BIST14.012,42%0.57
USD48.438%0,17
EURO56,2533 %-0.21
ALTIN6.898,85 %-0.74
Gündem

Ekonomide 3 yıllık yol haritası açıklandı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, fiyat istikrarını kalıcı biçimde tesis etmek ve enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek için para, maliye ve gelirler politikalarının güçlü bir eş güdüm içerisinde uygulanmaya devam edileceğini belirterek, "2027 yılında yüzde 21’e, 2028'de 13,5’e ve 2029'da yüzde 9’a gerileyeceğini hedefliyoruz" dedi.

Abone OlGoogle News
06 Eylül 2026 15:15

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yıllık dönemine yön verecek 2027–2029 Orta Vadeli Programı'nı (OVP) kamuoyuyla paylaştı.

Türkiye ekonomisinin üç yıllık hedef ve politikalarının yer aldığı Orta Vadeli Program'ın (OVP) onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı.

"Program, bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır"

Cevdet Yılmaz konuşmasına şu sözlerle başladı:

"Sunumumda öncelikle dünya ekonomisindeki mevcut görünüme değinecek, ardından uygulamakta olduğumuz program kapsamında bugüne kadar kaydettiğimiz mesafe ve sonrasında 2027–2029 dönemine ilişkin makroekonomik hedeflerimizi sizlerle paylaşacağız. Bu hedeflere nasıl ulaşacağımıza dair öncelikli reform alanlarımızı, planlanan politika ve tedbirlerimizi ortaya koyacağız.

Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan Orta Vadeli Program, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır. Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta; aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır.

Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan Orta Vadeli Program, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır.
Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta; aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır."

"Bölgemizden yaşanan gelişmeler birçok alanda hissediliyor"

Dünya ekonomisinin son dönemde ekonomik, teknolojik ve jeopolitik gelişmelerin iç içe geçtiği, öngörülebilirliğin azaldığı ve risklerin tarihî yüksek seviyelere çıktığı yeni bir süreçten geçtiğini belirten Yılmaz şu ifadeleri kullandı:

"Türkiye ekonomisi de elbette dünyadan ve bölgemizde yaşanan bu gelişmelerden bağımsız değildir. Özellikle bölgemizde yaşanan savaşın doğrudan ve dolaylı etkileri; enerji ve emtia fiyatlarından küresel ticarete, enflasyon görünümünden büyüme beklentilerine kadar birçok alanda hissedilmektedir. Bunun yanında geleneksel tarife artışlarının yanında yeni nesil korumacılık eğilimleri ve ticaret politikalarındaki belirsizlikler de küresel görünümü etkilemektedir."

"Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir"

Cevdet Yılmaz, programın makroekonomik çerçevesi geçtiğimiz yıl esas alınan varsayımlar bu yılın başında bölgedeki savaş başta olmak üzere içerisinde meydana gelen hadiseler doğrultusunda güncellendiğini söyledi:

"Geçtiğimiz OVP’deki varsayımların başında gelen küresel büyüme tahmini yüzde 3,1’den yüzde 3’e geriledi. Ticaret ortaklarımızın büyüme tahmini yüzde 2,4’ten yüzde 1,6’ya, Avro Bölgesi büyümesi yüzde 1,2’den yüzde 0,9’a gerilerken bölgemizde yaşanan savaşın etkisinin en belirgin görüldüğü Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) ülkelerinde ise yüzde 3,4 olarak öngörülen büyüme, yüzde eksi 0,5’e kadar geriledi.

Geçtiğimiz yıl OVP’yi hazırlarken uluslararası kuruluşların tahminleriyle uyumlu olarak 2026 yılı için 64,3 dolar olarak varsaydığımız Brent petrol fiyatı ortalamada 89,3 dolara yükseldi. Enerji dışı emtia fiyatlarında yüzde 5,7 oranında düşüş beklerken bugün yüzde 18,6 oranında bir artış öngörülmektedir. Küresel enflasyon tahmini ise bu gelişmelere bağlı olarak yüzde 3,6’dan yüzde 4,7’ye yükselmiş durumdadır.

Özellikle savaşla birlikte enerji ve emtia fiyatlarında ortaya çıkan arz yönlü baskılar ve başlıca ticaret ortaklarımızdaki zayıflama, doğal olarak 2026 yılı tahminlerimize de yansımıştır. 2026 yılı büyüme tahminimizi yüzde 3,3 olarak güncelledik. Sanayi büyümesi tahminimiz yüzde 2,3’e gerilerken yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 28,4’e yükseldi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin dış dengemiz üzerinde doğrudan etkisiyle enerji ithalatı tahminimiz 63 milyar dolardan 71 milyar dolara yükselirken dış ticaret açığı tahminimiz 96 milyar dolardan 105 milyar dolara çıkmıştır. Buna bağlı olarak cari işlemler açığının millî gelire oranına ilişkin tahminimizi de yüzde 2,6’ya güncelledik. Turizm gelirleri tahminimiz ise yine savaşın etkisiyle 68 milyar dolardan 65 milyar dolara revize edilmiştir. Bu güncellemeler Programımızın yönünde veya ana çerçevesinde bir değişiklik anlamına gelmemektedir. Nitekim geçtiğimiz yıl öngörülmeyen ölçekte ortaya çıkan savaş ve beraberinde getirdiği enerji ve emtia şoku, dış talepteki zayıflamayla birlikte tüm ekonomiler üzerinde ilave bir yük oluşturmuştur. Buna rağmen Türkiye ekonomisi üretmeye, büyümeye ve istihdam oluşturmaya devam etmektedir."

"2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir"

2026 yılının hem küresel büyüme hem de dünya ticaretinin belirgin biçimde ivme kaybettiği bir yıl olduğunu belirten Yılmaz, "2027 yılına ilişkin beklentiler küresel görünümde yeniden bir toparlanmaya işaret etmektedir. Küresel büyümenin yüzde 3,4’e, küresel ticaret hacmindeki artışın ise yüzde 4,3’e yükselmesi beklenmektedir. Özellikle küresel ticarette beklenen bu canlanmanın, dış talep koşullarının iyileşmesine ve ihracatçı ülkeler açısından daha destekleyici bir ortamın oluşmasına katkı sağlamasını bekliyoruz" dedi.

'İhracat küresel şoklara karşı güçlendirilecek'

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, ihracat konusuyla ilgili şunları aktardı:

"İhracatımızın yaklaşık yüzde 96’sını oluşturan başlıca ticaret ortaklarımızın ağırlıklı büyümesinin, 2025 yılındaki yüzde 2,4 seviyesinden 2026 yılında yüzde 1,6’ya gerilemesini bekliyoruz. 2027 yılında ise dış talep koşullarının yeniden iyileşmesiyle bu oranın yüzde 2,8’e yükselmesini öngörüyoruz.
Bu zayıflama, ihracatımızın yaklaşık yüzde 43’ünü gerçekleştirdiğimiz Avrupa Birliği ile yüzde 22’sini gerçekleştirdiğimiz MENA bölgesinde özellikle dikkat çekicidir. En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa Birliği’nde 2025 yılında yüzde 1,6 olarak gerçekleşen büyümenin 2026 yılında yüzde 1,2’ye gerilemesi, 2027 yılında ise sınırlı bir toparlanmayla yüzde 1,4 seviyesine yükselmesi beklenmektedir.

MENA Bölgesinde ise savaşın ve jeopolitik gerilimlerin ekonomik faaliyet üzerindeki etkisi çok daha belirgindir. 2025 yılında yüzde 3,3 büyüyen bölge ekonomisinin, 2026 yılında yüzde 0,5 oranında daralacağı tahmin edilmektedir. 2027 yılında beklenen yüzde 7,3’lük güçlü büyümede ise 2026 yılındaki bu sert daralmanın oluşturacağı baz etkisinin önemli rol oynayacağını değerlendiriyoruz.

Dolayısıyla, AB ve MENA bölgelerinin toplam ihracatımızın yaklaşık üçte ikisini oluşturduğu dikkate alındığında 2026 yılında ihracatçılarımızın oldukça zorlu bir dış talep ortamına rağmen başarılı bir performans sergiledikleri görülmektedir. Yıllar içerisinde ihracat pazarlarını çeşitlendiren ülkemizin mevcut pazardaki güçlü konumunu korurken yeni pazarlara erişimini artırma, ihracatımızı bölgesel ve küresel şoklara karşı daha dayanıklı hâle getirme çabamız önümüzdeki dönemde de devam edecek."

"Risklerin etkisini sınırlayıcı tedbirler alınıyor"

Küresel ekonomik görünüm üzerinde belirleyici olan unsurlardan birinin de jeopolitik risklerde yaşanan belirgin artış olduğunu vurgulayan Yılmaz şöyle konuştu:

"Savaşın başlamasıyla birlikte jeopolitik risk endeksinin çok hızlı bir şekilde yükseldiğini görüyoruz. Savaş öncesinde uzun dönem ortalaması etrafında seyreden endeks, savaşın ardından tarihsel ortalamasının oldukça üzerine çıkmış ve yüksek bir oynaklık göstermiştir. Jeopolitik gerilimler enerji ve emtia piyasalarından ticaret ve lojistik hatlarına, yatırım kararlarından finansal piyasalara kadar birçok kanal üzerinden dünya ekonomisine yayılmaktadır. Bu gelişmeleri ve oluşturabilecekleri ilave riskleri yakından takip ediyor, etkileri sınırlandırıcı tedbirler alıyor, ekonomi politikalarımızı farklı senaryoları dikkate alan, dışsal şoklara karşı dayanıklılığı güçlendiren bir anlayışla yürütüyoruz."

"Küresel arz koşulları fiyatları yukarı taşıdı"

Yılmaz konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:

"2025 yılı ile kıyaslandığında, 2026 yılında özellikle enerji fiyatlarında çok kısa bir süre içerisinde son derece sert bir yükseliş gerçekleşmiş, bu artış küresel emtia fiyatları genelini de yukarı taşımıştır. Enerji dışı emtia fiyatlarında da savaş öncesinde başlayan yukarı yönlü eğilimin tedarik kesintileriyle savaş sonrasında daha da güçlendiğini görüyoruz. Küresel arz koşullarından kaynaklanan bu fiyat hareketleri bir taraftan enerji ithalat maliyetlerimizi ve dış ticaret dengemizi etkilerken diğer taraftan üretim ve ulaştırma maliyetleri üzerinden enflasyon görünümüne de yansımaktadır. Nitekim geçtiğimiz yıl 2026 yılı için 63 milyar dolar olarak öngördüğümüz enerji ithalatı tahminimizi bu yıl 71 milyar dolara güncellememizde de bu gelişmeler etkili olmuştur."

"Temel önceliğimiz ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek"

Cevdet Yılmaz, programın hayata geçirildiği günden bu yana temel önceliklerinin, makroekonomik istikrarı güçlendirmek, ekonomide dengelenmeyi sağlamak, enflasyonu kalıcı biçimde düşürmek ve kazanımları sürdürülebilir hâle getirmek olduğunu söyledi. Son dönemde karşı karşıya kalınan ilave dışsal şoklara rağmen programın temel alanlarda somut sonuçlar üretmeye devam ettiğini ortaya koyduğunun altını çizdi. 

Yılmaz, tüketim ağırlıklı bir yapı yerine üretim kapasitesini artıran yatırımların öne çıkmasının, enflasyonla mücadeleyi destekleyen, dış denge üzerindeki baskıları sınırlayan ve potansiyel büyümemizi yükselten daha sağlıklı bir makroekonomik görünüm sunduğunu ifade etti.

"Uygulanan politikalarla TL'ye güven artmaya devam ediyor"

Uygulanan politikalar çerçevesinde TL'ye güvenin artmaya devam ettiğini, TL mevduatın toplam mevduat içindeki payının yüzde 31,6 seviyesinden 28 Ağustos itibarıyla yüzde 61,5 seviyesine yükselmesiyle izlenen politikaların isabetli olduğunun somut göstergesi olduğunu vurguladı.

Koşullu yükümlülüklerden olan KKM’den çıkış kararının alındığı tarihten bu yana, YP mevduatın payı yüzde 38,5 düzeyinde gerçekleştiğini, buna karşın, KKM’den sorunsuz bir şekilde çıkış sürecinin tamamlandığını aktardı.

"Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde geriledi"

Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik görünümdeki belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerin 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaştığını ifade eden Yılmaz, "Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden 220 seviyesinin de altına inmiştir.  Bu önemli gelişme gerek kamu gerekse özel kesimin yabancı para cinsi borçlanmasında faiz yükünü azaltmıştır" dedi.

"İhracatımız nitelik olarak da güçlendi"

Kaydedilen mesafenin önemli göstergelerinden birinin de ihracattaki olumlu seyir ve ihracatın teknoloji kompozisyonundaki iyileşme olduğu söyleyen Cevdet Yılmaz şöyle konuştu:

"Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen Ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 Ağustos’unda yüzde 40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içerisindeki payı, 2026 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 44,1’e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, diğer taraftan ihracatımızı daha yüksek teknoloji ve katma değere dayalı bir yapıya dönüştürüyoruz."

"Dış dengede baskının geçici olması bekleniyor"

Yılmaz, ihracattaki güçlü performansa rağmen enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişin dış denge üzerinde geçici bir baskı oluşturduğunu aktardı:

"Cari işlemler açığının millî gelire oranı 2024 yılı Haziran ayında yüzde 1,8, 2025 yılı Haziran ayında ise yüzde 1,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı Haziran ayı itibarıyla bu oran yüzde 2,3’e yükselmiştir. Yaklaşık 0,7 puanlık fark savaş nedeniyle, ithalat fiyatlarında öngörülerimizin üzerinde gerçekleşen artışın cari denge üzerindeki ilave etkisini ortaya koymaktadır. Ayrıca mevcut seviyenin, 2000–2025 dönemi uzun dönem ortalaması olan yüzde 3,2’nin belirgin altında ve yönetilebilir seviyede olduğunu özellikle vurgulamak isterim. Dolayısıyla dış dengede daha dayanıklı bir yapı söz konusudur. İhracatımızdaki seyir, turizm gelirlerimiz ve enerji fiyatlarında beklenen normalleşmeyle birlikte, bu geçici etkinin azalmasını ve cari işlemler açığının yeniden düşük seviyelere gerilemesini bekliyoruz."

"Savaşın enflasyon üzerindeki etkisi 7 puan"

Programın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat edildiğini altını çizen Cevdet Yılmaz şunları aktardı:

"2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmış, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz.

 

TÜFE sepetinin yüzde 34,5’ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Enerji ve emtia fiyatlarındaki artış, ulaştırma maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki baskılar bu gruptaki fiyat hareketini hızlandırmıştır. Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade, savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkileri yaklaşık 7 puan olarak hesaplanmıştır. Arz şoklarının etkisinin zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz."

Geçtiğimiz OVP’de 2025 yılı için bütçe açığının millî gelire oranının yüzde 0,8 seviyesindeki deprem harcamalarına rağmen 2025 yıl sonunda yüzde 2,9 oranında gerçekleştiğini belirten Yılmaz, "Bu gelişmede, deprem kaynaklı harcamalar sürerken diğer harcamalar üzerinde alınan ilave tedbirler etkili olmuştur" dedi.

"Tasarruf tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler aralıksız sürüyor"

Cevdet Yılmaz 260 kamu idaresinin tasarruf tedbirleri konusunda yakından takip edildiğini söyleyen Yılmaz şunları belirtti:

"Uyguladığımız Tasarruf Genelgesi’yle harcama disiplinini güçlendirdik. Tasarruf Tedbirleri Bilgi Sistemimiz ile 260 kamu idaresini yakından takip ediyoruz. Tedbirlerin uygulanmasına yönelik denetimler de aralıksız sürdürülüyor. Bugüne kadar 2.016 harcama biriminde denetim gerçekleştirildi, denetim raporları Cumhurbaşkanlığı ve ilgili idarelerle paylaşılıyor. Genelge kapsamındaki harcamaların bütçe içindeki payı uzun dönem ortalaması olan yüzde 4,6’dan, 2024 yılında 3,1’e 2025 yılında ise yüzde 2,9 seviyesine geriledi. Bu yönde kararlılığımızı sürdüreceğiz."

"Türkiye’nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz"

Türkiye'nin 2002 yılında 238 milyar dolar hacmi, 3600 dolar civarı kişi başı geliri olan bir ülke olduğunu ancak 2026 yılı sonunda millî gelirin Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına millî gelirin de yine ilk kez 20 bin doları aşmasını öngördüklerini ifade etti:

"Türkiye’nin, 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğini aşmasını bekliyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında nominal olarak 16; satın alma gücü paritesine göre ise 11’inci ekonomi konumunda olacağız. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin ulaştığı seviyenin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz."

"Arz şoklarına karşı yeni politikalar uygulanacak"

Cevdet Yılmaz, Cumhurbaşkanı'nın güçlü liderliğiyle ortaya konan vizyonlu programla 2023 yılından bu yana kararlılıkla ve bütüncül bir anlayışla sürdürüldüğünü hatırlattı:

"Bu süreçte, kırılganlıkları azaltırken makroekonomik istikrarın sürdürülmesi ve büyümenin dengeli kompozisyonunun sağlanması, enflasyondaki belirgin gerileme, dış dengenin güçlendirilmesi, rezervlerin artırılması ve finansal dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarında önemli mesafeler kat ettik.
Önümüzdeki dönemde temel hedefimiz, fiyat istikrarını kalıcı hâle getirerek enflasyonu tek haneli seviyelere indirmek ve mali disiplinimizi güçlü bir şekilde muhafaza etmektir. Büyümenin toplumun tüm kesimlerine daha güçlü şekilde yansıması amacıyla istihdamı artıracak, atıl işgücünü azaltacak politikaları hayata geçireceğiz. Enerji başta olmak üzere kritik girdilerde arz güvenliğimizi güçlendirecek, üretim zincirlerimizin dayanıklılığını artıracak ve arz şoklarının ekonomi üzerindeki etkilerini en aza indirecek politikalarımızı sürdüreceğiz. Programda öngördüğümüz yapısal reformlarla verimlilik ve rekabet gücümüzü artıracağız."

Türkiye'nin yatırım cazibesi artırılacak

İstikrarsızlığın ve belirsizliğin arttığı bir küresel ortamda, siyasi istikrar ve öngörülebilir politikalar ile oluşan fırsatları değerlendirerek Türkiye'nin cazibesini artıracaklarını söyleyen Yılmaz, "Bu bağlamda, Türkiye Yüzyılı: Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı ile vergi mimarisinde küresel ölçekte çok önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Yaptığımız düzenlemeler ile uluslararası doğrudan yatırımları artırmayı, rekabetçi bir transit ticaret merkezi oluşturmayı, küresel yeteneklerin, girişimcilerin, teknoloji şirketlerinin ve çok uluslu firmaların merkez operasyonlarını ülkemize çekmeyi amaçladık.
Ayrıca, vergiye uyumu güçlendirmek için ve yurt dışında bulunan varlıkların Türkiye’ye getirilerek millî ekonomiye kazandırılmasını teşvik ettik" diye konuştu.

OVP'nin makroekonomik hedefleri

Cevdet Yılmaz, 2027-2029 Orta Vadeli Programın makroekonomik hedefleriyle ilgili şunları açıkladı:

"2026 yılında yüzde 3,3 olarak gerçekleşmesini beklediğimiz büyümenin, kademeli olarak güçlenerek 2027 yılında yüzde 4,2’ye, 2028 yılında yüzde 4,6’ya ve 2029 yılında yüzde 5’e ulaşmasını öngörüyoruz. Yeni Program döneminde makroekonomik istikrarla uyumlu, üretim kapasitesi ve verimliliği artıran, enflasyonist baskı oluşturmayan sürdürülebilir bir büyüme anlayışı içindeyiz. Bunun için büyümenin niteliğini de dönüştüreceğiz. Tarımda teknoloji ve verimlilik artışını, sanayide üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun yükselmesini, hizmetlerde ise bilgi ve teknolojiye dayalı yüksek katma değerli faaliyetlerin daha fazla öne çıkmasını sağlayacağız. Beşerî sermayemizi güçlendirirken kamu yatırımlarının özel sektör yatırımları açısından ön açıcı ve tamamlayıcı hâle getireceğiz. Bu yaklaşımın merkezinde verimlilik yer alıyor. Kaynaklarımızı daha etkin kullanan, teknolojiyi üretim süreçlerine güçlü biçimde dâhil eden ve toplam faktör verimliliğini kalıcı artıran bir ekonomik yapı oluşturmayı amaçlıyoruz."

 

 

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar