BIST115.794%0.00
USD6.868%0.05
EURO7,7420%-0.17
ALTIN396,66%-0.32
Akit HaberYazarlarSabri BalamanİDLİB; Bağımsızlık ile Esaret Arasında ‘Endişeli Tercih’

İDLİB; Bağımsızlık ile Esaret Arasında ‘Endişeli Tercih’

Sabri Balaman

03 Mart 2020 10:47

İdlib’de Rusya’nın düzenlediği hava saldırısında 34 asker şehit oldu. Hatay Valisine göre 31 askerimizin ise hayati tehlikesi bulunmuyor. Sonda yazacağımızı baştan söyleyelim. Askerimizin kanın aktığı yer; ebedi yurdumuzdur. Ruslar, Türk askerini vurmadan önce İran milisleri olan Haşdi Şabi’den istihbarat almıştır. Türk askerlerinin bulunduğu yerin koordinatları, Türk istihbaratı tarafından Ruslarla paylaşılmış olmasına rağmen HTŞ unsuru olarak işaretlenmiştir. Esed ve İran milisleri, Türk Ordusuna HTŞ koordinatı yükleyerek bilinçli bir şekilde askerlerimizi şehit etmiştir. Bu bağlamda Ruslar Esed’i bahane ederek, hedef saptırsa da; Ruslar Türkiye gibi bir ortaktan ziyade terör örgütüyle iş birliği yapmıştır.

Haddizatında Rusların terör örgütü PKK/PYD ile de iş birliği yaptığını düşünürsek, HTŞ ile işbirliğini yapmasını da sanırım sürpriz görmemek gerekir. Bu durumda Rusya müttefik ilişkilerinde ne kadar samimidir? Ruslar, tarih boyunca ‘güvenilmez’ bir komşu ve ortak olduğunu hep göstermiştir.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan ilk açıklamada, “Rus uçakları Türk askerinin vurulduğu bölgede kullanılmadı. Türk askeri olmaması gereken bölgede rejim jetlerince vuruldu. Türkiye’nin kayıpları sonrası ateşkesi uygulamaya hazırız” denildi. Daha sonra bir süredir verilmeyen randevu verilmeye başlandı. Ardından 5 Mart’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin arasında bir görüşme noktasında mutabık kalındı.

Rusya, Esed rejimini bahane ederek, Türk askerini bombaladı. Bu durum Astana ve Soçi mutabakatının çöpe atıldığını gösteriyor. Ruslar, tarihten gelen ‘ayılıklarını’ göstermiştir. Oysa Türkiye, Rusya’nın güney sınırlarının güvenliği için bulunmaz bir fırsattı. Rus bu saldırgan tavrıyla 2. Dünya Savaşı öncesi ‘hatırların’ tekrar filizlenmesine neden oldu.

Türkiye; İdlib, Kuzey Suriye’de hatta tüm Suriye’de tereddütsüz olmalı. Askeri müdahale noktasında geç kalmış olsak da; bu askeri müdahalenin gerekliliğini ortadan kaldırmaz. 10 bin kilometre öteden gelen ABD ve Çin, Avrupa’nın batısından kalkıp Suriye’de söz hakkını bulundurmak isteyen Fransa, İngiltere ve Almanya, Suriye halkını mezhepçi saiklerle ötekileştiren, hor gören İran ve Lübnan Hizbullah’ı kendisinde hak görüyorsun; yaklaşık 1.000 km sınırı bulunan, tarihi, dini, kültürel, ekonomik bağları bulunan ve iç savaştan ötürü 4 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan ve 4 milyon kişinin de hemen sınırında beklediği Türkiye, pekâlâ Suriye’de olmalı, olmak zorundadır.

Suriye’de bulunmamızı gerektiren askeri mecburiyet, kendi içerisinde riskleri ve tuzakları da bulunduruyor. Suriye özelinde Suriye’de CIA, MOSSAD, MI6 gibi istihbarat servisleri cirit atıyor. Terörist dedikleri cihatçıların bir kısmı Suudi istihbaratına bir kısmı MOSSAD ve CIA’ye çalışıyor. Dolayısıyla Ruslar, Türkiye’nin ABD, İsrail ve İngiliz istihbaratçı görünümlü teröristlerle savaşmasını istiyor. Üstelik bu silahlı unsurlar halkla iç içe karışmış durumdalar. Yani at izi, it izine geçmiş durumda.

Bu durum Türkiye’ye yönelik BATI ve Körfez destekli bir riski aktifleştirebilir. Örneğin Irak, Kuveyt’e saldırmıştı; Irak’ı Kuveyt’e saldırtan motivasyon ekonomi gözükse de ABD’nin yoğun bir desteği oldu. Irak, Kuveyt’e girdi. Ardından İslam ülkeleri dahil, tüm Batı Irak’a karşı savaş açtı. Oysa Irak benzer tecrübeyi, İran-Irak savaşında da yaşamış, ABD’nin açık desteğini alan Irak, Rusların desteklediği İran’la 8 yıl savaşmış, savaştan kazanan çıkmamış ve her iki ülkenin ekonomisi de yerle bir olmuş, Irak ve İran’ın ekonomisi çökmüştü.

Diğer bir risk, malumunuz 15 Temmuz’dan sonra Türkiye, Ruslarla stratejik bir yakınlaşma sağladı. Türk Akımı, nükleer enerji, Soçi ve Astana süreçleri, turizm ve ikili ticarette ciddi bir ivme yakalandı. Ancak ikili ilişkilerde yaşanan 2. Bahar, Libya ve Suriye meselelerinde, ilişkilerin tekrar sonbahara evirilmesine neden oldu. Dolayısıyla bir Türk-Rus savaşı en çok ABD ve İsrail’in işine gelecektir. Elbette ellerini ovuşturan başta İran, Fransa ve İngiltere’yi de unutmamak gerekir.

Sonuç olarak Türkiye, İdlib’te ve Suriye’de mutlaka olmalı. Riske rağmen savaş başlamalı… Ancak Batı veya Avrasyacı ittifaklardan birinin parçası olarak değil ‘bağımsız’ bir siyaset izleyerek bir pozisyon almalı. Türk-Rus savaşı gerek Rusların, gerekse Türkiye’nin arzu ettiği bir durum değil. Bu bağlamda şahsen çözüm önerim, Adana Mutabakatı ve BM’nin ilgili kararları gereğince sınırımızın 50 km içerisine hava ve kara askeri operasyon yapmak, Libya ve Doğu Akdeniz’de aynı anda enerji ihalelerini uluslararası piyasalara açarsak, ABD ve İsrail genel seçimleri öncesi Türkiye’ye hareket etme kabiliyeti kazandırmış olur.

Rothschild ile Pentagon arasında yaşanan ekonomik savaşın bir parçası olmaktan ise; bağımsız strateji izlemeli. İki tarafın ekonomisine pastadan ‘bir pay verilmeye’ zorlanıyor olabilir; endişeyi tercih etmektense, saha da kazanan olup kendi tercihlerini uygulamalıdır.

Vesselam…

Sabri Balaman

Akit TV köşe yazarı