BIST1.519,25%9.5176
USD9.5063%-0.39
EURO11,0461%-0.23
ALTIN547,14%-0.51
Akit HaberYazarlarMuhammed Şevket GökşanYeniden Var Olmak İçin Ne Yapmalı?

Yeniden Var Olmak İçin Ne Yapmalı?

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
13 Ağustos 2021 09:04

İmtihan kavramı, yaşadığımız hayatın ve akışının, süreç ve serüvenini anlamlandıran temel bir kavramdır. Arapça karşılığı olarak belâ kökünden gelen ibtelâ/ibtilâ kelimesi farklı varyantları ile birçok ayet-i celilede yerini almaktadır. Birkaç örnek olarak verecek olursak: ‘İşte orada mü'minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.’ (Ahzab 11) Yine,‘Bir zaman Rabbi, İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış…’ (Bakara 124) ifadeleri ile yer almaktadır. Ayrıca‘Andolsunki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele!’ (Bakara 155).Yine ‘İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir ziynet yaptık.’ (Kehf 7) ‘Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.’ (Enbiya 35) ‘Andolsun, içinizden cihad edenleri ve sabredenleri belirleyinceye ve durumlarınızı ortaya koyuncaya kadar sizi deneyeceğiz.’ (Muhammed 31)

Hız ve haz çağı denilen modern çağda nerdeyse hayatın hızına yaklaşmak mümkün değil. Hayat bir yandan hızla akıp giderken, diğer bir yandan da aynı oranla hızla değişmekte. Değerler, doğrular, sektörler, insanlar, kuşaklar ve algılar bir şekilde süreç içinde değişmekte. Hızla değişen bu hayat ve akışı, acaba insanlara hangi oranda bir katkı sundu diye baktığımızda, hayatımızdaki bu değişimlerin kaygı, korku, kuşkularımızı arttırmaktan, birbirine yurt olması gereken insanları birbirine kurt kılmaktan başka bir işe yaramadığını görmekteyiz. Üretenolmak yerine tüketen ve tüketimi önceleyen, kendilik bilincini oluşturmuş başta kendisine, ailesine, yaşadığı topluma ve büyük ailesi olan insanlığa bir şeyler katmak yerine hedonist, nihilist, hümanist/benci, bencil, hazcı, bana ne lazımcı varlıklara dönmekten başkada bir katkısı olmadığını zaman içinde acıyla öğreniyor insan.

İnsandaki ve hayattaki bu değişimin temelini oluşturan, insanlığı bu karanlık, neticesi ürpertici meçhule sevk eden muharrik sebep olan ortadadır: hayata, karşılaştığı olaylara yaklaşımı. Hz.Peygamberin(s.a.s.) sünnet-i sahihası ile yoğunlaşan ehil zatların gördükleri üzere, bir açıdan peygamber-i zişanın fiilî, kavlî, takrirî sünneti ile ümmetine eşya ile olan ilişkilerini yani hayata, olaylara bakış ve yaklaşım biçimini öğrettiğini görürüz. Zira bir Müslümanın hayata bakış açısı Müslümanca bir dünya görüşü ile değilse, İslami birtakım ritüelleri ve İslam’ın şiarları olan birtakım fiilleri yapması onunKur’an ve Sünnet ölçüsünce ideal olan bir Müslüman olmasına yeterli olmayacaktır. Yaygın ifadesiyle, farza göre değilde tarza göre bir yaşamı şiar edinen bu modern zamanda, Müslümanım diyen ve İslam dininin şiarları olan namaz kılmakla beraber münkeratla arasına mesafe koymayan, oruç tutmakla beraber kul hakkına riayet etmeyen,zekât vermekle beraber başkalarının haklarına hassas olmayan fertler oluşumuz, bu hakikati bize göstermektedir. Zira modern zehrin zerk edildiği biz Müslümanlar, adı konmamış olsada, ifade edilememiş olsada bu andığımız paradokslardan kendimizi uzaklaştıracak muharrik bir etken, imani bir kuvvetbulmaktazorlanmaktayız.

İnandığımızı iddia ettiğimiz dini, atalarımızdan, ailemizden veya duyduklarımızdan öğrendiklerimiz kadarı ile anlamaya çalışırsak, bu tecrübemiz muharref inançlarda olduğu üzere fert ile rabbi arasındaki mistik bir inanç olmaktan öteye geçemeyecektir. Halbuki bu din ve dinin kaynağı olan Kur’an ve Sünnet Hayy olan Allah (c.c.)katından yaşamımızda hayat bulmak üzere indirilmiştir. Ne hazin bir durumdur ki, gönün modasından, eskimiş pörsümüş ideolojilere varıncaya kadar her şey, ilgili ve ilgisiz herkes bir şekilde hayatımızda yer bulabilirken, maalesef Allah ve resulü hayatımızda yer edinememektedir. Gündemimizi Onlar belirlememektedir. Diğer taraftan, Allah ve resulünün hayatımızda yer edinmesi, hayatımızın İslam ahlakı ile şekillenmesi ve İslam dünya görüşü üzere inşa edilmesi anlamındadır. Yanibuna başka bir açıdan da hayatımızın İslam ahlakı üzere olmasıda diyebiliriz.O halde İslam bizde bir ahlakilik kazanmamışsa, bizler namazda kul olurken makamda tiran, namazda kul olurken ticarette bel’am, namazda kul olurken evimizde zorba, namazda kul olurken siyasette zalim oluyorsak, işte bu yaşadığımız hız ve haz çağının doğru olmayan yolunun, doğru olmayan doğal bir sonucudur.

Bize evimizde, işimizde, makamımızda, siyasetimizde, ticaretimizde kısaca hayatın her alan ve sahasında Müslüman olmayı, Müslüman kalmayı ve Müslüman ölmeyi kazandıracak olan şey, eşya ile olan ilişkimizdir; yani,sosyal bir varlık olan insanın sosyal hayatındaki ilişkilerini peygamber örnekliğinde İslam ahlakı üzere inşa etmesidir.

Vakıa: bugün paradokslarla iç içe olan bu vahim halin arka planında, hayata bakış hayat mücadelemizdeki muharrik sebep ve noktamız yatmaktadır. Bugün inananı ve inanmayanı ile bütün bir insanlığın hayat mücadelelerindeki muharrik sebeplere baktığımızda, bunu 4 aşamalı olarak gözlemlemekteyiz. Buna 4 M formülü de diyebiliriz:Maaş, Meşruiyet, Millet, Mevla.

Maaş; baktığımızda ebeveynler Allah’ın(c.c.) emaneti olan evlatlarını yönlendirirken, onları ikbal ve istikballeri noktasında yönlendirip teşvik ederken, gerek direkt gerek dolaylı olarak, alacakları ve garanti edecekleri maaşlarına göre yönlendirmektedirler. Şu alanda okumalı, şu sahaya yönelmeli, odaklanmalısın!Neden? Zira en nihayetinde uzun vadede veya bugün geçerli kriterlerle iyi, garanti bir maaşı var. Meşruiyet: bu mesleği, alanı seçerken de toplumun meşru, makul ideal göreceği bir yolla olmalıdır. Bu iki hususta inanan veya inanmayan nerdeyse bütün insanlar ortak olduğunu görürüz. Bu iki noktaya ilave olarak özellikle inancı olan insanlarda bunlara ilave olarak, bunları yaparken birde Millete faydalı olsa iyi olur düşüncesi hakimdirler. En sonunda da adeta ‘hani bu kadar şeyler yapmışken bari Mevla da razı olsun’ derler.

Vakıa bu olmakla beraber, İslam inancı:Allah ve Resulünü hayatına hâkim kılmış, peygamber örnekliği ile hayatını şekillendirmiş bir yaşamı esas alan, bu dünyada yaşadığı gurbet hayatının bir imtihan yurdu, adeta bir sürgün yeri olduğuna inanmış ve ebedi ahiret yurdunu kendisine asıl vatan edinmiş olan, kimliğini, kişiliğini, hayata bakış açısını Kur’an ve Sünnet-i Sahiha’nın belirlediği müminler için bu sıralamanın tam tersi olması ön görülür. Yani mümin olan bir kul yalnızca Allah’ın(c.c.) rızasını kazanmak merkezli yaşar ve kendisi, ailesi, evlatları ve çevresi için böyle bir yaşamı öğütlemeyi şiar edinir. Bu noktada ilham aldığı, beslendiği ve meşruiyetinin temel kaynağını da Allah’tan(c.c.) alır. Böyle olunca da, umumi anlamda kullar nezdinde de meşruiyeti kazanacağı bir vakıadır. Bu muharrik durumun birinci maddesi olan Allah’ın(c.c.) rızasını kazanmak için ise,cenab-ı hakkın yükümlü kıldığı feraiz ve nevafilden sonra, hayrın Allah’ın(c.c.) kullarına hizmette, onlara faydalı olmakta olduğunu bilir ve inanır. Zira bir gün Abdullah bin Ömer (r. anhuma) itikafta iken, kendisine bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacı bildirilir. İtikafını bozup o ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görüp döndükten sonra etrafındakiler kendisine “Efendim, hani itikaf yılda bir ve telafisi yok. Bozmasaydınız daha iyi olmazmıydı?” dediklerinde o buna karşılık “(Efendimizin(s.a.s.) kabrini göstererek) şu kabirde yatan zat bir gün demişti ki ‘Bir Müslümanın sıkıntısını giderip onun ihtiyacını karşılayan kimse 10 sene itikafta kalmış gibi sevap kazanır.’Ben bir itikafımız bozup 10 itikaf sevabı almak istedim” der. (Beyhaki, Şuabü’l-İman c. 3 s. 424-425)

Dördüncü M olan maaş noktasına gelince:Müminler bilir ve inanırlar ki cenab-ı hak “Kuşkusuz rızık veren, çok büyük güç sahibi olan ancak Allah’tır.” (Zariyat 58) ferman-ı ilahisinde beyan buyurduğu üzere, sebeplerine sarıldığında imtihan yurdu olan bu hayatta rızkına kefildir.

Netice olarak; insanlığın adeta çağın getirdiği korku, kuşku, kaygı ve buhranlarından kurtarıcı bir Nuh’un Gemisi’ni bekler gibi oldukları bu zamanda, İslam’dan gayrı bir kurtuluş yolunun olmadığı kesindir. Bu çareyi hayatta insanlığa arz etme noktasında olan ise, doğal olarak Müslümanlardır. Müslümanların ise yeniden fabrika ayarlarına dönmeleri ve hayat mücadelelerindeki müharrik sebepleri, olması gerektiği üzere Kur’an ve Sünnet-i Sahiha’nın ön gördüğü üzere bir noktaya taşımaları en öncelikli zorunluluk olsa gerektir. Zira çıkış noktası burasıdır. Bizim eşya ile olan ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı, beklenen ve olması gereken noktaya taşıyacak olan temel muharrik nokta, burası olsa gerektir.

Selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı