BIST105.360%0.39
USD6.82%0.04
EURO7,5549%0.04
ALTIN376,99%0.15

Kalem mi, tuş mu?

Günay Ertan Akgün

01 Nisan 2020 08:42

Yazmak; Allah vergisi bir yetenek olduğu kadar aynı zamanda da bilgi ve tecrübenin kâğıda dökülmüş halidir. Kimi bu halle iyi bir “yazar” olurken kimileri de iyi bir “şair” olabilmektedir.

Zaman geçtikçe yazı yazma gereçleri de gelişe gelişe günümüze kadar gelmiş, kâh kaya ya da taş parçalarıyla kayalara – zeminlere kazıma suretiyle, kâh ilkel yöntemlerle geliştirilmiş kazma – balta gibi el ekipmanlarıyla, kâh spatula – tornavidaya benzer sivri uçlu gereçlerle yazma / figür yapmaları sağlanmıştır. Defne yaprakları – parşömenlere mürekkep ve divitlerin icat edilmesiyle birlikte yazma eylemleri gerçekleştirilmiş, imkânlarına göre de yazı gereçleri değişiklik arz etmiştir.

İnsanoğlu, kömür madenini icat edince bundan değişik ürünler de imal etmiştir, “kurşun kalem” de bunlardan bir tanesidir. Mimar ve ressamların elinde olup çıkan eserlerin “sanat” olarak kabul edildiği ve adına da “kara kalem çalışmaları” dediğimiz ürünler, hep “kurşun kalem” le yapılmaktadır. Elinizdeki bir kurşun kalemden, ucundan “tasarım” dökülen bir şaheser çıkabileceği gibi bazen de okyanusunda kaybolduğunuz kelimeler dökülür, işte buna da “yetenek” denilir.

Kurşun kalemlerin icat edilmesinden sonra zamanla teknolojiler gelişmiş, şeritli makineler ve daktilo tarzında tuşlu yazma gereçleri hayatımızın büyük bir kısmında yer edinmiştir. Yazma gereçleri zamanla değişiklik arz etse bile “boya” nın icadıyla birlikte de renkli tükenmez ve boya kalemleri de masamızın üstlerini ve ceplerimizi süslemiştir. Kalem dünyası kendi konseptinde ilerlerken elektriğin icadı ve teknolojiyle birleşmesiyle birlikte de dijital yazı makineleri geliştirilmiş, yazı hayatı daha seri ve saklanabilir olmuştur. Başlangıçta tuşlarla çalışan ve topyekûn “klavyeli makineler” olarak adlandırılan bu grup, zaman geçtikçe “dokunmatik” hâle gelmiştir. Her ne olursa olsun kurşun ya da tükenmez kalemlerle yazı yazma – kullanılan gereçlerden ziyade – o anki halet i ruhiyenin en çabuk harflere / cümlelere dökülmesi için en geçerli materyallerdir, isteyen bu düşünceme katılır, isteyen katılmaz. Aynı şekilde de mimar ve ressamların kara kalem çalışmalarının yerini hangi çizim / resim programı alabilir ki diğer bir ifadeyle ressamın kalemi olan fırçadan çıkacak eserle bir bilgisayar ekranından çıkacak eser aynı havayı verir mi, sanıyorsunuz?!...

Kalem ve kâğıt kullanarak yazdığım yazılardan aldığım hazzı klavye kullanarak alamıyor ve o havayı soluyamıyorum. Buna ister geri kafalılık, ister teknolojiye ısınamama ve isterseniz ne derseniz deyin, benim haz düşüncem değişmez. Sonrasında kâğıtlarda yazılı olanları bilgisayara aktarıyor, gerekli düzeltme ve saklamaları yapıyorum, bu apayrı bir şey. Teknolojinin – dijital dünyanın tüm nimetlerinden elbette ki bizler de faydalanacağız, öyle de yapıyoruz. Dijital dünyanın da kendine has zorluk ve kolaylıkları da var. Kâğıda yazarken yanlış olanları müsvedde olarak farklı yerde kullanmak ya da buruşturup atmak da ayrı bir haz veriyor. Siz sakın bunu bir israf olarak algılamayın sadece mükemmele ulaşabilmenin değişik fraksiyonları olarak algılarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlamış olursunuz!...

Kalemle yazı yazmanın diğer bir avantajı da “klavye delikanlıları” dediğimiz hemen ellerine dizüstü bilgisayarlarını ya da dokunmatik telefonlarını alan ve aklına her geleni yazmaya kalkan, “sosyal medya” hesaplarında kullanan – paylaşmaktan da imtina duymayan, yazdıktan sonra da silme imkânı bulamayıp en yakın mahkemede soluğu alan tiplerden olmamaktır. Eğer kâğıdı el alıp düşüncelerinizi yazıya dökerseniz üzerinden geçer, edebi bir şekilde “giydirme” lerinizi yapmaya devam edersiniz ve böylelikle adliyelerde değil, gönüllerde olursunuz.

“Kalem, kılıçtan keskindir” – “benim silahım kalemimdir” şeklindeki sözleri duymuş olsak bile, biz yazarlar; bu kılıcı kullanırken kırmamalı, küstürmemeli, incitmemeli, insan / kurumları hedefe koymamalı ve gönüllere hitap etmeliyiz. O kalemin ucundaki kurşundan - damlayan mürekkepten ya da tükenmez gözüken ince / narin uçlarından dökülen ve ruh dünyamıza hitap eden o kelimeler; klavyeler (tuşlar) vasıtasıyla ekranlara aktarılırken ve yayına hazırlamadan önce son düzeltmeleri yapılmalı tuşların bu şekildeki nimetlerinden faydalanmalıyız. Aksi takdirde 32 dişten çıkan kelimelerin 32 köye yayılması misali gibi istenmeyen sonuçlar / istenilmediği şekilde yayılmaya başlar ve kalem, çok kötü bir silah olur. Böyle bir şeye zemin hazırlamak ve böyle bir tabloyla karşı karşıya kalmaktansa hiç yazmamak ve o kalemi de kırıp atmak daha iyi bir davranış olur kanaatindeyim!...

İndirilen ilk ayeti “oku” olan bir dinin mensupları olarak “O Rab ki kalemle yazmayı öğretti” (Alâk.4) müjdesine nail olup yazabiliyorsak yazalım şayet yazamıyorsak da okumayı kendimize çok güzel bir alışkanlık olarak edinelim. Evet,çok okumalı, kendimizi iyi geliştirmeli ve yazı yazmanın meşakkatlerini de çok iyi algılamalıyız.

Kalemlerimizin uçlarından, klavyelerimizin tuşlarından “kelam sahibi” nin ilmi dökülmeli ve eserler de sahibinin sesini duyurmalıdır.

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı