BIST1.111,96%7.5713
USD7.5625%0.15
EURO8,9535%0.01
ALTIN473,93%0.47
Akit HaberYazarlarYaşar DeğirmenciFikrin namusundan rahatsız olunmaz!

Fikrin namusundan rahatsız olunmaz!

Yaşar Değirmenci

06 Ağustos 2020 09:42

‘Bildiğimiz cinsiyetleri, dinleri, devletleri yok edecekler. Tek devlet, bütün dinlerin karışımı tekno-pagan tek bir din, bütün cinsiyetlerin karışımı akışkan, cinsiyetsiz bir cinsel kimlik inşa edecekler. İstanbul Sözleşmesi’nde kadına yönelik şiddet, cinayet, tecavüz sorunlarının hepsi maske, kılıf. Asıl dert ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ ve ‘cinsel yönelim tercihi’ gibi kavramlarla sapkın eşcinsel ilişki biçimlerini yasayla meşrulaştırmak ve yasa yoluyla topluma dayatmak! Buna asla göz yumulamaz ve izin verilemez! Kadem, yerini bilmeli. Kadem, bize örnek bir Müslüman aile modeli geliştirmeli ve bunu toplumun bütününe sunabilmeliydi. Böyle bir kaygıları oldu mu? Kadem, bundan sonra aileyi eksene alan model bir Müslüman tipi ve ilişkiler haritası çıkarmaya kafa yormalı ve bunu bütün dünyaya sunacak şekilde yapmalı. Bu dert, bu kaygı, bu birikim yoksa niçin var ki Kadem? İstanbul Sözleşmesi, çok büyük sosyo-kültürel yarılmalara ve ailevî yıkımlara yol açacak toplumda. Çok büyük yaralara yol açtı daha şimdiden. Kadem’in ve diğer kadın derneklerinin durdukları yer, bu toplumun medeniyet dinamiklerinin ürünü Müslümanca bir yer değil. Çok vebale girildiğini hatırlatıyor, bir Müslüman fikir adamı olarak uyarıyorum. Kadem’in, durduğu yer Müslümanca bir yer değil. Belki farkında olmadan bizim değerlerimizin altını oyan bir yer. Ailenin ve toplumun geleceği açısından da, AK Parti’nin geleceği açısından da çok sorunlu hatta tehlikeli bir yer! Şunu bilelim: Bu toplumu, son iki asır o büyük yok oluş mevsiminde aile ayakta tuttu. Aile çökerse toplum ayakta duramaz. Toplum çökerse ülke silinir gider tarihten. Allah muhafaza! Aile çöküyor! Uygulanan politikalar çok yanlış bu konuda. Müslüman, muhafazakâr bir partinin iktidarında ailenin çökmesi olacak iş değil, bunun vebali var!

Erdoğan, İstanbul Sözleşmesi’ni çöpe atmalı, bizim insanı yücelten asil medeniyet değerlerimize dayalı, dünyaya da model olabilecek kadına cinayeti, şiddeti önleyecek örnek bir yasa yapılması talimatı vermeli! Eğer İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırıp çöpe atmazsa, sonunu hazırlamış olur iktidar! Benden hatırlatması.’ Diyen kim? Yusuf KAPLAN.

Bazı Avrupa ülkeleri; bu sözleşmeyi ya (Bulgaristan gibi) reddetti, ya (Almanya gibi) çekince koydu, ya (İngiltere gibi) imzaladığı halde uygulamadı ya da (Polonya gibi) uyguladıktan sonra feshetme kararı aldı! Özendiğin Avrupa ülkeleri böyle hareket ederken kraldan fazla kralcılık yapmak yakışır mı? Yusuf Kaplan: ‘Yanarım yanarım da, şu Müslüman ülkede Polonya Adalet Bakanı kadar İstanbul Sözleşmesi’ni açıkça ve son derece tutarlı, güçlü bir şekilde reddeden bir devlet adamı çıkmadı, ona yanarım! Burada asıl amaç;eşcinsel ilişkilerin yasal hâle getirilmesi, yasayla dayatılması ve ailenin çökertilmesidir! Böyle bir sözleşmenin adının ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak adlandırılması ise yüzkarası! Polonya Adalet Bakanı’nı dinlerken, İstanbul adının geçmesinden yüzüm kızardı, bu ülkenin her bir insanının da, yöneticisinin de bu videoyu izlediklerinde yüzlerinin kızaracağından, İstanbul’un adının insanı soysuzlaştıracak bir sözleşmenin adı olmasından çılgına döneceklerinden eminim.’ Diyor. Var mı bu satırlara imza atmayacak adam? Teşekkür edilecek yerde saldırıya uğrayan aydın! Bu yapılanlardan rahatsız olan, bütün insanlığa sahip çıkan ilim ve fikir adamımıza yapılan saldırıya sessiz kalınamaz. Vatan, devlet, millet, ümmet ve insanlık adına samimi ikazlarını yapıyor. Gençliğin, ailenin, eğitimin kurtulması için her yazısında, seminer, konferans, TV programlarında bunun mücadelesini veren ilim ve fikir adamımız Yusuf Kaplan’a yapılan saldırılara ‘dur!’ demek durumundayız. Örf ve adetlerimizin getirdiği kuralların, dini ve mukaddes değerlerimizin kökünden kazınması amacı taşıyan bu sözleşme; aile yapımızı olumsuz etkilemez mi? Şiddetle mücadele kılıfı altında, eğitimde çocuklara, spor ve eğlencede herkese İslam’ın gayri ahlaki bulduğu ve yasakladığı sapkınlıkların doğal olduğu anlatılacak! Sözleşmede geçen toplumsal cinsiyet, cinsel eğilim ve cinsel kimlik gibi kavramlar; bizim kültürümüzde bulunuyor mu? Sözleşmenin (İstanbul demeye utanıyorum) bu milletin dini, örfi ve sosyolojik yapısıyla en küçük bir ilgisi var mı? Bunun içine de LGBT, kadın kadınla evlilik ve erkek erkekle evlilik, kız kavramını ret, namus değerine reddiyenin olduğu sözleşme paçavrasının savunulması ‘suç ortaklığı’ değil mi? Bizim aile, kadın-erkek ve namus kültürümüz reddediliyor, onun yerine post-modern Batı ve onun uşaklığına soyunmuş olanların cinsiyet bakışı (kültürü) sunuluyor. İlk insandan bu yana ‘insan’ kavramını yok edip, insanı yeniden inşa etme girişimi, bu sözleşmenin paçavra olduğunu göstermez mi? Bu sözleşme; bu milletin dinî, millî, örf ve kültürel değerlerine büyük bir darbe indirmiştir. Milletinizin temellerine dinamit koyan bu ahlaksızlığın ortadan kaldırılması da mevcut yönetimin boynunun borcudur. Her türlü sapıklığın savunulduğu bir sözleşmenin devamı; millî, dinî ve kültür değerlerine sahip çıkan toplumda büyük küskünlük doğurdu. Fıtrattan gelen farklılığı yok etmeye çalışmak yaratanın yarattığının dışında hareket ederek Lût kavminin yaptığı lanetli hale düşmek değil mi? Hoşgörü/müsamaha insan fıtratında olanlara yapılır. Yaradılışta olmayan bir cinsiyet oluşturmaya her hal ve şartta mücadele vazifemizdir. Ayrıca İslam esaslarında kadın ve kız ayrıdır, erkek de cinsiyet eşitliği içinde düşünülemez. Belli yaşa girince erkek ve kız çocukların yatakları ayrılır. Hem eşitlik hem de farklılık önemsenir. Sabır ve şükür tavsiye edilir. ‘Geçinme’ üzerinde durulur. ‘Kul hakkı’na azami riayet telkin ve tavsiye edilir. Aileyi, fertlerini ‘Allah’ın emaneti’ olarak görür. Şefkatli ve merhametli davranma şartı getirilir. Bunları dahi bilmeyen, bildiği halde uygulamayan, sapkın ve sapık bir toplum hedefleyenlere herkes, tavır koymak zorundadır. Sözleşmede aileden bile bahsetmeden ‘aile içi şiddet’ denilmiş ve şiddetin mekânı olarak gösterilmiş. Bizde aile; yuvamızdır, huzurun, sükûnun saadet havasının teneffüs mekânıdır. Muhafazakâr geçinenler, ılımlı hareket ediyormuş gibi davrananlar, ‘iyiliği emredip, kötülüğü men etme’ gibi dini ve milli görevi yapmaktan kaçınanlar; hangi konumda, hangi makam ve mevkide, hangi sosyal kurumda olursanız olun; ‘hesap günü’den kaçış yoktur. O hesap gününde de Allah’tan başka hiçbir şey sizi kurtaramaz. Kadın kadına-erkek erkeğe beraberlik ve ilişkiler savunulmakta. Batı’ya teslimiyet ve uşaklık yetmedi. Şimdi de bedenimizi düzenleme cüretkârlığı gösteriliyor. Ailenin, namusun ve cinsel edebin altını oyan, hep batıdan gelen hazır reçete cinsellik projelerine, bu toplumu mahkûm etmeye kimsenin hakkı yok. Düşüneceğiz, sorgulayacağız. Hem imanımızın esaslarına bağlı kalacağız hem de milletimizin mirasına sahip çıkacağız. Kim ne derse desin; her hâlükârda hak ve hakikatin yanında olup ikaz görevimizi yapmaya devam edeceğiz.

Kimse kusura bakmasın!

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı