BIST1.419,43%8.6611
USD8.641%1.26
EURO10,1264%0.65
ALTIN488,03%1.56
Akit HaberYazarlarMuhammed Şevket GökşanZ Kuşağı Söylemi ve Sorumluluklarımız

Z Kuşağı Söylemi ve Sorumluluklarımız

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
19 Ağustos 2021 09:09

Cenab-ı hakkın‘Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyunuz.’ (Tahrim, 6) buyruğundan anlaşıldığı üzere her birimiz mesul ve memur insanlarız. Buna paralel olarak nebiy-i zişan efendimiz (s.a.s) “Her bireriniz çobansınız ve güttüğünüzden mesulsünüz.” (Buhari,Kitabu’l-cum’a;Müslim,Kitabu’l-imaret;Ebu Davud,Kitabu’l-harac;Tirmizi,Ebvabu’l-cihad) buyuruştur.Bizlerihtiyar dünyanın ahir ömründe kul olmakla, kulluk yürüyüşümüzü sürdürmekle memurkılınmışız. Bu kulluk yürüyüşümüzün en temel basamaklarından biride çoluk-çocuğumuzdur. Adına modern çağ denilen ayartıcı bu çağın tüm ağları, bağları ve bağlamlarına rağmen kulluğumuzun gereği olarak çoluk çocuğumuzu, çağını yaşayan ve yaşadığı çağda rabbine kul olma şuurunda yetiştirmek zorundayız. Diğer bir yandan da bu evlatlarımızı yaşadığımız çağın ayartıcı oyun ve entrikalarına karşı korumakla mükellefiz. Zira Allah teala birer emaneti olan evlatlarımıza karşı sorumluluklarımızın sadece onları yedirip, içirip, barındırıp, giydirmek (maddi anlamda ihtiyaçlarını karşılamak) olmadığını bize bildirmektedir. Bilakis onların dünya ve ahiret mutlulukları için bundan daha fazlasını yapmaya mecbur ve memuruz.

Yaşadığımıztopluma kulak verip ardı sıra dinlediğimizde, kahir ekseriyetin adına Z kuşağı dedikleri yeni nesil gençlikten bizar olduklarınaşahit oluyoruz. ‘Yok söz dinlemiyorlar, yok istekleri bitmiyor, yok bir türlü doymuyor, tatmin olmuyorlar, yok aynı dili kullanamıyoruz vs.!? Eskiden biz böyle miydik? Kendi başlarına bir şeyi başaramıyorlar. Bunların yaşında iken biz ailemizi geçindiriyor, idare ediyorduk. Bunlarda bu düzeyde bir sorumluluk olmadığı halde yine de yaranamıyoruz! Acaba neden?’

Burada öncelikle sormamız gereken soru, acaba gerçekten bu böylemi? Yoksa gözden kaçırdığımız başka bir şeyler mi var?! Birçok araştırmanın verileri, bu çağda yaşayan gençlerin bilgi, birikimleri geçmiş zamanlara nispetle daha fazla, özgüvenleri daha yüksek ve iş yapma becerileri daha iyi olduğu şeklindedir. Böyle olduğu halde pratikte ortaya konulan serzenişlere baktığımızda durum çok daha farklı bir görünüm ortaya koymaktadır.

Malum olduğu üzere “tespit ve teşhis, tedaviden önce gelir” ilkesi herkesçe kabul edilen bir gerçektir. O halde yapılan eleştiri, serzeniş ve yaklaşımlar karşısında odaklanılması gereken öncelikli nokta şu olmalıdır: araştırmaların ortaya koyduğu müspet onca veriye rağmen neden bu şekilde bir olumsuz sonuçla karşı karşıyayız? Ayrıca ‘Neyi kaybettik veya neleri eksik yapıyoruz da böyle bir sonuçla karşılaşıyoruz?’ sorusuna gerçekçi bir cevap bulmak zorundayız. Bu soruların cevabı sadedinde birçok farklı açılardan birçok farklı cevaplar verilebilir. Ama en nihayetinde temel birkaç ana hususa temas etmek mümkün.

Bu bağlamda Hz.Ali (r.a.) efendimize nispet edilen “Çocuklarınızı kendi yaşadığı çağa göre yetiştirin” vecizesi gereği, içinde yaşadığımız çağı ne kadar tanıyoruz? Bu çağın ayartıcı yollarını ve bu yallara götüren argümanlarını ne kadar biliyoruz? Bunu netleştirmeden hiçbir tedavi yapamayız.

Bu noktada içinde yaşadığımız çağın en belirgin özelliğininseküler, tüketim köleliğinin merkeze oturduğu, hız ve haz çağı olduğu inkâr edilemez. Ayartıcı cinselliğin, pornografinin öne çıkartılmak sureti ile iradelerin dumura uğratıldığı, tüketimin ihtiyaca göre değil ihtiyaçların tüketim malzemesine göre pohpohlandığı, insanların adeta modern tüketim kölelerine dönüştürülmesi amaçlanan bir çağdır yazgılı olduğumuz. En basitinden evinden arabasına, herhangi bir eşyaya varana dek, her metanın arzında kadın ve cinselliğin öne çıkartılarak pazarlanması, en basit iletişim aracı olan telefonların ihtiyaç merkezli değil yeni çıkan modellerin pazarlanması ve satın alınması, piyasamerkezli bir varlık anlayışının oluşturulması söz konusudur.İnsanlar, yazılı ve görsel basın araçları vasıtası ile yoğun bir reklamizasyon bombardımanına tutulmak sureti ile yeni çıkan eşyayı almamak/alamamaktan yeni çıkan modeli ile telefonunu değiştirememekten, arabasının modelini yükseltememekten dolayı, daha lüks bir tatil veya evinin eşyalarının daha lüks olanlarıyla değiştirememekten dolayı aşırı bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk girdabında yaşamaktadır.

Bunların yanısıra, ebeveynlerin kendi zamanlarında ‘yaşadıkları sıkıntıları evlatlarına yaşatmama’, ‘onlar yaşamasın’ sendromuyla evlatlarını aşırı sahiplenme güdüsü de binince iş iyice çığırından çıkmaktadır. Böyle bir atmosferde yetişen nesiller, birilerinin tüketim köleleri olmaya gönüllü adaylar, ebeveynler ise bunların istek ve arzularını temine mahkûm gönüllü kölelere dönüşmektedir. İşte karşımızdaki vahim manzara!

Şimdi bu noktada bazı temel tespitleri ifade edecek olursak; öncelikle, bizler evlatlarımızın ne sahibiyiz nede rabbi. Evlatlarımız rabbimizden bizlere belli bir mühlete kadar emanettirler. Bunu bize emanet eden rabbimiz, bizleri hayat tecrübelerimiz, imkan ve becerilerimizle onları hayata hazırlayalım diye bizlere emanet etti. Belli bir yaşa (buluğ çağına) gelene dek bir nevi onlara hayatın, yaşamın gayesini, hedefini, onu anlamlandıran manayı iyi kavratmamız ve bunu onlara pratize etmek sureti ile onları hayata hazırlamamız üzere bizi onlardan sorumlu kılmıştır. Bu noktada odaklanılması gereken husus,ilk elden bizlerin evlatlarımıza yaşadığımız çağın mantığını, amacını, yol ve yöntemini öğretip kavratabilme istidadımızdır. Bunu yapabildikmi? Bunun yanı sıra evlatlarımızı hayata ne düzeyde hazırlayabildik?

Çok önemli bir hatırlatma da şudur: Adını dillerimizden düşürmediğimiz bir çok sahabe-i kiram efendilerimizin, evlatlarımızın yaşında iken fetihlerde komutanlıklar yaptığını meğazi kitaplarından öğreniyoruz. Ne idi onlara bunu yaptıran ve bizde olmayan?

Tam bu noktada şunu ifade edebiliriz: Yaşadığımız çağda, yeni nesillerde öne çıkan en temel eksik veya problemli noktanın aidiyetsizlik, amaçsızlık, anlamsızlık ve iradesizlik olduğu kanısındayım. Yanibizler evlatlarımıza aidiyet duymaya değer bir İslam bilinci, yaşamlarını ve bu yaşamlarında karşılaştıkları şeyleri anlamlandıran bir şuur, karşı karşıya kaldıkları sorun ve sıkıntıları tanıma bilgisi ve bunlarla mücadele etme irade ve özgüveni kazandıramadığımız için, adına Z kuşağı dedikleri bu çağın gençlerinden kopuk, onları anlayamıyor ve onlara yeterli olamıyoruz. Bundan dolayıda bir zaman sonrası kendini kaybeden, oradan oraya birilerinin savurduğu, mutsuz, umutsuz, tatminsiz bir gençlik venesile sahip oluyoruz.

O halde çocuklarımıza Kur’an öğretmeden önce veya onu öğretirken, onlara hafızlık yaptırmadan önce, veya beraber; onların geleceklerine dair ikbal ve istikballeri noktasında onları yönlendirmeden önce veyaounla beraber aidiyet duydukları bir inanç sistemini, hayatlarını anlamlandıran bir manayı, uğruna mücadele etmeye değer bir hedef gaye ve amacı; ve bu amacı gerçekleştirebilecek bir özgüven ve iradeyi kazandırmalıyız. Kazandırmalıyızki bu hayattaki rolümüz kaybolmuş kuşaklardan, nesillerden bahseden biçareler olmasın.

Selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı