İRAN VURUYOR, KÖRFEZ YANIYOR
.

ABD İran’ı vuruyor, İran karşılık veriyor.
Ama ortaya çıkan tabloya baktığınızda ilginç bir gerçek karşınıza çıkıyor: En büyük zararı İran değil, Körfez ülkeleri görüyor.
Bildiğiniz üzere Ortadoğu’da yaşanan her krizin, her çatışmanın ardında enerji, para, küresel güç dengeleri ve lojistik yollarının güvenliği vardır.
Bugün ABD ile İran arasındaki gerilime de bu gözle bakmak gerekiyor. Çünkü görünen tablo ile gerçekte ortaya çıkan sonuç aynı değil.
Suudi Arabistan’ın enerji tesisleri hedef oluyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin kritik altyapıları zarar görüyor.
Katar’ın LNG üretim zinciri sekteye uğruyor.
Kuveyt’in yakıt depoları ve lojistik hatları etkileniyor.
Ve dikkat çekici olan şu: Bu ülkelerin tamamı uzun yıllardır ABD’nin müttefiki.
Peki o zaman sorulması gereken soru şu:
Eğer ABD bu ülkelerin güvenlik garantörü ise, neden yangın onların topraklarında çıkıyor?
Evet, bu sorunun cevabı Ortadoğu’daki askeri dengelerde değil, küresel finans sisteminde saklı.
Dünyayı 50 yıl şekillendiren sistem çöktü mü?
1970’li yıllar küresel ekonomi açısından bir kırılma dönemiydi. ABD, doların altın karşılığı sisteminden çıkmış ve para sistemini yeni bir dengeye oturtmak zorunda kalmıştı.
Bu noktada 1974 yılında ABD ile Suudi Arabistan arasında kritik bir anlaşma yapıldı. Anlaşmanın özü çok basitti ama etkisi devasa oldu:
Dünya petrol ticareti yalnızca dolar üzerinden yapılacaktı ve bunun karşılığında ise ABD, Suudi Arabistan’ın güvenliğini garanti edecekti.
Bu anlaşma zamanla tüm Körfez ülkelerine yayıldı ve ortaya petrodolar sistemi çıktı.
Yani dünya petrol almak istiyorsa önce dolar almak zorundadır.
Bu durum iki kritik sonucu doğurdu:
Birincisi, bütün ülkeler rezervlerinde dolar tutmaya başladı.
İkincisi ise ABD, dünyanın en büyük borç ekonomisini sürdürebilecek güce kavuştu. Çünkü herkesin dolara ihtiyacı vardı.
Bu sistem yaklaşık yarım asır boyunca küresel ekonominin temel direği oldu.
Ancak bu sistemin tekbir zayıf noktası vardı.
Eğer bir ülke petrolünü dolar dışında bir para birimi ile satmaya başlarsa, bu domino etkisi yapabilirdi. Çünkü fikirler bulaşıcıdır. Biri yaparsa diğeri de yapmayı düşünür.
Nitekim 2000 yılında Irak lideri Saddam Hüseyin petrol satışlarını dolardan euroya çevirdi. Bu hamle finansal açıdan büyük bir meydan okumaydı. Ve üç yıl sonra ABD Irak’ı işgal etti.
İşgalin resmi gerekçesi kitle imha silahlarıydı!
Ancak işgalden sonra gerçekleşen ilk ekonomik adımlardan biri, Irak petrolünün yeniden dolar üzerinden satılması oldu.
Mesaj oldukça açıktı aslında: Petrodolar sisteminden çıkan bedelini öder.
Bu nedenle uzun yıllar boyunca hiçbir büyük petrol üreticisi bu sistemin dışına çıkmaya cesaret edemedi.
Fakat son yıllarda küresel dengeler değişmeye başladı. Çin’in yükselişi, enerji ticaretinde yeni para birimlerinin konuşulmasına neden oldu.
Son birkaç yıl içinde dikkat çekici birtakım gelişmeler yaşandı:
İran, Çin ile uzun vadeli stratejik enerji anlaşmaları yaptı ve petrolünün önemli kısmını yuan ile satmaya başladı.
Suudi Arabistan ile Çin arasında yuan üzerinden finansal anlaşmalar ve enerji ödemeleri gündeme geldi.
Katar, Çinli enerji şirketleriyle uzun vadeli LNG sözleşmeleri imzaladı.
Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, BRICS platformuna dahil oldu.
Bu gelişmeler küresel finans sitemi açısından oldukça kritik bir anlam taşıyor.
Çünkü petrol ticaretinin dolar dışına kayması demek, doların küresel hakimiyetinin sorgulanması demektir. Ve bu durum, Washington açısından ekonominin yanı sıra stratejik bir güvenlik meselesidir.
Bugün baktığınızda, İran zaten uzun yıllardır yaptırımlar altında yaşayan bir ülke. Ekonomik olarak izole edilmiş durumda.
Ancak körfez ülkeleri küresel finansın merkezi haline gelmiş ekonomilere sahip.
Enerji altyapıları, finans merkezleri ve ticaret ağları küresel ekonominin önemli parçaları. Dolayısıyla bu altyapıların zarar görmesi yalnızca bölgesel değil, küresel bir ekonomik etki yaratıyor.
Bu sebeple, “gerçek hedef İran mı, yoksa İran üzerinden oluşan yeni ekonomik dengeler mi?” sorusu akıllara geliyor.
Neticede bu soruyu destekleyen Venezuela parantezi var:
Dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip olan Venezuela’da ABD’nin enerji şirketlerine yeniden faaliyet izni verilmesi, küresel enerji piyasasında yeni bir sayfa açtı.
Amerikan ve Avrupa enerji şirketleri, Venezuela’nın petrol altyapısını yeniden ayağa kaldırmak için yetkilendirildi.
Bu, enerji piyasasında yeni bir arz merkezinin ortaya çıkabileceği anlamına geliyor.
Tam da bu süreçte Ortadoğu’da enerji altyapılarının zarar görmesi tesadüf mü?
Yoksa küresel enerji haritasında yeni bir düzen mi kuruluyor?
Tüm bu soruların cevabını zaman gösterecek.
- Yeniden eskiye
- Eskiden yeniye
- Öne Çıkanlar





