BIST1.483,02%7.1728
USD7.1685%0.04
EURO8,7323%0.12
ALTIN415,62%-0.01
Akit HaberGündemBoğaziçi'ndeki 'Hafif Meşref' provokasyonun analizi
Gündem

Boğaziçi'ndeki 'Hafif Meşref' provokasyonun analizi

Boğaziçi Üniversitesi'nde ‘’azgın azınlığın’’ eylemleri sürerken Yazar İbrahim Haceviç çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Haveciç Boğaziçi Üniversitesi’ndeki olayları genel olarak değerlendirirken büyük resme dikkat çekerek ‘’Yeni Sistem’e karşı çıkanlar sadece FETÖcüler değil, hatta onlardan da agresif şekilde davranan kitle “hafif meşrep Kemalist” kitledir.’’ İfadeleri kullandı.

Abone OlGoogle News
27 Ocak 2021 12:54

Yazar İbrahim Haceviç'in o yazısı; 

''Boğaziçi Üniversitesi/BÜ’ndeki gürültü patırtı çıkaranları herkes gibi gazetelerden, “social media”dan öğrendim. Nedir bu, dedim ilk önce. Bir şey değilmiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine tanınan kanuni yetkiyle birini BÜ Rektörü olarak seçmiş. Bu! Tüm gürültünün sebebi, bu!

YÖK’e BÜ rektörü olmak için yapılan dokuz başvurudan biri Melih Bulu’nun, Erdoğan da bu dokuzdan onu seçerek rektör atıyor. Tartışmak isterseniz şayet, niye kadın rektör atanmadı, niye LGBT+’li biri atanmadı, niye KEL biri atanmadı diye tartışacak, yaygara çıkaracak çok malzeme bulursunuz, rektör seçimini de tartışabilirsiniz, tartışın, ama yalılarda planlar yaparak sadece “çeteniz veya klan’ınız” üyesi olmayan, hiçbir zaman da olmayacak ve sizin de hiçbir zaman içinize almayacağınız birine güya “demokratik tepki” goygoyu ile provokasyon “çekmeyin”, ayıp oluyor diyorum.

Rektör Melih Bulu “can babanın kafe”sinde oturan vasıfsız elemanlardan değil, Boğaziçili, muhtelif üniversitelerde çalışmış, kurucu rektörlük yapmış, üstelik “İş Stratejisi ve Oyun Teorisi dersleri” vermiş biri.

Bir handikapı var yalnız: Bürokratik mevkiilerde bulunduğundan “iş yapma anlayışı” da buna göre şekillenmiş, ilk günlerde “el uzatma… ortak akılla yol bulma” girişimleri de, her ne kadar geri tepilmiş ve klan üyelerininin niyetlerinin deşifre olmasına sebep olmuşsa da, lüzumsuz bir faaliyetti, bunu da gördüğünü düşünüyoruz. Çünkü karşısındaki Klan’ın derdi kendisi değil! Onların derdi, Erdoğan! Yeni Sistem/Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nin KAVGASININ verildiğini, yapacağı faaliyetler ile Sistem’in üniversiteler üzerindeki uygulanmasının aktörü olacağını da anlamıştır Melih Bulu bey, diye düşünüyoruz.

Melih Bulu’nun rektörlüğü ile “bilimsel faaliyetler” mi duracak da itiraz ediyorlar? Tabii ki değil! Görünür yanı, “atanma değil, seçim” gibi “cici demokrasi” argümanı! 71 Darbecilerinin, Avcıoğlu/ Madanoğlu Cuntasının çok kullandığı bir tabirdir “cici demokrasi.” Aslında demokrasiye nasıl baktıklarını da gösterir bu: Kendi anlayışlarında bir “demokrasi”, bildiğiniz “demokratik diktatörlük” kısaca ve BÜ’ndeki goygoycu grup da kök itibariyle oraya yaslanır. Şimdi hakimiyet kurdukları, bol keseden beslendikleri, diledikleri gibi hareket edip, ettirdikleri yönetim değiştiği, değiştirilmeye başlandığı için “arkalarını” dönerek protesto çekiyorlar!

”Milli ve yerli” goygoyu için yazmıyoruz ama Bayraktar kardeşlerin yaptıkları SİHA bütüne bu goygoyu bitirir! Gözümüzün önüne koydukları, elle tutulur “bilimsel faaliyet” olarak BÜ’ndeki 700’e yakın öğretim üyesi, elemanı ne yapmış?! Teorik tartışmaları bir kenara koyun, Kandilli’yi de çıkarın, ne yapmışlar?!

SİHA ortada! Aşağı gördükleri imam hatip ve üniversitelerden mezun olanların ortaya çıkardığı “yeni nesil savaş aygıtı” SİHA sadece metal ve plastik yığınının dizayn edilmesi değildir! Ona uygun mühimmat geliştirilmesi (kimyadan tutun fiziğe ve eklenmiş bilim dallarına dayalı) bir yana, yazılımın ve elektronik sisteminin oluşturulması ve bunların mükemmel uyum içinde (birilerinin) “havada gördükleri son şey” olarak gözönüne dikilmesi, BÜ’ndeki kibirli ve nefret kusan gürûhu oturdukları makam ve aldıkları ünvanları çöpe atmaya, utançtan evlerine kapamaya yetecekken, tersi oluyorsa eğer, “mesele Melih Bulu değil, siz hala anlamadınız” mı demek lazım!

Benim yaklaşık bir aylık goygoydan anladığım şudur: Kimse koltuğundan “a, tamam o zaman” diyerek kalkmıyor, kalkmaz da! BÜ’ndeki klan da “buyrun, hay hay!” demez, demiyor.

SİHA örneğinde olduğu gibi, HEDEF’e yönelik olmayan hiçbir “bilimsel faaliyet” bilimsel faaliyet değil, el ile istimna nevinden bir atalet, kendini kandırma, başkalarını da kandırma ve kibirlenme demektir.

Kendinden menkul “bilimsel faaliyet” OLMAZ, OLAMAZ! İlla ve illa bir HEDEF, müşahhas, elle tutulur VERİM olacak. Olmalı! Bu sadece BÜ için değil, tüm üniversiteler için geçerli olmalı. Olacak.

“Gezegendeki canlıların” değil Anadolu müslümanlarının REFAHI, HUZURU ve EMNİYETİ içindir üniversitelerdeki tüm “bilimsel faaliyetlerin” HEDEFİ! “Kendi için olamayan, başkası için de olamaz”, der Mirzabeyoğlu, Anadolu bunun için önce’dir, önde’dir.

Başka bir yerde değil de, “arı kovanına çomak sokmak”la eş manaya gelecek bir şekilde Erdoğan’ın BÜ’nde tepki geleceğini bile bile harekete geçmesi ve geri adım atmaması, “bence tabii” böyle bir gayeye uygun. BÜ’nde karşı çıkanlar da Fetöcü değil, Kemalistler, ama “hafif meşrep Kemalistler!” Bu daha da önemli.

Erdoğan da böyle mi görüyor bunu, bilmem, böyle görmeli. Görecek veya!

Tivitır’da yazdığım ve cevap yazdığım tivitlere BÜ’nde öğretim üyesi olan Ahmet Celal Cem Say öznesi (kısaca kel Say), etkileşim olmamasına rağmen durduk yere gelip “ukalalık” yaptı ve ben ile diğer arkadaşı engelledi. Kel Say öznesi “bugün büyük ve ulaşılmaz şahsiyet ben’den kim bahsetmiş” diye saat başı network’de aramamı yapıyor da gelip ukalalık tasladı, bilmiyoruz tabii. Fakat mevzunun ne olduğunu biliyoruz ve o da biliyor ki ukalalık ile bastırma girişiminde bulundu.

GazeteOksijen’de 21 Ocak 2021 tarihinde yazı yazmaya başlamış ve ilk yazısı da “Üniversite daha iyisini hak ediyor” başlığını taşıyor. Benim gibi yüce, ulaşılamaz, engin ve dibi görünmeyen bilgiler çağlayanı yekyekyektaaa bir bilim adamı olarak siz cahil kütleye sinek kanadının aerodinamiğinin etkisinin kel başa şimşir tarrrakk tekerlemesinin illumine halinde ortaya çıkışına tepkisel bir nedensellik olduğu ve bunu da yapyapyapayyyy zekzekzekaaa ile nasıl “doğuş’lama” halinde beynimin tüm nerönlarına eril taciz şeklinde bulduğuma dair teorimle burada yazmaya başlamak isterdim ama bekleyeceksiniz “doğuş’larımı” ey cahiller çünkü klanımızın geleceği tehlikede, “toplanın hele yaw hewaller, yoldaşlar, lgbt’lerim, kızılbaşlarım, n’etcez layn!” diyerek başlıyor. Burada sorun yok, inanmayan linki tıklar kendi de okur zaten. Bundan sonrası önemli.

Diyor ki kel Say:

“-Boğaziçi öğrencileri ve hocaları eşsiz bir liyakat testiyle seçilir. Ortalamanın bu denli üzerindeki bir topluluğu yönetmek zor iş. Rektör atama sürecini kimseye sormadan yürütmek mantığa aykırı, uygar dünyada da örneği yok.”

İbrahim Tatlıses’in “Okusfort”u bile kendini bu kadar övmemiştir! Övmez, çünkü tevazu kumaş yani karakter ile alakalıdır ve kumaş hasarlı değilse “işini yaparak” ortaya çıkar insan ama hasar varsa “lafla peynir gemisi yürütmeye” çalışırken “üst-ben”ini çırılçıplak ortaya diker de farkına bile varmaz!

Şu “kimseye sormadan" şeysine de ufacık değinelim. Seçilmiş, %50’nin üzerinde oy almış bir Cumhurbaşkanı, yine %50’nin üzerinde oy almış bir “(idari) sistem değişikliği” referandumu var mı, var. Bu “seçilmişlik”, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yetkisi veriyor mu, veriyor. Bütün itirazlarının temeli de bu CB Karanameleri ile alakalı mı, alakalı. Demek ki biri tamamen kanuni yetkisini kullanıyor, kel Say ve diğer özneler de kanunun uygulanmasına karşı çıkıyorlar! Kel Say’ın “hayat arkadaşı”nın çalıştığı (aşı üzerinden Soner bu kel Say’ı fena dövmüştü… harflerle tabii) Odatv’nin manyak ve sapkın anlayışına uysak, “atın bunları Anayasal suç işliyorlar, ağırlaştırılmış müebbet verin de bir daha günyüzü görmesinler” derdik, ama demeyiz. Bunlardan, yukarıda bahsettiğimiz ukala anlayıştan “bilim adamı” olAmayacağı gibi, içeri tıkıp da “cici demokrasi superman’ı” da çıkartmak olmaz! Son tahlilde “demokratik eleştiri” der çıkarız kibir kumkuması bir özne olduğunu bilerek.

Ama BİZ ne kadar hadiseye “demokratik eleştiri” olarak yanaşşak da, kel Say aksini reddedilemeyecek şekilde ortaya koyuyor, “artislik” yapıyor! Bakın aynı yazıda, cümlenin devamında ne diyor:

“-Ortalamanın bu denli üzerinde, bu denli bilgili bir topluluğu “yönetmek” zor iş. Meslektaşlık ruhu olmadan olmaz. Bu nedenle (KANUN BÖYLE DEMESE DE KİTABINA UYDURARAK) bütün kademelerdeki yöneticilerimizi yıllardır o birimin hocaları arasından seçimle belirliyoruz.”

“…kanun böyle demese de kitabına uydurarak!” Bir daha okunsun diye tekrar aldım öznenin lafını!

Bakın açıkça yazayım, bahsettiği “kademeler”de yönetici seçimi veya ataması nasıl yapılır BÜ yönetmeliği veya YÖK kanuna göre, bilmiyorum, ama “kanunun öyle demediği”nin öznenin lafından ortaya çıktığını, kanunun aksi şeklinde hareket etmenin kibir içinde bir İTİRAFI olduğunu biliyorum!

“Kademelerdeki yönetici” tayininde bu öznelerin bir araya gelerek KENDİ KAFALARINDAKİ ÖZNELERİ oralara yerleştirdiklerinin itirafı, budur.

1983’den beri BÜ’nde olduğunu söyleyen kel Say…… bir dakika… 1983‼! Neredeyse otuz sene‼! Kel Say öğrenci olarak bir girmiş BÜ’ne, demir atıp kalmış‼! Yaptığı nedir?! Sade suya tirit nevinden iki kitap (onlarda son iki sene içinde), ortak yazılmış (ekseri doktora öğrencileri ile) makaleler! Bu “üst-varlık”, tabiatın hediyesi (hafif kusurlu, kel) gibi kendini tanıtan özne’nin başka ne hususiyeti var ki 30/otuz senedir BÜ’nde ve prof?! Ve bunun gibi acaba kaç kişi, “BÜ personeli” olarak 30, 40 veya 20, 10 senelik?! Kaç kişi?! Ve tabii “ekmek teknelerini” öyle kolayca bırakırlar mı, “büyük, yüce, evrenin seçilmiş varlıkları olan BÜ öğrenci ve öğretim üyeleri”ni kendileri gibi “yüceler yücesi” özneler dışında başka birisinin yönetmesini isterler mi?!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a milletin verdiği yetkinin kullanımı ile (seçilmişin iradesiyle) atanmış rektör Melih Bulu, karşısındaki EGOİST KLAN ÜYELERİNİNİN “karakterini” çözmüştür diye düşünüyoruz; BİZ uzaktan, sadece küçük bir açık kaynak araştırmasıyla bunları gördüysek, o muhakkak görmüştür.

Mesele Melih Bulu DEĞİL kısaca, hele kel Say’ın kendi kalemiyle itirafıyla anlaşıldığı gibi “demokratik eleştiri” veya “kanunu uygulatmak” hiç değil. Kaleleri düştü, beslendikleri, bilim dışında herşeyle uğraştıkları kaleleri düştü! Geri alamayacaklarını bildiklerinden ve sonraki hamlelerin ne olacağını göremedikleri veya tahmin ettiklerinden ellerindeki “social medya ve websiteleri” eliyle bayağı ve ucuz bir provokasyon çekiyorlar şimdi. Bu sayede benim gibi açık kaynak taraması yaptığını söyleyen amatör birine dahi neler ifşa ediyorlar, farkından değiller oysa!

BÜ’ndeki provokasyon bize şunları gösteriyor:

1) Yeni Sistem’e karşı çıkanlar sadece FETÖcüler değil, hatta onlardan da agresif şekilde davranan kitle “hafif meşrep Kemalist” kitledir.

2) BÜ’nde geri dönüş olmayacak, ANLAŞMA/orta yol’da bu saatten sonra OLMAYACAK. CB Erdoğan’ın tam desteğini almış rektör Melih Bulu goygoycu klana bakmadan işini yapmaya kararlılıkla devam edecektir.

3) Melih Bulu’nun ve YÖK’ün, kel Say’ın bahsettiğimiz yazısı yüzünden “savunmasını” istemesinden daha tabii bir davranış beklenemez. Elbetteki yazıda “çoğul” ifade kullanıldığından klanın “diğer üyeleri”nin kim olduğu da sorulmalıdır.

4) “FETÖcüler soruları çalıyor” yaygarası koparan, on sene, on beş sene önce bürokrasi içine girmiş olanların peşine “hipnozcu askeri savcı” öznesi kılavuzluğunda düşen “hafif meşrep Kemalistler” meğer kel Say’ın itirafında açıkça, utanmazca ve kibir içinde bahsettiği gibi, sınava girmeye bile gerek görmeden “kitaba uydurarak” kendi adamlarını “kademelere yönetici” olarak yerleştiriyorlarmış! Sınav gibi ameliyeye bile gerek görmüyorlarmış! Bu itirafın, “bahsettiğimiz temelde” BÜ ve YÖK savunmasını aşan, SAVCILIĞI ilgilendiren bir tarafı olduğu da şüpheden uzaktır, herhalde! Neticesi ne olur bilemeyiz fakat Beşiktaş savcılığının veya İstanbul Başsavcılığının organize örgütlere bakan savcılarının “kel Say, gel!” demesi gerektiğine inanıyoruz! Bir nevi eniştesi olduğu Odatv “islamcı, ülkücü” birinin ağzından öyle bir itiraf duysa, “yeni gerici örgüt lideri” çıkarırdı ortaya yapacakları yayınla ama BİZ yapmayız, savcıların davetiyle ifadesinin alınmasına ve verilecek karara da razıyız!

5) Kel Say rektör olamayacaksın!

6) “İstikbal İslam’ındır! Dik durun, karşınızda leşler var!”

İbrahim Haceviç

Önemli Not: “Kel Say" ifadesi, ilk kullanımda bahsettiğim üzere kısaltma’dir, Ahmet Celal Cem Say isminin kullanınırligi zor olduğundan yazımızın öznesi de “kısaca Cem Say" olarak kullanmaktadır ismini zaten. Bu bize de uzun geldiğinden ve “lügat" çalışanların takdir edeceği şekilde, “saç” kelimesinin Osmanlıca karşılığının “anlayış" manası da vardır, kibirli bir üsluba sahip olduğu kuşkusuz Ahmet Celal Cem Say öznesine “anlayış’sız” manasına “kel" dememiz de bir “edebî sanat”tır.’’

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar