BIST10.471,32%0,76
USD32.7746%35.0086
EURO35,0810%41.5128
ALTIN2.457,99%2.80

Ailede huzur (2)

Latif Erdoğan

Abone OlGoogle News
08 Haziran 2024 11:05

Dinden boşalan yeri başka hiçbir disiplin; İslam’dan boşalan yeri de başka hiçbir din dolduramaz. Ne ki İslam, itikat, ibadet, muamelat ve güzel ahlakla bir bütün olarak yaşandığında bu böyledir. Onun bütünlüğünü ihlal edecek her müdahale İslam’ı gerçek İslam olmaktan çıkarır ve sonuçta bütünden beklenen netice elbette akim kalır.

İslam’ın aile inşasıyla ilgili getirdiği düzenlemeleri de bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. Diyelim ki, karı-koca arasında denklik (Küfüv) bir esastır. Bu denklik, günümüz dünyasında, ekonomik ölçüler, fiziki özellikler, toplumsal statüler bağlamında değerlendirilmekte, zenginlik, güzellik, gençlik ve vaat edilen hayat standardı baz alınarak gerçekleştirilmektedir.

Dinin bir bütün olarak yaşanması anlamına gelen diyanet denkliği ise ya hiç gündeme gelmemekte ya da bu konuya istenen ölçüde duyarlılık gösterilmemektedir. Halbuki, aile huzurunun kaynağı diyanetteki denkliktir. Diyanetten boşalan yeri başka hiçbir denklik teklifinin doldurması mümkün değildir. Bediüzzaman Hazretleri, bu denkliğin önemine ve bozulması halinde meydana gelecek sarmala dikkat çekerek şöyle der:

“Şer’an koca, karıya küfüv olmalı, yani birbirine münasip olmalı. Bu küfüv ve denk olmak, en mühimmi diyanet noktasındadır. Ne mutlu o kocaya ki kadınının diyanetine bakıp taklit eder, refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur. Bahtiyardır o kadın ki kocasının diyanetine bakıp “Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim” diye takvaya girer.

Veyl o erkeğe ki saliha kadınını ebedî kaybettirecek olan sefahete girer. Ne bedbahttır o kadın ki müttaki kocasını taklit etmez, o mübarek ebedî arkadaşını kaybeder. Binler veyl o iki bedbaht zevc ve zevceye ki birbirinin fıskını ve sefahetini taklit ediyorlar. Birbirine ateşe atılmasında yardım ediyorlar.”(24. Lema)

İçinde, yüzlerce toplayıcı, birleştirici dinamikleri bulunan dinin yaşanmadığı bir aile ortamı baştan temelsizdir, en ufak sarsıntıda yıkılmaya mahkûmdur. Ya da böyle bir birliktelik sadece dünyevi varlıklarla denkleşmiş bir birlikteliktir. Dünyevi varlıklar zenginlik, toplumsal statü olabileceği gibi, gençlik, güzellik de olabilir. Söz konusu denkleşmede (küfüv) terazinin iki kefesinden birinde görülecek en küçük eksilme dengenin bozulmasına sebep olur. Zenginlik gidince, toplumsal statü kaybolunca onlara dayalı kurulan aile dengesi de bozulur; gençliğin gidişi, güzelliğin bitişi sürekli aile dengesini tehdit eder.

Dindar insanların aile hayatlarında bir huzursuzluk varsa, evvela problemi diyanetteki başarı veya başarısızlıkta aramak gerekir. Her insan gibi dindar insanlar da bazı psikolojik sorunlar yaşayabilir ve bunlar aile huzuruna olumsuz etkide bulunabilirler. Fakat bu kişisel arızalar, diyanetin manevi gücüyle her zaman aşılır, geçici arızalar düzleminde kalırlar.

Aile huzurunu koruyacak en önemli faktörlerden biri de kuşkusuz çocuk sahibi olmaktır. Zaten evlenmenin öncelikli maksadı neslin devamıdır. Bu maksadı unutturucu her türlü telkin, evliliği sadece cinselliğin tatminine indirgeyen her türlü anlayış yanlıştır, doğru değildir, insani de değildir.

Anne-baba asli görevlerinin erdemli nesiller yetiştirmek olduğunu asla unutmamalı; mevcut yozlaşmaları gerekçe göstererek, evlat sahibi olmaktan ve erdemli nesiller yetiştirme gayretinden asla vazgeçmemelidir.

Her dediği yapılan, hiçbir isteği geri çevrilmeyen çocukların sağlıklı yetiştirildiği söylenemez. Bazen mahrumiyetler, terbiyede daha etkili olumlu sonuçlar doğurur. Bu sebeple de bolluk ve refah içinde, hayat standardı yüksek, sayısı ve sınırı belirsiz fanteziyeler uğruna az sayıda çocuğa sahip olmayı, normal bir hayat standardında yetişen çok sayıda çocuğa sahip olmaya tercih etmemeli, özellikle zengin ve varlıklı aileler çok sayıda çocuğa sahip olmayı ilke edinmelidir.

Neslin korunmasının bütün anne ve babalara düşen bir görev, bir sorumluluk olduğu asla unutulmamalıdır. Bütün milletlere ait bu ortak fıtri meyil, herkesin gücü nispetindeki bir sayıyla ve doğal bir kabullenme ile paylaşılmalıdır.

Anne-babanın çocuklarına göstereceği yakın ilgi, alaka çocuk için hava kadar su kadar önemlidir. Başka hiçbir şefkat kucağı anne-babanın şefkat kucağı kadar sekine verici, huzur bahşedici olamaz. Anne- babayı da çocuklarını sevmek, okşamak, öpmek kadar hiçbir eğlence mutlu edemez. Anne-baba çocuklar için nasıl ilahi bir lütufsa, çocuklar da anne- baba için öyledir. Aile bu bilincin verdiği huzurla temellenir, sarsılmaz, sağlam hale gelir.

Latif Erdoğan

Akit TV köşe yazarı