BIST1.519,25%9.5176
USD9.4951%-0.50
EURO11,0341%-0.34
ALTIN548,37%-0.28

Dostane Bir Tahlil

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
16 Eylül 2021 09:08

Efendimiz (s.a.s.)İmam Buhari ve diğer hadis alimlerinin rivayet ettiği bir hadis-i nebevide Müslümanların birbiri üzerinde olan haklarından birinin “Allah için birbirlerine nasihat etmeleri” olduğunu bizlere haber verir (Buhari,Kitabu’l-iman).O halde Müslüman’ın temel karakterlerinden biride Müslüman kardeşinden yapılan nasihate kulak vermek ve ona önyargı ile yaklaşmamak olsa gerektir. Efendimizin(s.a.s.) bu nasihatine imtisalen acizane tespit ettiğim bazı hususları paylaşmamda fayda olduğunu mülahaza ediyorum.

Genel dünya konjonktürü ve ülkemizin genel gidişatı açısından baktığımızda, 2023 yılı epey hassas ve çekişmeli bir süreç olmaya gebe. Bir yandan Türkiye’nin genel gidişatından rahatsız olan rakip güçler diğer bir yandan bunların maşa olarak kullandığı, içerdeki devşirmeler ve bunların çevirdikleri oyun ve entrikalar…

Tesbit ettiğim bazı hassas noktalara temas etmeden önce bir hakkı teslim edelim: Son çeyrek asrı aşkın bir zamandan beri, ülke olarak belli başlı alanlarda (savunma sanayiinde millileşme, sağlık, ulaşım, iletişim ve yerel yönetimler vb. bazı alanlarda) dünya standartları ile yarışır düzeyde güzelliklerin yapıldığı ve bunların her birinin paha biçilmez kazanım ve güzellikler olduğunun altını çizmekte fayda var. Bunlarla beraber yasal ve anayasal düzlemde olmamakla beraber, yönetmelikler ve kararnamelerle de olsa dini sahada bugüne dek mesnetsizce dayatılan yasak ve engellerin bir şekilde (pratikte) kaldırılmış olması (kısa vadede) çok kıymetli ve önemli gelişmelerdir -ancak bunların yasal zeminde muhkemleştirilmesi gerekir-. Bu madalyonun bir yönü.

Madalyonun diğer yönüne bakarsak; ailenin adeta altı boşaltıldığı bir sosyo-kültürel ortam ortaya çıktı; eğitim alanında yetişen nesillerin yerli ve milli değerlerden uzak, yaşama dair herhangi bir mana, ideal, hedef, ufuk vs. vermekten uzak, masa, kasa, nisa çemberine sıkışmış olduğu aşikar; bundan dolayıtoplum mutsuz, umutsuz, doyumsuz hazcı benciller yığınına dönüşmüş, sığ bir güzergahta yol almakta. Mimari, kültür ve sanat alanında ise, yerli ve milli olmaktan uzak dizi, film vb. ve medya sektörü genel anlamda toplumu adeta uyuşturupmankurtlara dönüştürmekte ve bu ise vahim bir tabloortaya çıkarmaktadır.İstanbul seçimleri örneğinde gözlemlediğimiz gibi,eğitim alanında kendi kültüründen, yerli ve milli olmaktan uzak hedonist, nihilist ve materyalist seküler bir eğitim sistemi ile yetişen (geçmişi yaşamamış ve ondan bîhaber) yeni kuşak ve nesiller açısından bu güzelliklerin farkında oldukları, gördükleri/görebildikleride peksöylenemez. Bunun yanısıra yıpranmış olan bazı ilişkiler, süreç içinde beşeri olmasının doğal sonucu olarak meydana gelen birtakım yanlışlıklarda göz önüne alındığında, önümüzdeki süreci çok yönlü olarak ele almak ve ona göre bir yol takip etmek hayatiyet arz ediyor.

Sosyal hayata yansıyan yönüne ayna tutacak olursak; ülkenin kahir ekserisinin desteğini alan Cumhurbaşkanımız, geçmiş süreçlerde ardında toplumun kılcal damarlarına temas eden, tüm hassas noktalardan ciddi maddi-manevi destek aldığını ve yola çıktığı kadrolarının daha içten ve samimi, içtenlikle halka dokunduklarını söylemeliyiz. Ama bugün durumun öyle olduğu pek söylenemez. Ziradün: STK’lara ve kanaat önderlerine dönük “Sizler devletin ulaşamadığı kılcal damarlardaki noktalara temas ediyorsunuz ve bu bağlamda bizler sizlere müteşekkiriz” diyen valilerden “Benim onlarla işim olmaz.Varsa bir diyecekleri falancalara söylesinler!” diyen valilere kaldı meydan.Başıağrıyan, derdi olan veya dertleri kendilerine ulaştırılan idarecilerin anında, gerekirse bizatihi insanlara giderek onların gönüllerine temas etmelerinden, kendilerine ulaşmak için bir bariyeri aşsa bile onlarca bariyerin ardında kalan, kendileri için kurdukları fildişi kulelerinden dışarı çıkmayan idarecilere geçti zaman. Bürokrasi kurumları, birimleri, şahsiyetleri, olayları lokal yani kendi mecrasında ele alıp şartlarına uygun değerlendirerek sonuçlandıran bir yapı olmaktan, genelde çıkan kanun ve yasalarıbiz bilmezükçü buyurgan dayatmacı bir zihniyete irca etti! Bu ve benzer vakıalara ilave olarak, toplumun örfüne, inancına, ülkenin kültürel kodlarına uymadığı halde çıkartılan bazı yasalar, bu yasalar mahareti ile dağılan yuvalar (erken evlilikten dolayı içerde olan binlerce baba örneği gibi),bu yuvalardan ortada kalan çocuklar, akrabalar da cabası...Kadının beyanı esastır tarzında çıkartılan kanunlarla sebep olunan aile faciaları… Ortaya çıkması hayatın olağanından olan en ufak sorun ve sıkıntıda kocasına uzaklaştırma alan, bununla yetinmeyip akla ziyan itham ve iftiralarla babaların, kocaların onur ve izzetini yerle bir eden yasa ve uygulamaları da eklemek gerek. Bununla beraber birde gerek program ve gerek işleyiş itibarı ile Anadolu kültüründen uzak, bütünü ile batı kültürüne angaje olmuş, toplumun can damarı olan gençliğin bir şekilde dejenere edildiği ve kendi milli yerli kültür, örf ve geleneğinden kopuk, parçası olduğu ailesi ile bile ayrı dünyanın insanlarına dönüştüren, adına Z kuşağı denilen gençlerin geçtiği ruhsuz, hayata dair ulvi bir gaye, anlam ve ideal vermekten beri, nicelik merkezli eğitim sistemi… Korunaksız ve tehlikelere açık olan bu nesillerin, birde sosyalmedya aracılığı ile toplumun yönlendirildiği gayri ahlaki yaşam ve bunlardan etkilenen toplumda oluşan memnuniyetsizlik ve tatmin olmama duygusuyla beraber, yitirilen değer ve erdemlerimizde göz önüne alındığında, durumun vahametinin dahada belirgin olacağı kanısındayım.

Bununla beraber toplumun kılcal damarlarına nüfuz eden, bir nevi toplumun hava alma menfezleri mesabesindekiSTK ve kanaat önderleri, cemaat ve cemiyetlerin bir şekilde ötelenmesi, direkt bir müdahale olmasa bile gerek genel siyasi akış ve gerek fetö merkezli darbe teşebbüsü ve peşindenfetö eli ile tahrip edilen (hoca, hizmet, tarikat, cemaat vb) kavramlar ve bunların sonucu olarak,(bu STK ve cemaatlerinkendilerinden kaynaklanan yanlışlarını bir kenara not etmekle beraber) bu sivil yapıların gördüğü tahribat ve olumsuz etkiler.Elbetteki vakıada var olan bu durumların önümüzdeki sürece bir şekilde etkileri olacaktır.

Fetö örgütünün sebep olduğu fecaatlere değinmişken Fetöile mücadele sadedinde yapılan birtakım yanlışlar ve yanlış anlaşılmalara sebep olan uygulamalarada değinmezsek eksik kalır. İşin baş kısmında Fetö yapısı ibadet, ticaret ve hıyanet diye 3 kategoridekategorize edilmişken saha ve alandaki yaptırım ve uygulamalara baktığımızda, maalesef durumunpek de öyle ol(a)madığı bir gerçek. Zira bir şekilde dinini öğrenmek için veya ticari kaygıları veya ekmek parası kaygısı ile bu yapıyla yolu kesişenlerin büyük bir çoğunluğu içeri alınıp cezaya çarptırılırken, maalesef hıyanet taifesi dediğimiz kilit konumdaki birçok hainin bir şekilde yurt dışına kaçtığını veya bir şekilde sıyırmak sureti ile işten paçayı sıyırdıklarını toplumun büyük bir kesimide gözlemlemektedir. Bu toplumda adalete olan güveni ciddi oranda zedelemektedir.

Hepsini bir kenara koyarsak; böylesine bir yapıdan ceza alanların büyük bir kısmı belli bir zaman aralığı içinde içerden çıkacaklardır. Ve bu içeriden çıkanlar bir şekilde bu hayatta kalmak için bir mücadele içerisine girecekler. Peki siz bunlara bir nefes alma yolu açmazsanız, bu uzun vadede nasıl bir sosyo-politik sonuç doğurur? Yani devletin duygusal davranması düşünülebilirmi? Elbetteki, devletin bir şekilde darbe sürecinden etkilenen insanları ve toplumu yaralamadan, bu insanlarla da yol almanın bir yolunu bulması ve bir şekilde bunları rehabilite etmenin yollarını açması kaçınılmaz bir zorunluluk olsa gerektir.

Özetle: Şeyh Edebali’nin dediği “Milleti yaşat ki devlet yaşasın!” vecizesi gereği bugün iktidarı ellerinde bulunduran kardeşlerimizin zahiri/maddi-dünyevi anlamda birçok paha biçilmez güzel şeyler yaptıkları vakıa ve şükrü muciptir. Ama bir toplumun var olmasının temel direği, bir nevi toplumu perçinleyen alçısı mesabesindeki yerli, milli ve manevi dinamikler noktasında aile, ahlak, kültür, sanat, eğitim gibi toplumu yetiştiren hassas kurum ve yapılarda nitelik ciheti ile ilerleme gibi görünen bir takım icraat ve faaliyetler olmakla beraber, nitelik noktasında büyük boşlukların, eksikliklerin ve bunlara sebep olan, önünü açan etkenlerin olduğu da inkar edilemez. Özellikle İslami hassasiyeti olan kesimler açısından aile, medya-kültür, eğitim vb. alanların hayati etkiye sahip olduğu kesin. Kararalma merciindeki kardeşlerimiz için önlerindeki bu olumsuz argümanların giderilmemiş olması, gerek toplumun geleceği açısından gerekse tercih ve karar verme aşamalarında kendileri açısından istenmeyen sonuçları doğurabileceği akli bir gerçektir.

Selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı