BIST11.064,85%0,37
USD33.0513%36.0516
EURO36,0282%42.9194
ALTIN2.563,56%0.55

Mustafa Kemal, Suriyeli mültecilere toprak ve vatandaşlık vermişti

Mustafa Armağan

Abone OlGoogle News
04 Temmuz 2024 10:15

Belge 1

16 Aralık 1937 tarihli Akşam gazetesinde bir haber ile altında siyah beyaz bir fotoğraf. Haber aynen şöyle:

Suriye mültecileri yerleştiriliyor.

(Fotoğrafın altında “Suriye’den gelen mültecilerden bir grup” yazısı okunuyor.)

Mardin (Akşam) – Suriye’de Kamışlı, Amude ve Derzor’da Ağustos ayı içinde çıkmış olan karışıklıklar dolayış ile buraya iltica etmiş ve Sıhhat (Sağlık) Bakanlığınca kendilerine yemek ve yatak verilmiş bulunan Suriyeli mülteciler civar köylere yerleştirilmişlerdir. Topraklarımızda kalmak isteyenler müstahsil (üretici) vaziyete getirilmiştir.”

Üç ay önceye gidip bir başka gazeteye göz atalım şimdi de.

Belge 2

14 Eylül 1937 tarihli Anadolu gazetesinde benzer bir habere rastlıyoruz. Haberde yine bir Suriyeli mülteci grubunun fotoğrafı yer alıyor. Haber metnini aşağıya aynen alıyoruz:

Suriye’den bize geçenlerin sayısı 4000’i buldu.

Mardin (Hususi) – Kamışlı ve Derzor havalisinde çıkan hâdiseler üzerine hududu geçerek buraya iltica edenlerin sayısı dört bini bulmuştur.

Suriyeli mülteciler Mardin Belediyesi tarafından iaşe ve ibate olunmaktadırlar (doyurulup barındırılmaktadır).”

Belge 3

Bunlardan ibaret sanmayın. Bir haber de Ulus gazetesinden ki bizzat CHP’nin yayın organı olur kendileri. (Tarih bir ay öncesine ait: 19 Ağustos 1937.)

Haber metni şöyle:

“İsyan üzerine Suriye’den bize iltica edenler

Adana, 18 Ağustos (Hususi muhabirimizden)

Suriye’den alınan haberlere göre Cezire’de karışıklık durmamıştır. Amude’de yangın henüz sönmemiştir. Sınırlarımıza iltica eden bin kadar Arapla diğer unsurların Mardin’de kabul edilmesi için merkezden emir verilmiştir. Mardin Belediyesi mültecileri yerleştirmiştir.

Mülteciler şunları söylemektedirler:

“- Malımız, memleketimiz yandı. Soyulduk. Canımızı zor kurtarabildik. Türkiye’ye oraya (yani Suriye’ye) dönmemek üzere geldik…”

Gazete haberlerini burada keselim. Çünkü 1930’ların sonlarına doğru Suriye karışmış, kimi yerde orman yangını çıkmış, kimi yerde isyan yangını, halk can güvenliğini tehlikede görerek en emin sığınak olan Türkiye’ye iltica etmiş.

Peki, Cumhuriyetin 14. yılını kutlamaya hazırlanan Türkiye ne yapmış?

Binlerce Arap ve diğer unsurlardan mülteciyi bağrına basmış. Yedirmiş, içirmiş, yatırmış. Dönmek istemeyenlere de toprak vermiş, üretime katılsınlar diye.

Yapılması gerekeni yapmış kısacası.

Türk kendisine iltica edeni misafiri kabul eder, düşmanına teslim etmediği gibi ona kalmak istediği takdirde geçim imkânları sunar.

En azından Atatürk Türkiye’sinin böyle yaptığını biliyoruz.

Bugün Atatürkçü geçinen yobazların zannettiği gibi Cumhuriyet devrinin başlarında mültecilere üretici (müstahsil) olarak ihtiyaç duyulduğu için onları kazanma politikası güdülüyordu.

Toprağa dayalı olan ekonomide iş gücüne ihtiyaç vardı, nüfusun artması da gerekiyordu. Bu yüzden mültecilere kucak açılıyor ve iaşe ve ibatesini sağlama yanında toprak, hatta müracaat edene vatandaşlık da veriliyordu.

Şimdi de 1930’lu yıllara ait Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivlerinden belgeleri görelim:

Belge 4

“Gazi M. Kemal” imzalı 21 Haziran 1930 tarihli Kararname sureti şöyle:

“Yugoslavya, Bulgaristan ve Suriye Müslümanlarından olup hicret ve iltica sureti ile memleketimize gelen ve vatandaşlığımıza kabullerini mani bir halleri olmadığı anlaşılan merbut (ilişik) listede isimleri yazılı 392 Müslim şahsın vatandaşlık kanununun 6’ıncı maddesi mucibince istisnaen Türk vatandaşlığına kabulleri…” (Yer bilgisi: 12-45-9 Dosya ek 1-210)

Bizzat “Atatürk devri”nde gerçekleşen Suriyeli göçü ve aynı yol Türkiye’yi ziyaret eden Suriye Başbakanına Cumhurbaşkanının sıradışı sıcaklıktaki konuşması da göz önüne alındığında 1930’lar Türkiye’sindeki Suriyeli/Arap algısı ile günümüzdekinin nasıl taban tabana zıt olduğunu anlayabiliriz.

Şurada 2010’larda bile Ensar-Muhacir tezini konuşuyorduk.

Peki, linç aşamasına nasıl gelindi?

Bu karmaşık sürecin analizini Pazar gününe bırakalım ama önce belgeleri inceleyelim.

Mustafa Armağan

Akit TV köşe yazarı