BIST1.110,05%3.21
USD7.2033%-1.10
EURO8,4563%-1.45
ALTIN445,92%-6.80
Akit HaberYazarlarMurat AlanPeki ya Kovit’ten sonra ne olacak?

Peki ya Kovit’ten sonra ne olacak?

Murat Alan

27 Mart 2020 10:17

Kovit-19 salgını Avrupa’yı kasıp kavuruyor.

“Çin’den sonra virüsün yeni merkezi Avrupa olacak” denildi.

Bana göre; Çin’de doğdu, Avrupa’da gelişti, Amerika’yı ise merkez haline getirecek.

Çünkü virüsün asıl şok edici etkisi orada olmalı ki, dünya devasa bir değişimi kabul etsin ve kimse gıkını çıkaramasın..

“Ha yani bu virüs laboratuvarda üretildi öyle mi?”

Öyle bir şey demiyorum, henüz bilmiyoruz. Üretilmiş olmasına da gerek yok aslında, dünyayı yöneten üst aklın salgını fırsat operasyonu olarak kullanacağını bilmek için kâhin olmaya lüzum yok.

Maske enflasyonunu farkedince, 35 kuruşa ürettiği cerrahi maskeyi 5 liraya satan terzi Ahmet fırsatı görebiliyor da, devletlere borç veren, savaşlar çıkaran, başkanlar seçtiren küresel sermaye göremiyor mu?

Amerikalı tarihçi Carl Waldman, Atlas of the North American İndian adlı eserinde Yedi Yıl Savaşları’nın komutanı İngiliz General Jeffrey Amherst’in, Kızılderililere beyaz tüccarlar vesilesiyle çiçek hastalığı bulaştırdığını ve hastalığın salgına dönüşmesi sonucu binlerce Kızılderilinin hayatını kaybettiğini ifade ediyor.

Çiçek hastalığını İngilizler laboratuvarda geliştirmedi ama koca bir kıta, bu sayede gerçek sahiplerinden arındırılıp, Avrupalı kolonilerin yerleşimine uygun hale getirildi.

2. Dünya Savaşı da fırsat operasyonlarına sahne oldu.

Savaşın en sert günleriydi. Batıda Hitler fırtınası, doğuda ise Japon kasırgası esiyordu.

Siyonist destekli Başkan ve kabinesi ise İngilizler safında savaşa girmek istiyordu ama muhalefet ile halk, bu fikre şiddetle karşı çıkıp yeni yeni şekillenen Amerikan rüyasının tadını çıkarma derdindeydi.

7 Aralık 1941’de Japon birlikleri, ABD’nin Hawaii sahilinde bulunan askeri gemilerin yer aldığı üsse hava saldırısı yaptı. Bu saldırı tarihe Pearl Harbor saldırısı olarak geçti.

Ölen askerlerin cesetleri, savaş gemilerinin enkazı günlerce basında işlendi.

ABD yönetimi, bu sayede senatodaki muhalifleri susturdu, 10 binlerce gönüllü orduya yazıldı, en sert savaş karşıtları dahi “neden Japonlara günlerini göstermiyoruz” dedi.

Bu saldırıyı Japon süsü verilmiş ABD savaş gemileri düzenlemedi! ABD, Japonya’ya “gel beni vur” da demedi.

Saldırıyı önceden haber alıp kendisini buna göre konumlandırması yetti.

Yıllar sonra ortaya çıkan keşif ve uçuş kayıtları ile istihbarat notları, saldırının nereye yapılacağının bilindiğini, kasıtlı olarak göz yumulduğunu ortaya koydu.

Sonrası malum..

İlk kez atom bombası kullanıldı. 2 atom bombası atılıp Japonya adeta kısırlaştırıldı.

Dünya bu yıkıcı güce karşı pes etti, Avrupa ve uzak Asya ABD boyunduruğu altına girdi.

Peki, 11 Eylül saldırılarını hatırlatmama gerek var mı?

Saldırı ve sonrasında İslam coğrafyasının nasıl işgal edildiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Bu sebeple diyorum ki, virüs belasını bir şekilde atlatacağız ama sonrası?

Bu küresel yıkımla kamuoyu neye hazırlanıyor? Nasıl bir şey inşa edilmek isteniyor ki, bu ölçüde bir yıkım göze alınıyor?

Başkan Erdoğan da bu durumun farkında..

İpuçlarını, önceki günkü ulusa sesleniş konuşmasının satır aralarında ifade etti.

“Dünya bu salgın hastalığın ardından hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı yepyeni bir küresel, siyasi, ekonomik, sosyal sistemin inşa edileceği bir döneme doğru gitmektedir.

Türkiye olarak bu yeni döneme çok büyük avantajlarla ve güçlü bir altyapıyla giriyoruz” diyerek oyunu gördüğünü ve Türkiye’yi buna göre konumlandıracağını belirtti.

Bizde Kovit 19’u fırsat olarak gören köhnemiş, 28 Şubatçı ucuz bir kafa var.

Nefret kusmak için fırsat kolluyorlar.

Mesela Can Ataklı..

Milli Eğitim Bakanlığının, salgın sebebiyle başlattığı uzaktan eğitim derslerini başörtülü bir hocanın sunmasını sindirememiş.

Bari ilk ders olmasaymış, gözlerinin içine sokar gibi yapılmasaymış. Beyefendinin keyfine göre ayarlanacak ya işler..

Bak Can, küçümsediğiniz, istikbalini karartmak istediğiniz başörtülüler, imanlı ihlaslı Müslümanlar hayatın her yerindeler.

Mesela Prof. Dr. Kadriye Kart Yaşar..

Sen ve 28 Şubatçıların Müslümanlara yönelik türlü saldırılarına rağmen Kadriye Hoca eğitiminden vazgeçmedi.

Türkiye’nin en yetkin enfeksiyon uzmanlarından biri oldu. Şimdi Sadi Konuk’ta korona virüs tanısı konulan hastaları tedavi ediyor.

Dinine, mezhebine, giyim kuşamına bakmadan şifa dağıtıyor.

Mesela Serdar Sengir..

28 Şubat’ta İslami kimliği sebebiyle eğitim hayatı sekteye uğradı ama vazgeçmedi.

Arka bahçeniz Tabipler Odası ve azınlıkta da olsa bir kısım mensubu, göreve gitmemek için rapor üstüne rapor alırken, Sağlık Ordusunun neferi Serdar Sengir çalıştığı hastaneye dilekçe verip ek görev talep etti: “Mesai sonrası ve hafta sonları da dahil, salgın son bulana kadar hiçbir ek ücret talep etmeksizin görev talep ediyorum”.

Biz buyuz Can ve hayatın her alanında varız, ya sindirip susup oturursun ya da..

Anladın sen onu!

İlla sizin üslubunuzla mı söyleyelim?

Beğenmiyorsan yallah Yunanistan’a.

Selametle.

Murat Alan

Akit TV köşe yazarı