BIST1.083,83%-1.49
USD7.3857%0.64
EURO8,7446%0.80
ALTIN460,43%-0.13
Akit HaberYazarlarYaşar DeğirmenciBir siyasi savruluş örneği olarak Ahmet Davutoğlu

Bir siyasi savruluş örneği olarak Ahmet Davutoğlu

Yaşar Değirmenci

09 Temmuz 2020 07:49

Milletler sözlerini yetiştirdiği büyük insanlar vasıtasıyla söylerler. Bir millet ilim, kültür, sanat, devlet, askeriye alanlarında büyük insanlar yetiştirdiği müddetçe yükselir, bu bakımdan geriledikçe de alçalır. Büyük adam sıkıntısı çekilen devirlere ‘kaht-ı rical’ devri denir. Bir millet kaht-ı rical yaşamaya başlayınca yokuş aşağı yuvarlanmaya başlar. Bütün milletlerin tarihine bakınız, bunun misallerini bolca görürsünüz.

İşte bu kaht-ı rical devrinde Ahmet Davutoğlu; inancı, ahlâkı ve ilmî vüs’ati ile Müslüman camiada bir ümit yeşermesi doğurmuş bir isim oldu. Adını her duyduğumuzda içimiz ferahladı. Onun şahsında sanki yeni bir canlanış ümidi kalplere yayıldı. Her şey iyi gidiyordu. Davutoğlu, bir hoca olarak yelkenlerimizi rüzgârla dolduruyordu. Sonra onu Ak Parti’nin dış işleri bakanı olarak gördük. Çok sevindik. İşte hem ilim-kültür, hem ilim ve ahlâk sahibi insanlar monşerlerin bile başına gelmişti. İnşaallah her şey düzelecekti.

Daha sonra hocayı, Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olunca başbakan olarak gördük. Daha çok sevindik. Şimdi Reis ile Hoca, Türkiye’yi Osmanlı’dan bile güçlü yapacak bir faaliyete girişeceklerdi. Daha ne olsundu. Sonra politikanın labirentlerinde ne olup bittiyse birtakım dedikodular ortalığı kapladı. Çok geçmeden de Ahmet Davutoğlu başbakanlıktan istifasını verdi. O zaman bile iyi bir resim verdi aslında. Şöyle diyordu mesela:

“Umudunu AK Parti’ye bağlayan milyonlar da merak etmesin. Nefsimi ayaklar altına alırım. Bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam. Dünya mazlumlarının tek umudu olan bu AK hareketin zarar görmesine, bu AK yürekli kadroların üzülmesine asla izin vermem.”

İşte adam buydu! Dâvânın selameti için nefsini çiğneyip istifa ediyordu ve bu vaziyette dahi dâvânın zarar görmesine aslâ izin vermeyeceğini söylüyordu. Buraya kadar gayet güzel… Peki, bu mutluluk ve ümit havası böyle devam etti mi? Ne gezer…

“Hiç kimse benim ağzımdan, benim dilimden, benim zihnimden Cumhurbaşkanımız aleyhine tek bir söz duymadı. Duymayacak...” diyordu ve ekliyordu: “AK Parti büyük bir davanın adıdır. Bu davaya ihanet ettiğimi görürseniz yüzüme tükürün...” dediniz ve gün geldi Ak Partiye ve siyasi hayatınızı borçlu olduğunuz liderinize karşı partinizi kurdunuz. Şimdi de diyorsunuz ki, “Türkiye’deki adaletsizliğin, hukuksuzluğun, yasakçılığın, baskının, kötü yönetimin sorumlusu bizatihi Erdoğan’dır.” Bu iki sözü ve duruşu birbiriyle telif etmek mümkün müdür?

Bilim ve Sanat Vakfı’nda birlikteliğimiz, gönül dostluğumuz, faaliyetlerine de katkıda bulunduğumuz günlerden ne günlere geldik. Kaliteli, vasıflı, iyi bir ilim ve fikir adamı olarak bilinirdiniz. Gerek aile yapınız, gerek mütevazı kişiliğiniz, sade hayat tarzınızla ne kadar da seviliyordunuz. Ne oldu size! Hırslar, ihtiraslar, sözde durmamalar, mâziyi unutmalar, şer güçlerle ittifaklar, vs. minnet borcunuzu böyle mi ödüyorsunuz?

Başbakan olur olmaz kamu arazisinin tapusunu Üniversite’ye devret. Tapuyu ipotek et. Kredi çek. Mimarlar Odasının açtığı tapu devrinin iptal davasını kaybet. Bankaya olan borcunu ödeme. Bir de mazlum havasına bürün, yanlışlıklara müsamaha göstermeyenleri de zalim göster!

Siz ekmek yediği yere ihanet eden, devletin arsasını peşkeş çeken, mevki ve makamı elinden alınınca CHP’nin şer ittifakına su taşıyan kişilerden birisi nasıl olabilirsiniz?

Bir insanın şirazesi bu kadar nasıl kayar? Siyasi ikbal, makam, mevki, güç, nasıl davadan daha önemli görülebilir? İstikametini bozan, ne durduğu yeri, ne gittiği yeri bilen, mukaddes değerlerini unutan insanların halini görünce ellerimizi kaldırıp Rabbimize ilticadan başka çare kalmıyor. İbret alarak, dersler çıkararak, âyet ve hadisler ışığında düşünerek…

Müslümanlar siyasi görüşleri ne olursa olsun din kardeşliği hukukunu gözetmek zorunda değiller mi? Bu kadar vefasızlık da görülmemiştir. Siyasi hayatını kime ve neye borçlu olduğunu unutanlara neyi hatırlatabilirsiniz ki? Dün omuz omuza aynı safta mücadele eden kimi dostların bugün siyasi gerekçelerle farklı partilerde yer almış olmaları onları bu hale mi getirmeliydi?

Kur’an-ı Kerim’den, İslâm’dan, mabedden ve Müslümanlardan ürkenler ve onları acımasızca hedef olarak seçenler, her şeyden önce kendi imajlarını yeniden gözden geçirmelidirler.

Bunları ibret ve dehşetle gören biz Müslümanları şu âyet-i kerime teselli edip sükûnete sevk etmiyor mu? “Onların sözleri (inkâr, itham ve propagandaları) seni üzmesin! Biz onların gizledikleri niyetlerini, halkı yanıltan fısıltılar yayarak yaptıkları faaliyetleri de, açıkça söylediklerini, alenen yaptıklarını da biliyoruz.” (Yasin, 76)

Dünya ne derse desin Müslümanın hedefi, iyi Müslüman, mümkünse en iyi ve en kaliteli Müslüman olmaktır. Peygamberimiz de bu hedefi: “Görüldüğü zaman Allah’ı hatırlatan Müslüman olmak” diye belirlemektedir. Bu yarışta “Yarışacaklar işte bunun için yarışsınlar” (83/26) Farklı siyasi görüşler ve bundan kaynaklı tenkidler birbirini rencide ederek tahkir ederek değil, Müslümanca, kırıp dökmeden, samimiyetle ve hikmetle yapılamaz mı?

Unutulmamalıdır ki, bu sistem içinde yarın kimin kiminle ittifak yapacağı da belli değil. Tam bir keşmekeş, tam bir hercümerç. Bu yaşananları görünce bu millet ne yapsın?

Hem dünyada yarın muhataplarımızın yüzüne bakabileceğimiz, hem de ahirette hesabını kolay verebileceğimiz bir usul/metodumuz olmalıdır!

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı