BIST103.972%0.83
USD5.775%-0.03
EURO6,3694%-0.03
ALTIN270,79%-0.06
Akit HaberYazarlarGünay Ertan Akgün“Azim”, “inat” ve “ısrar” üzerine

“Azim”, “inat” ve “ısrar” üzerine

Günay Ertan Akgün

14 Ekim 2019 09:34

Adına “İNSAN” denilen, keşfedilemeyen ve hâlâ da keşfedilmeyi bekleyen bu meşhûl – meşhur varlık; yaratılışındaki genetik özellikler ile sonradan sahip olduğu inançla birlikte kazandığı fiziksel özellikleri, coğrafyanın artı / eksilerinden dolayı almış oldukları ile yetişme tarz ve yöntemleri kendini tanıtmasına vesile olur. Bazen yapmış oldukları ona “lakap” olarak geri dönerken, bazen de namıyla anılmaya – tanınmaya başlar.

İnsanı başarılı kılan – dikkat çekmesine vesile olan “fiziksel özellikler” dediğimiz somut veriler olduğu gibi bazen de olumlu / olumsuz sonuçlar olsa bile onu farklı kılan – dikkat çektirten göstergeler de olabiliyor. Bu, çok tartışılmakla beraber bazen bunun o kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz ki “keşke herkes de böyle özellikler olsa!” diye içinizden geçiriyorsunuz. Bu özelliklerden bazılarına baktığımız zaman karşımıza “azim”, “inat” ve “ısrar” çıkmaktadır.

AZİMLE İŞLEYEN MERMERİ DELİYOR MU?

Başarıya ulaşmanın en kestirme yolu kendinize “hedef koymak” tan geçer. Hedefe ulaşacak yoldaki engelleri ortadan kaldırmak da “azim” sayesinde olur. “Bir kimsenin bir işteki engelleri yenme istenci, istek ve kararı” olarak da adlandırılan azim; sonuca ulaşmada “olmazsa olmaz” larımızdan biri olsa da bazen bu geri tepiyor, hayata küsülmesine sebep oluyor, “dünya başıma yıkıldı!” deniliyor ve sil baştan başlamak zûl – zulüm geliyor.

Azim olmayınca, bir şeyin kendiliğinden zuhur etmesini / olgunlaşmasını ve “armut piş, ağzıma düş” denmesini beklemek biraz saf dillik olsa bile, esas önemli olan “doğru karar”ın arkasında durabilmek, dört gözle sonucu görebilmektir. Sabırsız bir azim, sapsız bir baltaya benzer. Bu yüzden azim, sabırla birlikte yürürse güzel bir “yol arkadaşlığı” olur. Atalarımız “azimle işleyen mermeri deler” derken, bu sabırlı yol arkadaşlığından bahsetmiştir.

Azim olmayan bireylerde, hedeflerin gerçekleştiğini görmek her ne kadar mümkün olmasa bile hiç azmetmeden bir yola çıkmak, karanlıkta fenersiz dolaşmaya benzer; Ya aydınlığı arar durur ya da istemediğiniz bir yere toslamış olursunuz. Azmettiğiniz hâlde istek ve beklentileriniz gerçekleşmiyorsa, bu durumda dilenecek – istenilecek tek şey, azmetmeye devam etmeniz ve azminizin de rüzgâr önündeki yaprak olmamasını dilemenizdir.

Siz, sizden istenilen ve beklenilenler konusunda sonucu “başarılı” göremiyorsanız, kaderinize boyun eğecek ve hakkınıza rıza göstermiş olacaksınız. Başkaldırmak – isyankâr olmak ve hakka rıza göstermemek, sonucu değiştirmeyeceği gibi küfre de sürükleyebilir. Allah korusun, böyle bir durumda dünyanızı da ahretinizi de berbat edeceğiniz gibi – sonraki aşamalardaki – ümidinizin de kırılmasına sebep olabilir ve her şeye küsmüş olursunuz. İnsan ve akabinde de Müslüman olmak, ümitsizliğe kapılmayı gerektirmez ve caiz de kılmaz. Biz, bizden istenilenleri zamanında ve mücadeleden yılmadan yapar / yerine getirirsek, sonuç çok başarılı olacak ve mutlu olacağız. Hiç kimsenin mutluluğunuzu bozmasına izin vermeyin.

İNAT TA BİR “MURAT” MIDIR?

İnsanı, toplumları başarıya getiren ve istediği sonuçları almasına sebep olan ve yöresine göre de çeşitlilik gösteren bir diğer özellik de “inat” tır. Hani bahsederler ya “Karadeniz İnadı” diye!.. Bu özellik bazen öyle bir noktaya vardırılır ki, sonuçta “başarı” gözükse bile insanı canından bezdirir, bıktırır ve “illallah” dedirtir. Azim de bir çeşit “inat” olsa bile, bazen inat azmi geçmekte hatta ve hatta azim için öncelikle inadın olması gerektiği söylenmektedir.

“İnat”, TDK (Türk Dil Kurumu) Sözlüğü’nde; “Bir konuda direnme, ayak direme, diretme, direnim, birine karşı çıkma, karşı düşünce ileri sürme” şeklinde tanımlanmaktadır. “Direnme” ağırlıklı inat, bazen işe yarasa bile bazen de “yanlış anlaşılma” lara sebep olmakta ve istenilmeyen sonuçlar doğurmaktadır. Böyle bir durumda yapılacak tek şey; “Kabuğuna çekilmek” olmalı ve deve – eşek gibi hayvanlarla bir arada anılmaktan / mukayeseye tutulmaktan uzaklaşılmalıdır. Olumsuz sonuçlara diretmemek adına, hani gitmemekte inat eden “eşek” ve hendek atlatılamayan “deve” gibi olmak kimseye bir fayda sağlamaz, değil mi?!..

Doğru bildiğiniz – sonuçlarından emin olduğunuz her konuda inatlaşın ve “onuncu köye” sürülseniz bile bundan da vazgeçmeyin. Ama birileri size “yanlış” yolda olduğunuzu söylüyor ve bu konuda ispatlı bir şekilde delilleri sunuyorsa, o zaman “sus pus” olup oturun ve olduğunuz köyden dışarı çıkmayın. Kibirli olmayın ve kibriniz, sizi yanlışlıklara / yanlış yollara sürüklemesin ve haksız olduğunuz durumlarda da inatlaşmayıp sonucuna rıza gösterin. Anlayacağınız her inat ta bazen bir “murat” (beklenti) olmayabilir. Zaman, birçok şeyi haklı ya da haksız ortaya çıkartır.

ISRAR, İNADIN ÖNÜNE GEÇER Mİ?

İnsan, yaratılış itibariyle bazı özellikleriyle dünyaya gelir. Bazıları da ailesel, çevresel koşullar ile bireysel kazanımlarla sonradan şekil alır ve bu şekillenme “kendini yetiştirmek” le daha da pekiştirilir. Azim ve inat, bazen genetik özellikler olarak ortaya çıksa bile bazen de bireyin kendini yetiştirmesiyle de ilgili olabilir. Böyle bir durumda da “ısrar” dediğimiz durumlar ortaya çıkar.

Israr, insan ve toplumların kendi iç / dış dünyalarıyla savaşmak olarak ortaya çıksa bile, bazen bu durum “inat” ın önüne geçmekte ve bazen de “inat” karşısında boyun bükmektedir. Böyle bir durumda hakkına rıza göstermekten başka bir şey yapamazsınız. Neden mi “ısrar” la “inat” kelimesi anlam olarak birbirleriyle “direnme” – “diretme noktası” nda buluşuyorlar da ondan!..

“Israr”, TDK (Türk Dil Kurumu) Sözlüğü’nde; “Direnme, ayak direme, üsteleme, üstünde durma” şeklinde tanımlansa bile bazen inatla karıştırılmakta ve bu durum “inat” ı da içten içe derinden üzmektedir.

Doğrular karşısında sus pus olmamak, azimle – şevkle – heyecanla bildiklerimizi savunmak, sonuçta zaferle noktalanacağına emin olduğunuz konularda inat ve ısrarla yılmadan / korkmadan mücadele etmek ve hayata sımsıkı bir şekilde sarılmak “vazgeçilmezlerimiz” arasında olmalıdır.

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı