BIST1.391,64%8.4766
USD8.4715%0.15
EURO10,0689%-0.01
ALTIN497,88%0.14
Akit HaberYazarlarMuhammed Şevket GökşanKurban: Kullukta Bir Samimiyet Sınavı

Kurban: Kullukta Bir Samimiyet Sınavı

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
15 Temmuz 2021 09:13

Kurban, Kur’an-ı Azim’de “hedy” kelimesi ile karşılık bulmakta. “Hedy” kelimesi ise “hidayet” kökünden gelmektedir. Lügatte, irşad etme, doğru yolu gösterme, hediye, armağan, adamak vb. manasına da gelmektedir. Türkçedeki karşılığı olan “kurban” ifadesi ise “yakınlık, feda olmak, hayranlık” manalarına gelmektedir.

Istılahi anlamda, belli bir niyetle (Allah’ın(c.c.) rızasını gözeterek) belli bir zamanda, belli vasıflardaki bir hayvanı kesmek” manasınadır. Kurban ibadeti: İslam’ın belli başlı temel şiarları arasındadır. Genel anlamda bu şiarlara dair cenab-ı hak “Her kim de Allah'ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah'a karşı gelmekten sakınmasından)dır. (Hac 32) buyurmakta.

Bugünkü yazımızda özellikle bu iki mana (armağan, adamak) üzerinde durmak istiyorum. Adamak/adanmak veya armağanlarımız? Hayatımızda neleri nelere adıyor, armağan ediyoruz? Hani “varlığımız falanca şeye armağan olsun!” derler ya. Peki bizim varlığımız, bu bağlamda malımız, canımız veya varlık adına neyimiz varsa, biz bunları neye armağan etmekteyiz?

Öncelikle önemli olan bir noktanın altını çizmek gerek. İnsan bu hayatta çok değer verdiği‘özel’leri, önemlileri ve zaafları ile sınanır. İnsan, kıymet verdiği ve yücelttiği şeyi ile, yani her ne şeyi istemekte, dilemekte, sahip olma arzusunda ise, o hususta ne denli samimi olduğuyla sınanır. Bu hakikat ışığında, bir mümin açısından, dünya ve ahiret yönü ile en büyük, kıymetli ve değerlimiz olan şey şüphesiz imanımızdır. Cenab-ı hak,‘’(~ ~ ~İnsanlar,) "İnandık" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler?“(Ankebut 2) ifadesiyle bu en kıymetli olan şeyimiz ile mutlaka sınanacağımıza işaret etmekte. İnsanlık tarihine baktığımızda insanlık, dünyanın ömrü boyunca temelde bu kıymetli olan iman ile sınanmaktadır.

Özelde Kurban imtihanına dair, mevlamız iki örnekliği Kur’an-ı Azim’de bizlere sunmakta:Hz. Adem’in(a.s.) çocukları ve Hz. İbrahim/İsmail’in(a.s.) örneklikleri. Hz. Adem’in(a.s.) çocuklarına dair “(Ey Muhammed!) Onlara, Adem'in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, ‘Andolsun seni mutlaka öldüreceğim’ demişti. öteki, ‘Allah, ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder’ demişti.” (Maide 27) buyurulmaktadır. İşte ilk insan Hz. Adem’in(a.s.) oğulları Habil ile Kabil bu imanları ve imanlarındaki samimiyetleri ile sınandılar. Habil çoban olduğu için koyun güderdi ve en güzel koyununu Rabbine adamıştı. Kabil ise toprakla uğraşır ve “Bunlar benim elimin emeğidir. Bunları kazanmak için çok emek sarf ediyorum. Neden iyisini götüreyim?Hem Allah’ın bunlara ihtiyacıda yok zaten…” diyerek mahsulünün iyi olmayanını adamıştı. Cenab-ı hak Habil’in adağını kabul buyurdu ve Kabil’inkini kabul etmedi.

Görünüşte Habil canından oldu ama mesele yalnızca öyle değildir. Habil rabbine olan ahdini güzelce yerine getirerek, geçici bir süreye dek sürgün edildiği bu diyardaki sürgünü ve gurbetini bitirdi. O’nun için çile sıkıntı ve dünyanın debdebeleri bitti.Buna mukabil rabbinin ebedi cennetlerindeki nimetleri onu beklemektedir. Ama Kabil’e dönecek olursak, imtihanı kaybetmekle kalmadı, kardeş katili ve bunu ilk başlatanı olması hasebiylede kıyamete dek tüm katillerin günahına ortak olma bedbahtlığı ileberaber, hem dünyada rezillik hemde ukbadarüsvaylıkla iç içe olmayı tercih etmiş oldu.

Yine insanlığın ikinci babası(Ebu’l-beşer) olarak anılan HalillullahHz. İbrahim’in de benzer hakikatle sınadığını görüyoruz. Zira İman bir lütuftur.İmtihan ise, bu lütfa liyakatin miyarı yani ölçüsüdür. İşte bir kul bu imtihan ve fedakarlıklarla Allah’a(c.c.) yakınlık ve dostluklar kazanır.

Hz. İbrahim’in(a.s.) imtihan serüvenine dair, Kur’an-ı Hakim’de Allah (c.c.)“~ ~ ~Allah, İbrahim'i dost edindi.” (Nisa 125)ayet-i celilesi ile Hz.İbrahim’i dost edindiğini bizlere haber vermektedir. Rivayet edilir ki cenab-ı hak Hz. İbrahim’i(a.s.) dost edinince, melekler ‘Ya rabbi, bu insanoğlunun zaafları ve düşkün oldukları şeyler çok. Böyleolan birini nasıl dost edinirsin?’ diye sordular. Mevla (c.c.) bunun üzerine meleklere sordu “Bu kulumun düşkün olduğu zaafı nedir?” dedi. Melekler “Canı, insana kıymetli ve zaafıdır.” der. Mevla (c.c.)Hz. İbrahim’in(a.s.) canını Nemrud’un ateşi ile sınadı. Melekler ‘gelip istersen rüzgarla ateşi dağıtalım, istersen yağmurla söndürelim’ dediklerinde,İbrahim (a.s.)‘Siz kim adına geldiniz?’ dedi; onlar ‘Allah (c.c.) adına’ deyince O~ ~ ~"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!" (Al-i İmran 173)diye cevap verdi.Bu cevap ile o imtihanı kazandı ve Mevlası ateşe emrederek~ ~ ~"Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik oldedik." (Enbiya 69 ~~21.69~) buyurdu. Rivayetlere göre haftalarca yandıktan sonra sönen ateşe baktılar ki Hz. İbrahim (a.s.) ateşin ortasında adeta bahçede oturmuş gibi mevlasını zikirle,O’na ibadet etmekle meşgul.

Mevla (c.c.) meleklere yine sordu “Başka zaafı ve düşkün olduğu şey nedir?”, melekler ‘Mallarıdır’ dediler. İbrahim’ın(a.s.) malı-mülkü bol ve zengin idi. Mevla bir imtihan olarak Cebrail’i(a.s.) gönderdi ve Cebrail (a.s.)“Şu mallarının bir kısmını bana versene…” dedi İbrahim (a.s.)‘Sen Allah’ımı zikret ve zikredeceğine söz ver hepsini vereyim’ dedi. İnsan suretinde gelen Cebrail (a.s.)Allah’ı(c.c.) öyle bir zikretti ki o zikrullahın halavetinin sonunda tüm malını veren İbrahim (a.s.)kalbinde verdiklerinden dolayı en ufak bir değişiklik olmadı.

Üçüncü olarak Mevla yine meleklere “Daha nedir zaafı ve düşkün oldukları nelerdir?” deyince melekler ‘Evlatlarıdır’ dedi. Bu seferde Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’e(a.s.) dair ise “Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, ‘Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?’ dedi. O da,‘Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın’ dedi.” (Saffat 102) buyurulmaktadır. Hz. İbrahim (a.s.) bir samimiyetin Hz. İsmail (a.s.) ise bir teslimiyetin sembolü idi. Burada bir adak adanmış ve cenab-ı hak yanlış olanı gökten Cebrail (a.s.) ile getirttiği koç ile tashih etmiştir. Hz. İbrahim’in(a.s.) Hz. İsmail’ (a.s.) kurban etme teslimiyeti ve koçun indirilmesi ile cenab-ı hak sanki “Tamam, ben senin adağını kabul ettim.Sana oğlunu bağışladım…” derken bunun yerine kurban edilmesini istediği bir koçu göndermiştir. Bununla da insanın doğasında var olan adama, kan akıtma hissiyatı için bu kanın akıtılacağı alan ve sahayı göstermiştir. Mevla (c.c.) Hz. İsmail’i(a.s.) kurban etmesini emrederek O’nu sınadı ve bundan da yine muzaffer olunca meleklerde Allah’ın(c.c.)Hz. İbrahim’i(a.s.) neden dost edindiğini anlamış oldular.

Ayrıca burada her iki canında sahibi olan Allah (c.c.) İsmaillerin kanları yerine koçların kanlarının akıtılmasını takdir buyurmuştur. Bu koçların akıtılacak kanları İsmaillerin kanlarının akıtılmasına mani olacağının da bir habercisidir. Demek ki koçların kurban edilmesi İsmaillerin yaşamalarının teminatıdır. Tamda burada, çağımız Müslümanlarının sorması gereken soru şudur: bizler bugün oluk oluk akan İsmaillerin kanlarının bedelleri olacak olan (mallarımızdan, mülklerimizden, yetenek ve kabiliyetlerimizden adamamız gereken adaklarımızı adasaydık, Allah’ın(c.c.) bahşettiği bu nimetleri yine Allahımızın rızasına sebep olsun diye armağan etseydik, acaba Suriye de,Irak’ta, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Myanmar’da ve dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdur İsmaillerimiz kurban edilirmiydi?!

İnsan unutmamalı ki, Kurban ibadeti madde ve materyalizmin istila ettiği hayatta maddeye karşı düşkün olan insanın kendisine ve hayata karşı yabancılaşması ve yabanda kalmasına karşı teşri edilmiştir. Bir nevi müminin Allah’a, resulüne, Kur’an-ı Hakim’e, hayatın aslına, insanlığa ve de kendisine karşı yabancılığını giderme,yaradılışında var olan beşer/vahşet yönünün bir nevi akıtılan kan ile giderilmesini temin edilme ve insan-ı kamil yönün kuvvetlendirilmesi esas alınmaktadır.

Diğer bir açıdan kurban, bir yakınlık vesilesidir. Bu yakınlık vesilesinin ilk insan Hz.Adem’den(a.s.) beri süre gelen bir eylem olduğunu müşahede etmekteyiz. Hz. Adem(a.s.) devrinde başlayan bu yakınlık vesilesi, her türlü din ve inanışta bir şekilde kendisine yer edinmiştir. Hatta meğazi kitaplarına başvurduğumuzda, hayatın belli dönemlerinde bu yakınlık vesilesi olduğuna inanılan kurban eyleminin, vahyin dışındaki inançlarda haddi aşarak ileri gidip hayvanı bir kenara bırakıp insanların kurban edilmesi şeklinde bile tezahür ettiğini görmekteyiz. Bu nedenle İslam şeriatı Allah’ın(c.c.) meşru kıldığı hayvanların dışında, Allah’tan başkası adına kesilen kurbanların meşru olmadığını bizlere haber vermektedir. Hayvanların keyfi olarak telef edilmesi kabul edilemez. Bu hayvanların boğazlanmasıancak Allah adına kesildiğinde meşruiyet kazanmaktadır. Yaniister insan, ister hayvan olsun tüm canların sahibi yalnızca Allah’tır(c.c.). Bu nedenle Allah’a(c.c.) inanmış olan muimin, yalnızca Allah’tan(c.c.) aldığı yetki ile,O’nun adına,O’nun dilediği şekilde bir faaliyet icra ederse, bu meşrudur. Demek ki meşruiyetin yegâne yolu budur.

Diğer bir yönü ile, İbrahim (a.s.) ile İsmail (a.s.) örnekliğinde görüldüğü gibi, kurban bir adama, adanma, sabır, sadakat ve teslimiyet provasıdır. İnsanbu vesile ile kendisini test etme imkanına sahip olur. Gücünü, kuvvetini, yeteneğini, malını kimlere nelere adamakta olduğuna, kimlere armağan etmekte olduğuna bakar. Yinekurban,yaratılışında insanın mala, güce kuvvete olan meyli ve zaafının bir nevi sınanmasıdır. Bununla cenab-ı hak kullarının güçlerini, kuvvetlerini, yetenek ve becerilerini, mekân ve servetlerini kime adadığının testini yapmaktadır.

Bu adayış sınavını hakkıyla geçenlerden olabilme niyazıyla, selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı