BIST9.125,38%0,70
USD31.2259%0.05
EURO33,9467%0.31
ALTIN2.039,40%-0.06

Nefsini bilen...

Latif Erdoğan

Abone OlGoogle News
10 Şubat 2024 09:59

Nefis, Cenab-ı Hakk’ın mutlak rabliğine ayna olmak için yaratılmıştır. Bu sebeple de nefse mutlak rabliğe ait sıfatlar, özellikler verilmiştir.

Nefis terbiye edilmediği sürece yüzünü hep kendisine çevirir. Aynada gördüklerini kendine mal eder, sahiplenir.

Nefis terbiyesinde onun için evvela nefsin yüzü kendinden çekilir, kendinde gördüklerinin esasen hariçten geldiği, gördüklerinin kendi malı olmadığı ona anlatılır. Bu anlatmalar da daha ziyade erbainlerle yapılır.

Oruç, nefis terbiyesinde çok önemli bir fonksiyon eda eder. Nefis böylece kendisinin bir hiç olduğunu anlar. Kendisine, sonsuz acz, fakr ve hiçlikten başka bir sıfat izafe edemez.

Terbiye devam ettikçe nefsin mertebeleri de müspet manada artar. Emmare iken, levvame, mülheme, mutmainne, radiye, mardiye gibi dönüşümler yaşar. Fakat, nefis safiye veya zekiyye mertebesine ulaşmadıkça bütün kötülüklerden arınmış sayılmaz. Onun için de kendisinde mevcut kötülükler sebebiyle her zaman tuzağa düşer. Bu açıdan da safiye veya zekiyye mertebesine ulaşmamış nefse asla itimat edilmez.

Nefiste en tehlikeli, dört nüve, dört potansiyel hal vardır. Bunlar, firavunluk, nemrutluk, hamanlık ve karunluk halleridir. Nefis bu hallerden birini veya hepsini bünyesinde barındırdığı sürece, bu halleri tehlikeye sürükleyen pozisyonlar karşısında her an mağlup olabilir. Bazen makam, bazen mal- mülk, bazen ilim baştan çıkarır, insanı, Firavun, Nemrut, Karun, Haman haline getirir.

Geçmişte mardiye haline gelinceye kadarki terbiyesi de bu hallerin zuhuru karşısında bir fayda vermez, kişi ebedi hüsrana uğrar. Onun için Hz. Yusuf, “Ben nefsimi aklamıyorum, çünkü nefis daima kötülüğü emreder” (Yusuf, 53) buyurmuştur. Onun “ Rabbimin merhameti müstesna” (Yusuf, 53) demesi, Cenab-ı Hakk’ın dilemesi ve merhameti dışında, hiçbir sebebin nefsin kötülüğünü gidermeye yetmeyeceğine önemli bir işarettir.

Nefisteki bu dört hasletin tamamen giderilmesi, gerçek nefis terbiyesinin son noktaya taşınmasıdır. Bu dört kötü hasletten de kurtulan nefis, nefs-i safiye ve zekiyyedir. Mutlak rabliğin, saf ve duru bir aynasıdır. Böyle bir nefis kendisini seyrettiğinde de Rabbini görür. Onun içindir ki, nefsini bilen Rabbini bilir, denilmiştir.

Nefis, ihsan mertebesine ulaşmamış kişiler için her zaman tehlikeli halini korur. Söz konusu dört kötü halden kurtulması da yine kişinin ihsan mertebesine ulaşmasıyla alakalıdır.

İhsan mertebesi, kulun bütün kulluğunu Allah’ı görüyormuş gibi eda etmesi halini kazanması demektir. İhsan mertebesine ulaşan kul, her yeri, her zaman huzur-u ilahi olarak telakki eder. Bütün hayatını da bu şuur içinde yaşar.

İhsan hali, aynı zamanda nefsin zekiyye haline gelmesini de temin eder. Nefis, açıkladığı veya gizlediği her türlü kötü arzu ve isteklerinin hepsinden ancak ihsan mertebesinde kurtulur. O da kendini, daima Rabbin huzurunda bulunan bir kul olarak kabul eder. Nefsin bu şuura ulaşması ancak Rabbin rahmeti ile mümkün hale gelir. Onun için ayette “Ancak Rabbimin merhametiyle…” (Yusuf, 53) denilmiştir.

Hakikat budur. Öyleyse biz de nefsimize, Bediüzzaman’ın seslendiği gibi seslenelim:

Sen, ey mağrur nefsim, üzüm ağacına benzersin! Fahirlenme; salkımları o ağaç kendi takmamış, başkası onları ona takmış.

Sen ey riyâkâr nefsim! “Dîne hizmet ettim” diye gururlanma. “Allah bu dini facir bir adamın eliyle de kuvvetlendirir” sırrınca, müzekkâ olmadığın için, belki sen kendini o recûl-i fâcir bilmelisin. Hizmetini, ubûdiyetini, geçen nimetlerin şükrü ve vazife-i fıtrat ve farîza-i hilkat ve netice-i sanat bil, ucb ve riyâdan kurtul.

Latif Erdoğan

Akit TV köşe yazarı