Bak sen şu Nazmi Bilgin’in yaptığına!
Ali Karahasanoğlu
Taa 20 yıl önce yazmışız..
Nazmi Bilgin isimli, Atatürkçü geçinen.
Ama ne Atatürk ile ne hak ile, ne adalet ile ilgisi olmayan kişinin yaptıklarını..
Gazeteciler Cemiyeti’nde 30 yıl genel başkanlık yapan bu zat..
Aynı zamanda Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu üyeliğinde..
Yani resmi ilanları da dağıtan kadroda..
Aynı zamanda..
Basın Enformasyon Genel Müdürlüğüne bağlı Basın Kartları Komisyonu’nda..
Sadece resmi ilanların dağıtımı ile değil..
Basın kartlarının dağıtılmasında da aynı isim karşımıza çıkıyor..
Nasıl güzel iş, değil mi?
Hatta dahasını söyleyeyim.
Bir yandan Basın İlan Kurumu’nda yöneticilik yaparken..
Bir yandan da yöneticisi oldukları cemiyet adına gazete çıkartıp, kendileri ilan yayınlıyorlar..
Tabi kendi cemiyetlerine, pozitif ayrımcılığı unutmuyorlar..
Pozitif ayrımcılık diyorum ama..
Siz konuyu anlıyorsunuz.
“Pozitif ayrımcılık” sadece resmi ilan yayınlamada mı?
Öyle olsa, o bile iyi..
Ayrıca, Basın İlan Kurumu aracılığı ile yayınlanan resmi ilanların yüzde biri oranında (o tarih için söylüyorum, yakın tarihte bu düzenleme, çok daha mantıklı ve adil bir şekle dönüştürüldü) pay, gazeteci cemiyetlerine karşılıksız olarak veriliyordu..
Yani Nazmi Bilgin, bir yandan yöneticisi olduğu cemiyetin çıkarttığı gazeteye resmi ilan alıyor..
Bir yandan da..
Basın İlan Kurumu’nun aracılık ettiği ilanlardan milyonlarca liralık payı, yöneticisi olduğu cemiyete bağış olarak verdiriyordu..
Onun için de..
Çarkın başında duranlar, bu sistemi bozacak bir gelişme sezdiklerinde hemen tedbirlerini alıyorlardı..
Cemiyetlerinde üye sayısı azalmış mı?
Bir başka cemiyet, Basın İlan Kurumu’nun bağışını alma yolunda bir adım mı atmış..
Hemen “Atatürkçülük” maskesi ile..
Gerekenler yapılıp..
“Bağış”ın, kendi derneklerine gelmesi sağlanıyordu..
Dönen bu çarkın yanlışlığını, o tarihte hatırlatmıştık.
Rahmetli Hasan Karakaya ağabey, olayı o kadar net yazmıştı ki..
Muhatabımız bir dava ile değil.
Üç dava ile karşımıza çıkmıştı..
Birincisi, yönetim kurulu üyesi olduğu Basın İlan Kurumu’na şikayet ederek, Akit gazetesine 30 gün resmi ilan kesme cezası verdirmek..
Düşünebiliyor musunuz..
Sözcü gazetesi bir yılda 40 gün resmi ilanın kesildiğini iddia ederek, “Bu ülkede basın hürriyeti yok” diyor..
FETÖ’ye destek çıkmaktan başlayın, açık iftira olan yayınlarına varıncaya kadar..
O cezayı hakkettikleri bir yana..
Ama açtıkları davalar sonrasında, 40 günün de en az 30 gününü iptal ettirdikleri halde..
Biz, Nazmi Bilgin’in eleştirildiği haberimiz sebebi ile aldığımız 30 günlük resmi ilan kesme cezasını, iptal ettirememiştik..
Şaka değil..
30 gün, resmi ilan yayınlamadan, çıkmak zorunda kalmıştık..
Sadece resmi ilan kesme cezası olsa..
Haydi neyse..
Savcılığa da vermiş..
“Atın şunları kodese” demişti, Nazmi Bilgin..
Yanlış anlaşılmasın.
Bu kişi, Gazeteciler Cemiyeti başkanı idi.
O gün de başkan idi.
Bugün de.
Ve o dilekçeyi verdiği tarihte, Gazeteciler Cemiyeti başkanı sıfatını da kullanıyordu..
Resmi ilan kesme, savcılık şikayeti..
“Yeter” diyor olmalısınız..
Nazmi Bilgin, “yetmez” dedi..
“Akit gazetesi ayrıca tazminat ödemeli” dedi..
Tazminat davası açtı..
Öyle hızlı sonuçlandı ki dava, daha biz cevap dilekçemize, davacının ne karşılık verdiğini öğrenmeye çalışırken..
Tazminata mahkum edildiğimiz karar geldi elimize..
Birileri “Bugün bu ülkede hürriyet yok” diyor ya..
Hayretler içinde kalıyorum..
Dün yaşadıklarımızı hatırlayıp, şaşkınlıktan donuyorum..
Üstelik dün bize bu zorbalıkları yapanlar, bugün hürriyet olmadığını iddia ediyorlar..
Ben de hodri meydan diyorum..
“Bana bir tane, yayınladığı haber sebebi ile, tek kişinin şikayeti üzerine, 30 gün resmi ilan kesme cezası alan gazete gösterin” diyorum..
Yok, gösteremezsiniz..
Bizden önceki tarihte de gösteremezsiniz.
Bugün de gösteremezsiniz..
Ama bunlardaki iş, tam meşhur Yahudi taktiği..
Hem döverler..
Hem de..
“Koşun koşun.. Adam dövüyorlar” diye bağırırlar..
Aradan geçen 20 yıl sonra..
O tarihte bize astronomik ceza verilmesine gerekçe gösterilen haberimizde yazdığımız ne var ise..
Tam da o iddialar üzerinden, Basın İlan Kurumu’nun tespiti ile..
O gün işletilmeyen prosedür.
Şimdi Nazmi Bilgin ve benzerleri için başlatılmış..
Bakalım sonuç ne olacak?
Bakalım Nazmi Bilgin, bu son tespitlerden de kendini kurtaracak mı?
“Bu ülkede resmi ilan da bizden sorulur. Basın kartı da bizden sorulur. Bakmayın siz, Yönetim Kurulu üyeliğinden düştüğümüze.. Genel Kurul üyeliğimiz devam ediyor.. Bakmayın sarı basın kartı vermede belirleyici rol üstlenmekten aforoz edildiğimize.. Yine siyasetteki adamlarımızla, biz varlığımızı sürdürüyoruz” diyerek, cezalardan kendisini kurtaracak mı?
Bakalım diğer gazeteci dernekleri, Basın İlan Kurumu tespitlerine yansıyan gerçekler hakkında, ne açıklama yapacaklar?
“Basın hürriyeti kısıtlanıyor” meşhur söylemini tekrar mı edecekler?
Yoksa..
“Gazetecilik ayrıcalık değildir..” diyebilecekler mi?
Haber dünkü bazı internet sitelerinde yayınlandı..
Görebildiğim kadarı ile, ne suçlanan isimler..
Ne de onları düne kadar savunan beraberindekiler, ciddi bir açıklama ile, kendilerini savunmadılar..
Hoş, savunabilecekleri pek bir şey yok ama..
Biz bunların metodlarını iyi biliriz..
Ne demiştik, “Hem döverler, hem de ‘koşun, adam dövüyorlar’ derler..”
Bakalım, bir sıçrar, iki sıçrar çekirge..
Sonunda ne olur çekirge?

