BIST2.380,90%0,36
USD15.8025%-0.67
EURO16,8800%0.43
ALTIN940,21%-0.25

Amerika ve Rusya’yla ne kadar aynı, ne kadar karşı safta

Kenan Alpay

Abone OlGoogle News
04 Ocak 2022 07:00

Ankara-Washington arasındaki ilişkilerin birbiri ardına eklenen kriz noktalarıyla adeta kopma ve çatışma sürecine doğrulduğu bir vasatta G-20 Zirvesi’nde gerçekleşen Erdoğan-Biden mutabakatıyla biraz esneme ve yumuşama eğilimine girdi. Şimdi Erdoğan-Biden mutabakatının bir adımı olarak “iki ülke ilişkilerini ilgilendiren tüm konuların görüşüleceği ortak mekanizma” için 2021’in son günü Türkiye tarafından bir adım atıldı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Şikago’da Türkiye-Amerika ilişkileri ve diğer uluslararası ilişkiler üzerine yaptığı değerlendirmede yeni bir sayfa açılabilmesi ancak Türkiye’nin tehdit algısı ve güvenlik stratejisine uygun adımlar atılmasına bağlandığı tekrar tekrar vurgulanıyor. Beklenen adımlar sır değil zaten. PKK-PYD’ye verilen devasa destek meselesinden savunma sanayine ilişkin Amerika tarafından işletilen açık-örtülü ambargoya kadar uzanıyor.

Gerilim Alanları Genişliyor ve Derinleşiyor

Gerilim ve çatışma alanları sadece Türkiye’nin sınır sorunlarıyla alakalı değil elbette. Mesela Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Suriye ve Dağlık Karabağ gibi Afrika’nın içlerinde Etiyopya’da aldığı pozisyonla da Amerika için açık bir tehdit oluşturduğu resmen ilan ediliyor. Henüz geçtiğimiz hafta Reuters’in “konuya vakıf kaynaklar”a dayanarak geçtiği haberde Eritre ve Sudan’a sınır olan Tigray bölgesindeki isyanın bastırılmasında Türkiye’nin oynadığı rolden Washington’un duyduğu derin kaygılar işleniyordu. Aynı haberde Afrika’daki en kanlı savaşlardan biri olarak kabul edilen çatışmada Amerika’nın Etiyopya hükümetine silah ambargosu uyguladığı fakat Addis Ababa hükümetinin bu engeli Türkiye’den aldığı İHA-SİHA’lar aştığı da vurgulanıyor. Bizzat Amerikalı özel temsilci tarafından Türkiye’ye yapılan ziyarette, “Etiyopya’da silahlı insansız hava aracı kullanıldığı ve bunun sivillere zarar verme riskine dair raporları gündeme getirdiği” vurgulanıyor. Evet, sivillere zarar verildiği veya katliam yapıldığı değil “sivillere zarar verme riski” üzerinden işletilmek istenen baskı mekanizmasına bakar mısınız? Irak, Suriye ve Afganistan’da giriştiği tehcir, katliam ve yıkımlara dair ciddi hiçbir özür ve yargılama mekanizması işletmemiş Amerika şimdi “sivillere zarar verme riski” bağlamında güya hassasiyet yükseltiyor.

Etiyopya’daki diğer yıkıcı aktör Mısır’ın da kaybına dikkat etmekte fayda var. Çünkü Nil Nehri üzerine Etiyopya’nın doğal olarak baraj kurma, hem içme suyu hem de tarım alanlarını sulamak üzere geliştirdiği yatırımları sabote etmek isteyen Sisi cuntası, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ni çok boyutlu desteğiyle kanlı bir tehcir ve isyan hareketine teşvik edip destekledi. Defalarca Addis Ababa Hükümeti tarafından isyancılara silah desteği vermekle suçlanan Sisi cuntası kısa bir zaman dilimi içinde 50 binden fazla insanın ölümüne yol açan savaş sahasından nihayet mağlup ayrılıyor. Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılma sürecinde, Kuzey Irak ve Suriye’nin kuzeyinde, Libya’da Trablus hükümetine yönelik darbenin savuşturulmasında ve son olarak Etiyopya’da Amerika-Mısır ikilisinin giriştiği iç savaş projesinin çökertilmesinde Türkiye İHA-SİHA teknolojisiyle kritik bir rol oynadı. Şimdi bölge ülkeleri gibi Amerika Birleşik Devletleri de bu silah teknolojisini mercek altına alma, silah satış kanununa aykırı işlemler olup olmadığına odaklanmış durumda. Amerika ve Avrupa ihtiyaç duyulan silahların satışını yapmadığı gibi Rusya ve Çin gibi ülkelerden de alınmasına müsaade etmeyip ambargo gerekçesi sayıyor. Üstüne üstlük kendi imkânlarıyla geliştirdiği İHA-SİHA teknolojisini de işlevsiz hale getirmenin yollarını arıyor.

Rusya Bölgede Nasıl Alan Açıyor?

Bu esnada Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini normal seyrine döndürmek üzere Özel Yetkili Temsilciler atandı. Fakat Dağlık Karabağ’ın işgalden kurtarılmış olması Ermenistan kadar Amerika ve Rusya gibi ülkelerde de ağır travmalar meydana getirmiş durumda. Rusya’nın en büyük sıkıntısı Suriye’yle beraber Türkiye-Ukrayna ve Türkiye-Polonya ilişkilerinde kendisini gösteriyor. Kırım’ı işgal ve ilhak eden Donbas’ı terörize eden Rusya bir bütün olarak Ukrayna’yı işgal için fırsatlar kolluyor, taşlar döşüyor. Ukrayna’ya yönelik yıkıcı bir işgalin önündeki bütün engelleri kaldırmak isteyen Rusya da Türkiye üzerinde İHA-SİHA satışını bitirmesi için baskı kuruyor. Tam da bu gerilimli atmosferde Rusya hesabına bazı seslerin daha fazla çıktığına, Rusya’nın PR’ı için analiz-yorum adı altında propagandaların gazete sayfalarında daha fazla yer bulduğuna şahit oluyoruz. Rusya Büyükelçiliği Medya-Kültür Ateşesi gibi çalışan kalemler sözde Amerikan emperyalizmi direnme adı altında Rusya’nın hegemonyasına çanak tutmak için yarış yapıyorlar.

Türkiye’nin gücü adaleti merkeze aldığı, refah ve güvenlik standartlarını yüksek tutan özgün politikalarına dayandığı oranda artar ve gelişir. Oysa Rusya-Çin bloğu Batı’nın çelişkilerine vururken adaletin tecellisi için değil Türkiye gibi bir ülkeyi kolayca nüfuzu altına alabilmek adına hareket ediyor. Bu basit fakat çirkin planın gazete köşelerinde nasıl işlediğine bakmak için Cumhuriyet Gazetesi’nden Mehmet Ali Güller’in yazılarını takip etmek doğru ve faydalı bir tercih olur. Doğu Perinçek’in eski yoldaşı, Rusya-Çin stratejik çıkarlarının Türkiye’deki sözcülerinden Mehmet Ali Güller hiç sıkılmaksızın tekrar tekrar aynı vurguları “normalleşme” adına şöyle yapıyor. “Esed Rejimiyle derhal barışmalı, Türkiye İdlip başta olmak üzere bütün alanlardan çekilip Esed (Rusya-İran) güçlerinin önünü açmalı. Hatta terörle mücadele adına bu güçlerle ortak operasyon yapmalı.” Talep listesi değil de Rusya adına verilen notalar şöyle sürüyor: “Türkiye, Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğine karşı çıkmalı. Rusya’nın Ukrayna’yı parçalama ve işgal girişimleri karşısında tarafsız ve tepkisiz kalmalı. NATO’nun Karadeniz’e girişini engellemeli. Karadeniz’in Rusya gölü haline çevrilmesine seyirci kalmalı. Eğer bunları yapmazsa Amerika’nın bölgeye yönelik sabotajları için Türkiye gönüllü rol oynuyor, işbirlikçi oluyor.”

Bu basit ikilem, bu çirkin diyalektiğe safça inanacak olursak güya Türkiye böylelikle bağımsız ve güçlü bir ülke olacakmış. “Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Avrupa” sloganlarının arkasına saklanarak kimse bize bağımsız siyaset, özgür duruş öğretmeye kalkışmasın. Hele hele geçmişten bugüne Moskova ve Pekin’i kıble edinenler. Rusya ve Çin hesabına PR, propaganda-kara propaganda veya nüfuz casusluğu gibi görev üstlenenler hiç ortalıkta görünmesinler bile.

Kenan Alpay

Akit TV köşe yazarı