BIST116.829%1.03
USD6.1115%-0.02
EURO6,6303%0.55
ALTIN322,02%1.35
Akit HaberYazarlarGünay Ertan AkgünTürkler çıldırmış olmalı

Türkler çıldırmış olmalı

Günay Ertan Akgün

15 Ocak 2020 09:34

İnsanların diğer insanlara karşı üstünlüğünün fetvada değil de ancak “takva”da olduğunu buyuran bir dinin mensubu olmaktan gurur duymamız bir tarafa, fıtrat gereği bazı milletlerin de diğer milletlere karşı cesaret, feraset ve belagat gibi özellikleri de bulunmakta ve bu da o milletleri diğer milletlere karşı üstün kılmaktadır.

İnanç açısından değil de var olma – elde tutulma – parmakla gösterilme – “dünya” denilen sahnede “etkin oyuncu” / “rol belirleyici” olma vb. özelliklerden dolayı bazı milletler de haklı olarak “biz de buradayız!” der ve yaptıkları / yapacaklarıyla da bunu ispatlarlar. İşte, hem TARİH sahnesinde ve hem de günümüz dünyasında yaptıklarıyla adından söz ettiren aziz ve asil millet bir vardır, o da “hindi” (Turkey) değil TÜRK MİLLETİ’dir.

“Güneş, doğudan doğar!” gerçeğinden hareket edip yerinde durmak istemeyen – insanlığa hizmet gayesiyle membaından çıkan aziz ve asil milletimiz; elde ettiği ışığı - medeniyeti başka milletlere aşılamaya, hoşgörü ve saygının ne demek olduğunu öğretmeye çalıştığı Avrupa’nın coğrafyasına sayısız seferler düzenlemiş ve Viyana kapılarına kadar dayanmıştı. “İstanbul’un Fethi” ile birlikte çağ açıp kapaması – imparatorluklara son vermesi, zalim krallıkları yerle bir edip “artık bu coğrafya bizden sorulur!” demesi, Türklerin nasıl bir millet olduğunu ve “muhatap” alınmaktan öte fabrika ayarlarıyla oynandığı ve düşman olarak bellendiği takdirde neler yapabileceğinin bile kestirilemeyeceğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Dünyayı bir ülke kabul edenlerin başkent olarak İstanbul’u görmeleri ve Türklerden kurulu bir orduyla dünyanın nasıl fethedileceğini söyleyenlerin haklı gerekçeleri olmasa bunları ifade etmelerini düşünebilir misiniz?!..

Devletlerinin adı - üzerlerinde bulundukları ve adlarına da “vatan” dedikleri ve kutsal saydıkları coğrafyaları değişmiş ve muktedir olamayan iktidarların siyasi başarısızlıkları gün yüzüne çıkmış / olsa bile, üstün özellikleri ve fıtratlarındaki artılarından ödün vermeyen bu millet,her zaman mazlumun yanında yer almış ve “Türk olma” nın ne demek olduğunu yedi cihana duyurmuştu. Bu; günümüzde de böyle olmuş, dünyanın beşten büyük olduğu ve artık Türklerin de yok sayılamayacağı bir kez daha gösterilmiştir.

Tarih sahnesinde yapmış olduğu çılgınlıklar, fetih ve zafer elde etmenin metotları, kaybedilen savaşlardan sonra yeniden ayağa kalkıp hasta adamın nasıl iyileşeceği ve ölmüşün de nasıl dirileceğini tüm dünyaya ispatlayıp gösteren bu millet, günümüzde de büyük bir cesaret örneği sergileyip küresel her platformda haksızlıklara “dur!” ve “bizim olduğumuz yerde haksızlıklara yer yoktur!” demeyi bilmiş, çılgınlığın hangi boyutlara ulaşabileceğini bir kez daha göstermiştir.

Kendi coğrafyası içerisinde insanî düşünce ve imkânları zorlayarak yapmış oldukları köprü – havaalanı – tüp geçit - baraj ve tüneller gibi (“birileri ne der!” korkusundan bir şey yapamayan aciz / korkak / biçare politikacılara inat olsun diye) “düşünülen” – “imza atılan” ve “zamanında” bitirilen her bir proje karşısında küçük dillerini bile yutan ve Türklerin çıldırmış olup bunlarla baş edilemeyeceğini görenler, böylelikle bu milletin büyüklüğünü de kabul etmek zorunda kalmışlardır. Bu gerçekten bakarak, son günlerin tartışma konusu olan “Kanal İstanbul Projesi” nin yapılacağı ve yerli – millî otomobilin de “prototip” olmaktan öteye götürüleceğini de öğrenmiş olmaları gerekir.

Eskiden pısırık ve milletinden korkan / kopuk bir şekilde hareket eden “bağımlı” iktidarların ses çıkartamaması, etrafında cereyan eden zalimane olaylar karşısında tavır takınamamaları ve “bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” demiş olmaları, Türklerin; sindirilmiş ve sünepe bir millet haline getirilmiş olduğu, kafasına vurulup elindeki ekmeğin alınabileceği hissini uyandırmıştı. Ancak böyle bir zanna kapılan ve tarihten gelen intikamlarını almak isteyenler, bu milletin; vatan – millet – millî ve manevî değerleri (mukaddesatı) söz konusu olduğu zaman dünyanın şah damarını nasıl keseceklerini, uyuyan bir aslan olduğunu ve halen damarlarında çılgınlık taşıdıklarını çabuk unutmuşlardır. Hani derler ya; Çocuk, deli ve sarhoşun ne zaman ne yapacağı belli olmaz diye, esasında buna bir de “Türklerin, ne zaman – ne yapacağı belli olmaz!”gerçeğini de eklemek lazım!...

Rus ruleti oynayarak değil de boş tüpü çakmakla kontrol edecek kadar zırdeli olan bu milletin fabrika ayarlarıyla oynamak, ateşle oynamaktan beterdir. Ne zaman başka milletlerin özellikleri, Türklerin fıtratındaki özelliklerini geçerse o zaman oturur bunları konuşuruz. Dünya üzerindeki – bilhassa Avrupa’daki - birçok milletin Türklerle ilgili “kuyruk acıları” halâ taze ve acılar hissedilirken yine bu aziz ve asil milletle uğraşmaya çalışmak, sadece ve sadece kuyruk acısına biraz daha fazla acı katar, ötesine de gidemez. Bizim dünyamı ve anlayışımızda ahtapotun kollarını kesmek değil, başını kesmek vardır. Böyle bir durumda çıldıran Türklerin sabrını test etmek, fabrika ayarlarını bozmak isteyen varsa buyursun yapsın!...

Türk milletinin tarih tarlasına ektiği “insanlık” tohumları, BM – Avrupa Birliği ve NATO gibi teşkilatlar karşısında kazanılan diplomatik zaferler sayesinde başak vermeye ve sonuçları da alınmaya başlamıştır. Bu saatten sonra çıldıran Türkleri, durduracak hiçbir güç yoktur.

Ey aziz ve asil millet! Yolun açık, davan ve zaferlerin daim, Allah yâr ve yardımcın olsun!...

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı