BIST1.407,46%8.6701
USD8.6483%-0.08
EURO10,1157%-0.04
ALTIN491,44%-0.16
Akit HaberYazarlarMustafa ArmağanBir dönme kızı ile bir Türk ilk kez nasıl evlendi?

Bir dönme kızı ile bir Türk ilk kez nasıl evlendi?

Mustafa Armağan

Abone OlGoogle News
01 Ağustos 2021 08:06

Kulak asmayın bazılarının “tarih belgelerle yazılır, hatıratlarla değil” demelerine. Hatıratlar da belgeler kadar tarihin öz malıdır. Hatta hatıratlar, belgelerde bulamayacağımız psikolojik ayrıntıları verebildiği için belgelerdeki boşlukları bile doldurmaya kâdirdir.

Kütüphanemin mutena bir köşesini işgal eden hatıratları okumanın yanında ara sıra da karıştırmak, sayfaları arasında eşelenmek vaktiyle farkına varılmayan noktaları idrak etmemi sağladığı için paha biçilmez değerdedir.

Uzanıyorum hatıratlardan birine ve işte gazeteci M. Zekeriya Sertel’in Hatırladıklarım (1905-1950) adlı kitabı önümde. Daha önceki okuyuşumda işaretlenmiş kısımları gözden geçirirken dikkatim 57. sayfaya kilitleniveriyor. Burada nasıl evlendiğinden bahsediyordu yazar. Malum, evlilik bahisleri her zaman ilgi çeker.

Okudukça metin daha ilgi çekici hale geliyor, giderek yakın tarihimizin “sır”larından birinin esrarlı düğümünü açıyordu.

Şimdi size bu evliliğin hikâyesini özetleyeceğim. Sonlara doğru göreceksiniz ki, bu yalnızca bir evliliğin hikâyesi değil, Türkiye’nin güncel yapısının taşıdığı problemlerinden birinin miladının hikâyesidir.

Bir dönme kızla nasıl evlenilir?

Asıl adının Zikri olduğunu öğrendiğimiz Zekeriya Sertel Usturumcalı bir Türk ailesinden geliyormuş ama eşi Sabiha Sertel Selanikli bir Dönme (Müslüman olmuş görünen Yahudi) ailesine mensupmuş. Selanik Mevlevilerinden Derviş Ali’nin torunlarından bir Sabetaycı (Dönme) kızı.

Daha kız isteme aşamasında büyük bir mesele çıkıyor. Kızın ailesi dönmedir ve dönmeler dönme olmayanlara kız vermezlermiş. Bu çarpıcı mesele kitapta olanca netlikte şöyle dile getiriliyor:

“Çünkü verecekleri karar çok önemliydi. Hatta tarihî bir nitelik taşıyordu. Kız bir “Dönme” ailesine mensuptu. Dönmeler ortaçağda İspanya’daki engizisyon zulmünden kaçarak Osmanlı İmparatorluğuna sığınan ve Selanik’e yerleşen bir avuç Yahudi idi. Bunlar Osmanlı imparatorluğuna döndükten sonra Müslüman olmuşlardı. Dinlerini değiştirmekle beraber Müslümanlığı da tam benimsemiş sayılamazlardı.”

Dönmelere damat olacak Zekeriya Bey ifşaata devam ediyor:

“Çevrelerinden de mukavemet görmüşlerdi. İSLAMLIĞIN HİÇBİR KURALINA UYMAZLARDI. NAMAZ KILMAZ, ORUÇ TUTMAZ, İSLAMLARLA VE TÜRKLERLE KAYNAŞMAZLARDI. BİR KAST HALİNDE YAŞARLARDI.”

Kast, yani Müslümanlar arasında ama ayrı bir ırk veya sınıf gibi yaşarlarmış Selanikli dönmeler. Yazarımız devam ediyor anlatmaya:

“Zeki, çalışkan, becerikli ve sevimli insanlardı. Fakat kendi kabukları içinde yaşarlardı. Türk topluluğuna girmez, Türklerle kız alıp vermez, kendi dar varlıklarını öylece sürdürüp giderlerdi. Daha çok ticaretle uğraşırlardı. Bu sebeple Avrupa ile sıkı ilişkileri vardı. Bu durum, onların yaşayışları üzerinde de etkisini gösteriyordu. Kazançları iyi, yaşama düzeyleri diğer topluluklarınkinden yüksekti.”

Peki, bu dönme toplulukları İstanbul’da nerede yaşar, nerede okurlarmış? Zekeriya Sertel bu soruya da şöyle cevap vermiş:

“Selanik’ten İstanbul’a göç ettikten sonra da çoğunlukla Nişantaşı ve Şişli semtlerine yerleşmiş, kendi topluluk hayatlarını kurmuşlardı. ÇOCUKLARINI TÜRK OKULLARINA VERMEMİŞ OLMAK İÇİN FEYZİYE LİSESİ ve ŞİŞLİ TERAKKİ LİSESİ adlı iki okul açmışlardı. Çocuklarını resmi okullara gönderemez, bu okullarda okuturlardı.

İşte benim evlenmek istediğim kız bu topluluğa mensuptu. Ailesi razı olursa, ilk kez bir dönme kızı bir Türk’le evlenecekti.” (Aynı kitap, s. 59-61).

Bunun üzerine kızın ağabeyi Celal Derviş, damat adayını evlerine davet eder, kızı görür, beraberce yemek yenir, bu bir nevi nişanlanma sayılırmış dönmelerde. Şimdi sıra evlenmelerindedir.

Ancak kız tarafı oğlanı sıkı sıkıya araştırmaya tabi tutmaktadır. Sorar, soruştururlar. Derken her nasılsa evlenecekleri haberi dönmelerle yakınlık kurmaya çalışan İttihatçıların istihbaratına takılır (zaten bir kısmı dönme olduğu için buna şaşmamak gerekir). Nitekim Merkez Komiteden Doktor Nazım damat adayını yanına çağırır. Ona yaptığı işin öneminin farkında olup olmadığını sorar ve ekler:

“Sen belki farkında değilsin, dedi, fakat yüzyıllardan beri birbirine yan bakan iki toplumun birleşip kaynaşmasına yol açıyorsun. Dönmelik kastına ölüm yumruğu indiriyorsun. Biz bu olayı gereği gibi değerlendirmeli ve TÜRKLERLE «DÖNME»LERİN BİRLEŞMESİNİ BU VESİLE İLE KUTLAMALIYIZ. BUNU MİLLÎ VE TARİHÎ BİR OLAY GİBİ DEĞERLENDİRMEMİZ GEREK”.

Mason Başbakan neden “Bizim kız” dedi?

Zekeriya Bey, Doktor Nazım’a “Yani ne yapalım efendim?” diye sorunca aldığı cevaptan büsbütün şaşkınlığa düşecektir:

“Yani nikâhınızı biz (İttihat ve Terakki Merkez Komitesi) kıyacağız. İşi gazetelere duyuracağız. BU NİKÂHI MİLLÎ BİR OLAY HALİNE GETİRECEĞİZ!»

İttihatçıların neden dönmelerin Türklerin içine karışmasını, Türkleştirilmesini, Türk’ten farksız hale getirilmesini bu kadar önemsediklerini sorusunun çengelini zihninizin bir köşesine asıp yola devam edelim.

Sıra nikâhın kıyılmasına gelmiştir.

Nikâh Şehzadebaşı’nda hâlâ ayakta bulunan Subhi Paşa Konağı’nda kıyılacaktır. İki taraf da kendisine birer vekil seçer. Erkek tarafının vekili Cumhuriyet döneminin neredeyse değişmez Dışişleri Bakanlarından olacak Tevfik Rüştü (Aras’tır. KIZ TARAFININ VEKİLİ İSE –sıkı durun- ZAMANIN BAŞBAKANI VE İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN EN NÜFUZLU ADAMI (sıkı durun) Mason TALAT PAŞA olacaktır.

Hatırattan İttihat Terakki›nin belli başlı kodamanlarının da hazır bulunduğunu öğrendiğimiz nikâh sırasında ilginç bir diyalog yaşanır. KIZ TARAFININ VEKİLİ TALAT PAŞA GÜLEREK VE ŞAKALAŞARAK; “BİZ KIZIMIZI BEDAVA VERMEYİZ, BİN LİRA İSTERİZ” der. Anlaşılan yazarın “ağırlık” dediği mehir istenmektedir. Yazar sorarlar: “Kız tarafı bin lira istiyor, ne dersin?” “O dakikada cebimde 10 lira bile yoktu” diyen Zekeriya Sertel diyaloğun devamını şöyle nakleder:

“BÜTÜN NİKÂH MASRAFINI İTTİHATÇILAR GÖRMÜŞLERDİ. Bol keseden “Veririm”dedim. İmam duasını okudu. Bizleri tebrik ettiler. Lokumlar yendi, resmen nikâhlanmış olduk. Ertesi gün bütün gazeteler bu haberi önemle verdiler” (s. 62).

Yazarın son ifadeleri de çarpıcı:

“O günden sonra da bizim evlenmemiz “Dönme” toplumu arasında bir örnek oldu. Arkamızdan kız-erkek Türklerle evlenenler çoğaldı. Ve böylece dönmelik kastı yıkılıp tarihe karıştı.”

Bu anlatımda iki çarpıcı husus yatıyor:

1) Dönmelerin Türklerin arasına karışmasının bir İttihat ve Terakki politikası olması,

2) TALAT PAŞA’NIN KIZ TARAFININ VEKİLİ OLUP “BİZ KIZIMIZI BEDAVAYA VERMEYİZ” DEMESİ.

Kız neydi? Dönme.

Peki, ona “Bizim kız” diyen Talat Paşa neci oluyordu?

Mustafa Armağan

Akit TV köşe yazarı