BIST1.492,93%9.6227
USD9.605%0.11
EURO11,1470%0.05
ALTIN556,88%-0.01

Kudüs Vesilesiyle…

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
20 Mayıs 2021 06:47

Hız ve haz çağı olan modern çağda, hayat o denli hızlı akmakta ve zihinleri meşgul eden o denli uyarıcı var ki olayları takip etmek, zihinde tutmak nerdeyse imkansızlaşıyor. Unuttuk daha dün Belene kamplarında yaşanan vahşetleri, unuttuk daha dün Bosna’da yapılan soykırımları/vahşetleri, unuttuk münafıkların eli ile Çeçenya’da hak ehlinin sırtlarından vurulduğunu, unuttuk yanı başımızda zalim Esed’in ikbali uğruna yerle yeksan ettiği bir ümmeti, unuttuk Keşmir’i, Moro’yu, Angola’yı, Patani’yi, Doğu Türkistan’ı ve unuttuk kaç bayramdır Filistin’de, Gazze’de, Mescid-i Aksa’da yaşanan vahşetleri… Unutmak bir yana, ondan da vahim olanı adeta kanıksadık tüm bu olanları; gayet normal karşılar olduk ve doğal yaşamımızı (buna yaşam denilecekse) sürdürmeye devam ediyoruz. Yeryüzünün şer kaynağı, ifsad yuvası, global müesses küfür nizamı, rahmetli Erbakan hocanın dili ile Siyonizm, sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal anlamda çok yönlü oyununu kuruyor. Ne hazindir ki onların kurdukları bu oyunda oyuncu olmak gibi bir vahamet de kahir ekseriyetle Müslümanlara (özelde idarecilerine) düşüyordu. Düşünmeden edemiyor insan; Akif’imizin dili ile

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?

Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!

Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!

'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!

Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında

Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında

Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;

Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!

Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i

En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i

Bunun yanında Efendimiz (s.a.s.) “Ey muaz! Mazlumun duasından kaçın. Zira onun ile Allah (c.c.) arasında perde yoktur.” (Sahih-i Buhari, Kitabu’z-zekat, hadis no. 496) hadis-i nebevisi de halimizdeki çelişkiyi gösteren önemli bir gösterge olsa gerek. Bunca zulümler ve bunca yapılan dualara rağmen yaşananlar! Ortada yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunu muhakkak…

Ve yine biçarelerin çaresi rabb-i rahmanımıza dönüyor ve O’nunla bir çare, çözüm ve bir umutla yeniden umutlanıyoruz. Halimizi fotoğraflamak ve halimize bir çare bağlamında düşündüğümüzde, rabbimizin kelam-ı kadiminde bizi şu hakikat karşılamakta önce: “Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebûr'dada, ‘Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır’ diye yazmıştık.” (Enbiya 105). Rabbimiz ‘Mülk benim, ben o mülkümde dilediğimi varis kılacağım.’ diyor ve ardından (ibadiye’s-salihin) buyurarak varis kılacağı kullarının vasıflarını/özelliklerini bizlere haber veriyor: Salih kul olmak. Ve bu salih kulların vasıflarına dair bizi şu ayeti karşılamakta: “Onlar, Allah'a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emrederler. Kötülükten men ederler, hayır işlerinde birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.” (Ali İmran 114). Ayet-i celilenin özellikle son cümlesindeki “yarışırlar” vurgusu çok manidar. Şu an yeryüzünde (sayısal anlamda) en çok olan milletlerden olan İslam ümmeti, bunca imkan ve çokluklarına rağmen yol alamıyor, yürüyüşlerini sürdüremiyor ve hedeflerine nail olamıyorsa işte burası üzerinde durup ciddi düşünmemiz gereken bir nokta olsa gerek. Bir mümin açısından Allah’tan (c.c.) umut kesilmez, mümin için ye’se ve umutsuzluğa yer yoktur. Bunun içinde özellikle ÖZGÜVEN, ÖZVERİ, ÖZELEŞTİRİ kavramlarını masaya yatırıp üzerinde ciddi manada tefekkür, tezekkür ve tedebbüre ihtiyaç var. Özgüvenle Allah’ımız var, hak inancımız var, diyerek yeniden kendimize gelmeye, özveri ile sayu gayretimizi gözden geçirmeye ve özeleştiri ile gücümüzü, kuvvetimizi götüren ayrılık, ayrımcılık, ayrıcalıklardan kurtulup ümmet olma şerefi ile hayata yaklaşma melekelerimizi geliştirmeye muhtacız.

Bu noktada sözün sultanı Efendimiz (s.a.s.) şu hadis-i nebevide önemli bir tespitte bulunmakta. “Oburların çanaklara üşüştükleri gibi, yeryüzündeki milletlerin sizin üzerinize üşüşeceği bir zaman yakındır.” Orada bulunanlardan biri ‘Bizler az olduğumuz için mi üstümüze üşüşecekler?’ dediğinde; Efendimiz (s.a.s.) “Hayır, o gün siz sayısal anlamda çok olacaksınız. Fakat sizin bu çokluğunuz denizin üzerindeki köpük gibi (etkisiz) olacak. Allah (c.c.) düşmanlarınızın kalplerinden korkunuzu sökecek ve sizin kalplerinize de Vehni atacak.” Orada bulunanlar dediler ki: ‘VEHN nedir ya resulellah?’ Efendimiz (s.a.s.) buyurdu ki “Dünya sevgisi ve ölümü kerih görmenizdir” (Sünen-i Ebi Davud -Kitabu’l-melahim, babu tedai’l-ümem; Müsned-i Ahmed, 22397)

Malum olduğu üzere bütün bir dünya bir pandemi sürecinden geçmekte, ölümün nefesini ensemizde hissetmekteyiz; yanımızda, yöremizde günler yok ki gencinden ihtiyarına birilerini darı bekaya, vuslata, ebediyete yolcu etmeyelim. Hayat da ölüm de bize bağlı değil, var olan bir takvime bizler bağlıyız. Ömrümüz de, evlad-ı ıyalimiz de, malımız da, onları veren rabb-i rahimimizden bizlere emanet. Bir imtihan yurdu olan şu dünya, elimizdeki tek fırsat. Bu hayat, Allah’ın (c.c.) verdiği ömrü O’nun razı olduğu yerlerde, evlad-ı ıyalimizi razı olduğu yönlere ve servetimizi rabbimizin razı olacağı yerlere sarf etmek sureti ile fani olan bu emanetleri, ebediyyen kendimize ait kılma fırsatı. Onun için bizi Kudüs kurtaracak, ona karşı duyarlılığımız bize hayat verecek, Kudüs ile dirileceğiz desek, yeridir. Zira Kudüs’ümüzün sembolü olduğu hakikat yolunda olmamıza oranla, hak yolda olacak ve hakka râm olmuş olacağız.

Hakka râm olmuş kullardan olma duası ile,

Selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı