanılabilmesi, Türkiye’nin savunma teknolojisinde ulaştığı seviyeyi ortaya koyuyor.
Fakat ENFÂL-17’yi benim için asıl anlamlı kılan, rakamların ve teknik kabiliyetlerin ötesindeki hikâyesi…
Adını Kur’an-ı Kerim’in Enfâl Suresi’nin 17. ayetinden alıyor. Yani bugün gökyüzünü korumak için geliştirilen bir savunma sisteminin üzerinde, yüzyıllardır gönüllerimize dokunan bir ayetin adı taşınıyor. Teknoloji ile inancın aynı isimde buluşması…
Enfâl Suresi’nin 17. ayetinde, “Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı” buyuruluyor. Bir füzeye bu ismin seçilmesi, akledenler için elbette teknolojiye yüklenen daha derin bir anlamı düşündürüyor:
İnsanın gayreti vardır. Akıl vardır. Emek vardır. Fakat insan, gücünün kaynağını da haddini de unutmamalıdır.
Belki de bugün savunma sanayisinde yaşanan dönüşümü anlamanın en güzel taraflarından biri budur.
Çünkü Türkiye artık yalnızca gökyüzünde uçan araçları seyreden bir ülke değil.
Onları tasarlayan, geliştiren, üreten ve kendi güvenlik mimarisini kurmaya çalışan bir ülke.
Şanlıurfa’daki TEKNOFEST sıradan bir teknoloji festivali değildi.
Çünkü burası herhangi bir şehir değildi.
Burası, insanlığın binlerce yıl önce ilk sorularını sorduğu topraklardı.
Ve şimdi aynı topraklarda çocuklar başka sorular soruyordu:
“Bu nasıl uçuyor?”
“Bunu biz mi yaptık?”
“Ben de mühendis olabilir miyim?”
İşte belki de festival alanında duyulan en kıymetli cümle buydu:
“Ben de yapabilirim.”
TEKNOFEST’in bence en büyük başarısı, bir çocuğun zihnindeki bu cümleyi büyütmesidir.
Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca fabrikalarda, laboratuvarlarda veya savunma sanayisi tesislerinde kurulmaz.
Gelecek, önce çocukların zihninde kurulur.
Bir çocuk gökyüzüne bakarken yalnızca uçan bir savaş uçağı görüyorsa başka…
“Bir gün bunu ben yapacağım.” diyorsa bambaşka.
Şanlıurfa’da beni en çok etkileyen manzaralardan biri de bu yüzden gökyüzündeki gösteriler değil, gökyüzüne bakan çocukların yüzlerinde ışıldayan, pırıl pırıl parlayan gözleriydi.
Kimi yöresel kıyafetleriyle gelmişti.
Kiminin elinde Türk bayrağı vardı.
Kimi daha yürümeyi yeni öğrenen çocuğunu getirmişti.
Kimi yaşının ilerlemiş olmasına rağmen teknoloji stantlarının önünde merakla duruyordu.
Yani TEKNOFEST aslında yalnızca gençlerin değil, bir milletin ortak merakının festivaliydi.
Ve o merak, Şanlıurfa’nın kadim ruhuyla birleşiyordu.
Düşünün…
İnsanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden birinde, binlerce yıl önce taşlara şekil veren insanın torunları bugün yapay zekâ konuşuyor, insansız sistemler geliştiriyor, uzaya bakıyor, hava savunma sistemleri tasarlıyor.
Geçmişin taşları ile geleceğin çipleri aynı coğrafyada buluştu.
Tarihin sıfır noktası, teknolojinin geleceğine ev sahipliği yaptı.
Ve gökyüzünde uçan her millî platform, aslında yalnızca bir mühendislik başarısını değil, bir özgüven değişimini de temsil etti.
Çünkü yıllarca bize “Siz yapamazsınız.” denilen şeylerin karşısında artık gençlerimiz “Neden yapamayalım?” diye soruyor.
Bu değişim küçümsenecek bir değişim değil.
Bir ülkenin teknolojik bağımsızlığı kadar önemli olan başka bir bağımsızlık daha var:
Zihinsel bağımsızlık.
TEKNOFEST biraz da bunun adı.
“Biz de yapabiliriz.” Yaptık.
“Biz de üretebiliriz.” Ürettik.
“Biz de dünyaya teknoloji sunabiliriz.” Sunuyoruz.
“Biz yalnızca tüketen değil, üreten olabiliriz.” Olduk.
Bu yüzden ENFÂL-17 ismi bir zihniyet dönüşümünü hatırlatıyor.
İnsan aklıyla üretmek…
Bilimle ilerlemek…
Teknolojiyle güçlenmek…
Ama bütün bunları yaparken kendi köklerinden kopmamak.
Belki de asıl mesele budur.
Çünkü teknoloji, insanın elindeki en büyük imkânlardan biridir. Fakat onu anlamlı kılan yalnızca ne kadar hızlı, ne kadar güçlü veya ne kadar gelişmiş olduğu değildir.
Hangi amaçla kullanıldığıdır.
Bir ülkenin savunma sanayisi, yalnızca silah üretme kapasitesi değildir.
Aynı zamanda kendi insanını koruyabilme iradesidir.
Kendi kararını verebilme kabiliyetidir.
Başkasının merhametine, iznine veya teknolojisine mahkûm olmama kararlılığıdır.
Şanlıurfa’da gördüğümüz şey bundan daha büyüktü.
Çünkü orada yalnızca mühendislerin ürettiği teknolojiler yoktu.
O teknolojilere bakıp hayal kuran bir nesil vardı.
Ve TEKNOFEST’in asıl zaferi de burada.
1,5 milyondan fazla insanın ziyaret ettiği bir festivalden söz ediyoruz.
Ama rakamların ötesinde bir şey var ki o da o kalabalığın içerisinde yarının dehalarının var olması.
Belki bir savunma sanayisi mühendisi…
Belki bir yazılımcı…
Belki bir pilot…
Belki bir bilim insanı…
Belki de Türkiye’nin bugün adını bile bilmediğimiz yeni bir teknolojisini geliştirecek genç bir zihin.
İşte bu yüzden TEKNOFEST’e “panayır” diyen sığ beyinlerin aksine, burada bir ülkenin geleceğini görmek gerekiyor.
Tarihin sıfır noktasından geleceğin gökyüzüne uzanan bir yoldur TEKNOFEST.
Ve o yolun üzerinde, beni çok etkileyen, duygulandıran ve tarifsiz bir gurur yaşatan, adı ENFÂL-17 olan bir füze duruyordu.
Bize belki de en sade hâliyle şunu hatırlatıyordu:
Gücünü bil. Aklını kullan. Üretmekten vazgeçme. Köklerini unutma. Ve gökyüzüne bakarken, oraya yalnızca bakma… Bir gün orada neyi senin yapacağını da hayal et. Ve en önemlisi, asıl savunma o sistemleri tasarlayacak neslin hayal gücünü korumaktır!
- Yeniden eskiye
- Eskiden yeniye
- Öne Çıkanlar






