AYNI HİLALİN ALTINDA, FARKLI ACILARIN GÖLGESİNDE
.

Ramazan…
Takvim yapraklarına düşen değil, kalbe inen bir ay. İnsanın kendi iç muhasebesiyle yüzleştiği, susarak konuştuğu, aç kalarak anladığı, dua ederek dirildiği bir zaman dilimi….
Ancak bu yıl da Ramazan, yalnızca mahyalarla, hurma sofralarıyla, teravih telaşıyla gelmiyor. Aynı hilalin altında, kimi coşkuyla, kimi enkazın gölgesinde karşılıyor bu mübarek ayı.
İftar sofralarına otururken kendi açlığımızı değil; Gazze’nin, Suriye’nin, Sudan’ın, Arakan’ın ve Doğu Türkistan’da suskun çığlını düşünelim.
Gazze…
Gazze’de Ramazan, enkazların içinde, bombaların gölgesinde karşılanıyor. Yıkılmış camiler, enkaz haline gelmiş evler ve göç yollarında iftar açan insanlar…
Ama buna rağmen bir şey değişmiyor: Direniş ruhu.
Bir hurmayı üçe bölüp paylaşan çocukların gözünde hem hüzün var hem vakar. Çünkü Gazze’de Ramazan, onurla sabrın birleştiği bir duruş. Onlar için iftar, varlık mücadelesini bir gün daha sürdürmenin şükrü.
Suriye…
Suriye’de yıllarca süren iç savaşın izleri hala silinmiş değil. Harabeye dönmüş mahallelerde, çadır kentlerde, yıkılmış camilerin avlusunda Ramazan karşılanıyor.
Bir zamanlar kalabalık aile sofralarının kurulduğu evlerin yerinde şimdi, tıpkı Gazze’deki gibi bir boşluk var. Ama o boşlukta hala şükür hakim.
Suriye’de Ramazan, kayıpların ardından edilen bir sabır duası gibi. Hüzün ağır, ama iman diri.
Sudan…
Sudan bugün dünyanın en az konuşulan ama en ağır insani krizlerinden birini yaşayan ülke. İç çatışmalar, yerinden edilen milyonlar, açlık ve güvensizlik…
Ramazan, burada sessiz bir dayanışma ayı. Paylaşacak çok şey yok belki ama bölüşme kültürü hala diri. Bir tas çorba, bir parça ekmek, bir dua…
Sudanlı bir annenin gözyaşı, dünyanın en büyük mahkemesine sunulmuş bir delil gibi duruyor önümüzde. Zulüm sadece görünenle sınırlı değil, çoğu zaman unutulmuş olmak da bir zulümdür.
Arakan…
Rohingya Müslümanlarının yıllardır vatansız bırakıldığı topraklar.
Kimlikleri inkar edildi, evleri yakıldı, sınırlar kapatıldı. Bugün büyük bir kısmı mülteci kamplarında Ramazan’ı karşılıyor.
Ama ne ilginçtir ki en çok “ümmet bilinci” belki de oralarda hissediliyor. Çadırlardan yükselen bir tekbir sesi ile dünyaya “Biz hala buradayız” diye haykırılıyor.
Arakan’da Ramazan, var olma mücadelesinin ibadete dönüşmüş hali.
Kalbimizin bir diğer kanayan yarası Doğu Türkistan…
Dünyada Ramazan ayının sükuta bürünmüş yeridir Doğu Türkistan. Uygurlar, ibadetlerini yaşamakta ciddi baskı ve zulüm altındalar.
Her ibadet gibi oruç tutmanın da yasak olduğu bir yerde, Ramazan içe dönük bir direnişe dönüşüyor. Belki yüksek sesle ezan okunmuyor, belki kalabalık teravihler kılınmıyor; ama kalplerin içindeki teslimiyet kimsenin kontrol edemeyeceği kadar derin.
Ve Türkiye…
Bu yıl Ramazan’ın bir başka yönü daha var, nesiller de kuruluyor.
Ülke genelinde sokaklarda, caddelerde, okullarda, gençlik merkezlerinde ve eğitim kurumları başta olmak üzere birçok yerde Ramazan’a dair bilinçli ve kıymetli çalışmalar yapıldı.
Bu önemli.
Çünkü Ramazan yalnızca bireyin ibadeti değil, toplumun karakterini inşa eden bir mekteptir de. Çocuklarımız bir kumbaraya para bırakırken, gençlerimiz yardım kolisi hazırlarken aslında sadece bir faaliyete katılmış olmuyor, merhametin ne olduğunu öğreniyor.
Gazze’de bir çocuğun açlığını, Sudan’daki bir annenin çaresizliğini, Arakan’daki bir mültecinin sessizliğini ders kitaplarında değil, vicdanlarında hissederek büyüyorlar.
İşte bu, Ramazan’ın gerçek kazanımıdır.
Eğer bir ülkede çocuklar paylaşmayı öğreniyor, gençler mazlum coğrafyalar için dua ediyorsa, eğitim kurumları akademik başarının yanında ahlaki sorumluluğu da önceleyebiliyorsa, o toplumun geleceği sağlam temeller üzerindedir.
Bize ait olmayan inançların kutlamaları aylar öncesinden başlarken, belki de ilk defa Ramazan coşkusuna her yerde böylesine şahit oluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere Milli Eğitim Bakanı ve tüm bu çalışmalarda emeği geçen herkese şükranlarımızı sunuyoruz.
Asıl inşa edilen şey nesildir.
Ve güçlü nesiller, güçlü yarınların teminatıdır.
Ramazan, bize açlığı öğretmek için gelmiyor; empatiyi, merhameti, sorumluluğu hatırlatmak için geliyor.
Biz sıcacık evlerimizde, çeşitli yiyeceklerle donatılmış sofralarımıza otururken aklımız zulüm altındaki müminlere gitmiyorsa, Ramazan’ın ruhunu yaşayamıyoruz demektir.
Ben inanıyorum ki,
Bir gün Gazze’de ezanlar hiç susmadan okunacak.
Suriye’de şehirler yeniden inşa edilirken teravih safları dolacak.
Sudan’da çocuklar silah sesini değil, mahya ışıklarını hatırlayacak.
Arakan’da aidiyet konuşulacak.
Ve Doğu Türkistan’da Ramazan özgürce yaşanacak.
O güne kadar bize düşen; dua etmekten vazgeçmemek, görmezden gelmemek ve adaleti savunmaktan geri durmamaktır.
Çünkü Ramazan diriliş ayıdır ve en büyük oruç, kalbimizi duyarsızlıktan korumaktır.
- Yeniden eskiye
- Eskiden yeniye
- Öne Çıkanlar





