BIST1.479,93%9.6388
USD9.6085%0.95
EURO11,1802%0.95
ALTIN553,56%1.53
Akit HaberYazarlarMustafa ArmağanSivas’ta ne arıyordu bu Amerikalı general?

Sivas’ta ne arıyordu bu Amerikalı general?

Mustafa Armağan

Abone OlGoogle News
20 Haziran 2021 11:21

Malum, CHP kuruluşunu Sivas Kongresi’ne dayandırır. Bu epeyce su götürür bir iddia ama daha tehlikeli bir soruyu fısıldar satır arasından:

CHP neden Erzurum Kongresi’ne değil de Sivas Kongresi’ne bağlamak ister kuruluşunu?

Öyle ya, ikisi de 1919 yılında, hem de iki ay arayla yapıldı. Erzurum Kongresi’nin kabahati neydi de tarihinden onu silmek için gayretkeşlik gösteriyor?

Millilik ise ikisi de millî değil mi?

Yerlilik ise ikisi de yerli değil mi?

Neden Erzurum Kongresi es geçilir de, aksine Sivas Kongresi başarıların merkez üssü yapılmaya çalışılır?

Sebebi şu ki, Erzurum Kongresi’nin planlama ve hazırlıkları Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıktığı 19 Mayıs 1919 tarihinden çok önce yapılmıştı. Mustafa Kemal Paşa Erzurum’da ev sahibi değil, davetliydi ve aslında kongrenin üyesi dahi değildi. Kâzım Karabekir’in zorlamasıyla seçilmiş üyelerden birisi istifa ettirilerek yerine atanmış ve yine onun zorlamasıyla başkan (reis) seçilmiştir.

Oysa Sivas Kongresi M. Kemal Paşa’nın tasarlayıp gerçekleştirdiği bir kongreydi. Üye sayısı daha dar ve daha mahdut bir mıntıkadan seçilmişti ve Erzurum’daki kararları ufak tefek değişikliklerle kabul etmekten başka bir şey yapmış değildi. Ancak arada çok mühim bir fark vardı:

Sivas’ta Amerikan Mandası açıkça tartışılmış ve dahi uzun müzakereler sonucunda şaşırtıcı bir karara varılmıştı: ABD Senatosu’na mektup yazılarak bir heyet gönderilmesi ve vaziyetimizin yerinde incelenmesi talep edilmişti. Nitekim kararların 7. maddesinde “milliyet ilkelerine saygılı ve memleketimize karşı istila amacı taşımayan herhangi devletin fenni, sınai, iktisadi yardımını memnuniyetle karşılarız” ifadesiyle ABD kastedilmişti.

Peki, ne oldu ABD Senatosu’na yazılan bu mektubun akıbeti?

Tabii resmi tarihler unutturdu onu.

Hatta Nutuk’ta “mektubun yazıldığını hatırlıyorsam da, gönderilip gönderilmediğini pek iyi hatırlamıyorum” denilerek önemsiz olduğu yazıldı.

Oysa mektubun,

1) M. Kemal Paşa, Rauf Bey ve diğer üç kişi tarafından imzalanan ıslak imzalı İngilizce aslı Stanford Üniversitesi’ne bağlı Hoover Enstitüsü’nün arşivinde bulundu.

2) ABD Senato tutanaklarında mektubun metninin yayınlandığı tespit edildi.

3) Sivas Belediyesi’nin eksiksiz olarak neşrettiği (çünkü önceki yayınlarda makaslanmıştı) Sivas Kongresi Tutanakları’nda “Amerika A’yanına Yazılan Tahrirat” başlığıyla Arap harfli müsveddesinin fotokopisi neşredildi.

Demek ki mektup hem yazılmış, hem de Amerikan Senatosuna ulaşmıştı ki, kısa bir süre sonra ABD’li general Harbord ve heyeti Sivas’a kadar gelmiş ve Harbord hem Sivas’ta Mustafa Kemal, hem de Erzurum’da Kâzım Karabekir paşalarla bizzat görüşmüş, yerinde incelemeler yapmıştı.

Dahası var: Hulusi Akar Paşa’nın Harbord Military Mission Report adıyla TTK Yayınlarınca 2019 yılında neşredilen kitabında Gen. Harbord ile M. Kemal Paşa arasındaki yazışmalara orijinalleriyle birlikte yer verilmiş. Her ne kadar bir “Amerikan mandası” istenmiyor ise de Milli Mücadele liderlerinin ABD’nin misyon ve “muavenet”ine (yardımına) ne kadar sıcak baktıklarını ıslak imzalı bu 10 maddelik memorandumdan okuyabiliyoruz.

Memorandumun başında Sivas Kongresi’nin ABD Başkanı Wilson’un milliyet prensibi esasına dayanarak sonuçlandığı belirtildikten sonra “bizim kaderimizle ilgili kati kararların Amerikan Kongresi kararları ve görüşlerine tabi olması da, bizim için şükredilecek bir şeydir” denilmek suretiyle 1. Dünya Savaşında Amerikan milleti ve devleti sayesinde barışın sağlandığı tespitinin ardından bundan sonra da onun sayesinde sağlanacağına olan güven ifade edilmiştir. Ancak İngilizce nüshasında Latin alfabesiyle “Mustapha Kemal Pascha” şeklinde atılan imzanın üst kısmında şu pasajı okumak ilginç:

“Hiç şüphemiz yok ki, medeniyet, hak ve adaleti temsil eden Amerikan milleti ve Amerikan Kongresi, tertemiz kalpli Türk halkı ve onun medeniyete bağlılık derecesi hakkında kâfi derecede aydınlanmıştır ve kaderi üzerinde en tesirli, tarafsız ve tatbik edilebilir kararları alacak ve bizi şükran duyguları içinde bırakacaktır.”

Son cümle ise şudur:

“Milliyetçilik prensibini temsil eden Wilson doktrini ve Amerikan milleti tarafından gösterilen ve bu doktrinin muvaffakiyetini garanti altına alan hakkaniyet ve insaniyet ruhu bize büyük ümitler veriyor.”

Öte yandan, Cemal Kutay yaraya şöyle bıçak sokuyor:

“Denilebilir ki, yüz yılımızda hiçbir gizli konuşma 20-22 Eylül 1919 arasında Sivas’ta, bir tarafta Mustafa Kemal ve Hüseyin Rauf ile öte tarafta Amerikan Generali James G. Harbord arasındaki gizli mülakat kadar olayların akışını değiştirmemiştir. BİR GÜN GELİR DE, MİLLİ MÜCADELEMİZİN İLK GÜNLERİ KİŞİLERDEN ARINMIŞ GERÇEK DEĞERİ İLE YAZILIRSA BU OLAY, TÜRKİYE CUMHURİYETİNE İMKÂN VEREN OLAYLARDAN BİRİSİ OLARAK ANILACAKTIR.”

Virgül mü koyalım nokta mı?

Mustafa Armağan

Akit TV köşe yazarı