BIST2.380,90%0,36
USD15.9225%0.08
EURO17,0189%1.25
ALTIN949,32%0.72

Yetimlerin dünyasında bulunan kurban ‘gazeteciler’

Sabri Balaman

Abone OlGoogle News
25 Ocak 2022 08:48

Tarihi notları ışık bilerek günümüze kadar olan bazı gazeteci cinayetlerine değinerek, meslektaşlarımıza karşı olan vicdani sorumluluğumuzu yerine getirelim.

Yaşadığımız coğrafyanın acılarla dolu olduğu bir gerçektir ki; bütün peygamberlerin de acılarla yoğrulduğu bu topraklar, kanla yıkanmıştır.

İnsanlık tarihini incelediğimizde zaman tünelinde karşımıza bu coğrafyanın notları çıkar.

Zaman akıp giderken, üstadlarımıza ahde vefa borcumuzu ödemek adına, uğradıkları silahlı saldırıları, faili meçhullere kurban gittikleri acı hatıraları gündemde tutmak elzemdir.

Türkiye’de ilk işlenen gazeteci cinayeti… Hasan Fehmi Bey.

Dönemin Jön Türkleri tarafından dışlanmış ve kara kutu olarak bilinen Hasan Fehmi Bey, ittihatçı lobi tarafından dışlanmıştır. Önemli verilere sahip kişi olarak susturulmuştur. Türkiye ne yazık ki, dünya tarihine adını korkunç bir olayla yazdırmıştır.

Dünya tarihindeki ilk gazeteci suikastı olarak geçmektedir. Hasan Fehmi Bey’in başyazarı olduğu Serbesti Gazetesi’nde yayınladığı belgede İttihad ve Terakki Cemiyeti’nin eski rejim görevlilerinden şantajla para aldığı yer alıyordu.

İttihatçılar, bunun üzerine hem Hasan Fehmi’yi susturmak hem de başkalarına ibret olması için suikast planladılar. Aslında İttihat ve Terakki Cemiyeti özgürlükleri genişletme ve daha fazla özgür ortamı sağlamayı hedef edindiğini açıklamış ve muhtelif aracılarla bu konuda reklamını yapmıştı. Ancak, iktidara gelen İttihat mensupları geçmişe oranla çok daha fazla tahammülsüz ve eleştiriye kapalı bir tutum sergilediği gerçeğini değiştirmedi.

Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Gazeteci Abdi İpekçi

1 Şubat 1979 tarihinde arabasında uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür. Olaydan 6 ay sonra cinayetin tetikçisi olan Mehmet Ali Ağca yakalanmış ve Maltepe Askeri Cezaevine konmuştur.

23 Kasım 1979’da Mehmet Ali Ağca ülkenin en iyi korunan cezaevinden kaçırılmıştır. Bu bağlantı da araştırılmamış ve başka bir soru işareti olarak akıllarda kalmıştır.

Abdi İpekçi cinayeti Türkiye’yi 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin karanlığına götüren süreçte işlenmiştir ve aydınlatılmamıştır. Abdi İpekçi cinayeti aydınlatılamadığından sonraki yıllarda işlenen pek çok faili meçhul gazeteci cinayeti de engellenememiştir.

Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi ve Yazarı Çetin Emeç

7 Mart 1990’da evinden çıkıp arabasına binerken kurşunlanarak öldürülmüştür. Çetin Emeç’in şoförü Sinan Ercan da kaçmaya çalışırken katiller tarafından öldürülmüştür. Katiller otomobillerini İstanbul Bostancı Karakolu yakınlarına bırakıp kaçmışlardır.

8 Mart 1990’da Atatürk Havalimanı otoparkında açık mavi bir araba terk edilmiş bir halde bulunmuş ve bu arabanın torpido gözünden kırmızı kalemle üzeri çizilmiş bir halde Çetin Emeç’in fotoğrafı çıkmıştır.

16 Ekim 1993’te Çetin Emeç’in öldürülmesi emrini veren, İran yanlısı terör örgütü İslami Hareket’in Türkiye Askeri Birim Genel Sorumlusu ve İcra Şurası üyesi “Deniz” kod adlı Ekrem Baytap, İstanbul Fatih’te yakalanmıştır.

Çetin Emeç’in eşi yıllar sonra basına verdiği röportajda tıpkı faili meçhul diğer gazetecilerin aileleri gibi hem üzgünlüğünü hem kızgınlığını dile getirmiştir. Dönemin İçişleri Bakanı’nı ve Emniyet Müdürünü suçladığını söyleyen Bilge Emeç, olayın çözülmesi için hiçbir çaba sarf edilmediğini, dosyaların defalarca boşaltıldığını, ifadelerin çok geç alındığını aktararak sitem etmiştir.

Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu

24 Ocak 1993 tarihinde arabasına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetmiştir. Patlamanın ardından olay yerine gelen inceleme ekipleri, kalıntıları, adeta delil karartırcasına çalı süpürgeleri ile süpürmüşlerdir.

Olayın ardından aileyi ziyarete giden iki ismin sarf ettiği sözler yargılamanın akıbetini de belirler niteliktedir. Soruşturmada görevli savcı Ülkü Coşkun ailenin evine gittiğinde “Bu işi devlet yapmıştır” demiş fakat sonra bu sözleri söylediğini reddetmiştir.

Dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar da aileyi ziyaretinde “Bir tuğla çekersek duvar yıkılır” demiş ve akabinde bu sözleri söylediğini reddetmiştir. Bu yaşananlar üzerine Uğur Mumcu’nun eşi Güldal Mumcu savcı Ülkü Coşkun’un soruşturmayı savsaklaması sebebiyle Adalet Bakanlığı’na başvuruda bulunmuş ancak savcı hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır.

Dünden bugüne öldürülen gazeteci meslektaşlarımızdan tüm ülkede büyük yankı uyandıran sadece birkaç tanesiydi bu acı hadiseler. Sonuç olarak 70’den fazla gazeteci meslektaşımız faili meçhul cinayetlere kurban gitmişlerdir.

Her ne kadar Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu’nda görevli savcılar, 2000-2013 arasındaki faili meçhul cinayetlerle ilgili dosyalarda ‘FETÖ/PDY’ bağlantısı olup olmadığını incelese de vicdanları tatmin edecek cevap bulamamıştır.

Asıl sorun, FETÖ’cü savcı ve hakimlerin halen görevde olması gerçeğidir. Çalışmanın 2000-2013 arasındaki tüm faili meçhul cinayetleri kapsadığını biliyoruz. Bu kapsamda, anayasal düzene karşı işlenen Suçlar Soruşturma Bürosu’nda görevli savcılar, belirtilen dönemlerde kamuoyunda aydınlatılamayan ne kadar faili meçhul olay varsa dosyalarını tek tek inceleyerek maddi ve manevi cebir ilişkisi araştırmalıydı.

Gel gelelim ‘Cizvit geleneği’ ve yapılanması buna müsaade etmedi. Meslekleri ve gerçekler uğruna öldürülen bütün gazeteci üstadlarımın ruhu şad olsun, yakınlarına sabır diliyorum. Hepimizin başı sağ olsun.

Vesselam…

Sabri Balaman

Akit TV köşe yazarı