BIST9.120,87%0,65
USD31.2255%0.05
EURO33,9527%0.33
ALTIN2.038,76%-0.09

Yazmak, okumak ve yazarlık üzerine

Günay Ertan Akgün

Abone OlGoogle News
05 Şubat 2024 10:16

Ressamı fırçasından, müzisyeni notasından, yazarı da kaleminden hangi güç vazgeçtirebilir? Bunları birbirinden ayrı olarak düşünebilir misiniz? Soruyu bir de şöyle soralım; Fırçasız ressam, notasız müzisyen, kalemsiz yazar ne işe yarar?

Yazmak; bir tutkudur, tiryakiliktir. Bu öyle bir sevgidir ki, ne zaman tanır ve ne de mekan. İlham geldiği zaman kâh bir dağ başı, kâh bir nehir kenarı, kâh bir dost meclisi yazarlar için kelimelerin mürekkeplere döküldüğü yerler olur ve kâğıtla kalem buluşturulur.

Yazmak; sevgidir, büyük bir aşktır. Sevenin – sevdiğiyle, Leyla’nın Mecnun’una kavuşma anıdır. Sevene “neden seviyorsun?” denilir mi? Yazmak da yazarın, sevdiğine kavuşmasıdır. Dünyada hiçbir güç, bir yazarın kaleminden daha etkili ve daha güçlü değildir. Hiçbir yazar, boş zamanlarda meşgale olsun diye yazı yazmaz, kitap kaleme almaz.

Yazmak; ticarî bir meta değil, düşüncelerin zekâtının verilmesi ve karşılık beklenmeden paylaşılmasıdır. Bunun içindir ki malın kırkta birine zekât düşse de yazmanın yüzde yüzüne zekât düşer. Düşünceler kelimelere dökülüp paylaşıldığı zaman anlam – değer kazanır, vücut bulur.

Yazar, yazdıklarıyla âdeta okuyucusuyla hasbihal (sohbet) eder, onun taptaze dimağına hükmeder ama asla esaret altına alıp köleleştirmez. Okumak, okuru; hür ve bağımsız kılar, ufkunu genişletir, olaylara at gözlüğüyle değil dünya gözlüğüyle bakmayı öğretir, sınırları ortadan kaldırır, prangaları kırdığı gibi kelepçeleri de söküp atar. Okumayan toplum ise köleleştirilmiş, açık hava zindanlarında müebbet hapis almış kalabalık yığınlar olmaktan öteye gidemezler.

Fikri hür, vicdanı hür olmayıp bakar kör gibi davranan ve beyinlerini farklı odaklara teslim edenler; balıkları uçturmaya, kuşları yüzdürmeye, hamsiyi de kavağa çıkartmaya çalışırlar. Çağın en büyük hastalığı da cehalet bataklığına saplandığı halde bunu göremeyecek kadar basireti kapalı olan feraset – hamaset sahibi olamayan grupların oluşturdukları anlamsız topluluklardır. Bunların her bir bireyi patlamaya hazır canlı bombalar, kavga çıkartmaya amade züppeler, bardak taşırtacak son damlalardır. Uluslararası konjonktürde devletlerin numaralandırılmasına sebep olanlar da bu boş yığınlardır.

Yazarlar; toplumları aydınlatan fenerlerdir. Bu fener, ışığını; aydınlanmadan, kültürden, millî şuur ve bilinçten, medeniyetten, ahlâktan, ilahî inançtan, örf – gelenek – görenek ve ananeden, yetişme ve yetiştirilme tarzı dediğimiz terbiyeden alır. Mum gibi dibine (okuruna) ışık vermeyen – veremeyen bir yazar, karanlığa doğru sürüklenen bir topluma aydınlık olamaz, ancak ve ancak mum gibi kendi kendini eritip yok eder. Bununla da kalmayıp karanlığı aydınlatmak yerine ona küfreder. Böyle bir yazar; mürekkebini bitirdiği kalemini, kof ve ham bir hayâl halinde getirdiği düşüncesini, müsvedde gibi buruşturduğu kâğıdını boşa harcamaktan başka bir iş yapmamış olur.

Yazarlar; yazı ve kitaplarını geçmişe miras bıraktıkları gibi bunlarla geleceği de şekillendirmeye çalışırlar. Münevver bir yazarın gönül dünyasını şekillendirmesiyle usta bir heykeltraşın taşa şekil verip onu bir şeye benzetmesi de aynı şeydir. Bir yazar, yazdıklarıyla okurunu yontup şekil veremiyorsa, o; ya yazar değildir ya da okuru çok sert bir taştır. Dalgalar bile kayayı kum haline getirebiliyor yazar da okuru şekillendiremiyorsa bir yerlerde bir yanlışlık var demektir.

Bir devletin kalkınmışlığı, yazar sayısı ve okuma oranıyla aynı paraleldedir. Kitap okumayan toplumlar, devlet kalkınmasına katkıda bulunamayacakları gibi sadece lanet okumayı bilir, aydınlığa küfrederler. Lanet okumanın – aydınlığa küfretmenin sonucunda da bumerang etkisiyle yerle bir olma gerçeğiyle karşılaşırsınız. Medeniyetin çarklarını döndüren, mekanizmayı işleten sistem “okumak” tan geçer.

Yazarların sayısının arttığı, okumanın tavan yaptığı, bilinçli bir okuma süzgecinden geçen okur sayısının artarak bunların aydınlanma çağına katkıda bulunacağı günlerde buluşmak dileğiyle!...

Günay Ertan Akgün

Akit TV köşe yazarı