BIST1.126,90%-0.76
USD6.9761%-0.07
EURO8,2073%-0.12
ALTIN442,06%-0.31
Akit HaberGündemİki fethin, İki Fatih'in merkezi: Ayasofya
Gündem

İki fethin, İki Fatih'in merkezi: Ayasofya

Yazar Sevgi Yiğit Ayasofya'nın yeniden camiye çevrilmesi ile ilgili yazdı... Milyonların sesini tekrar dile getirdi...

13 Temmuz 2020 17:05

Aziz Okur,

Yıllarca hakiki tarihin gölgesi altında zihinlerimize kazınmak istenen bir tarihin muhatabı olduk. Sürü psikolojisi ile de işte o yıllarda tanıştık. Gözünü, dikta edilen manzaradan bir an olsun çevirmeden tek bir noktaya odaklı geçirdiğimiz zamanlarda yardan atlayan atlayana idi ve verdiğimiz zayiatların haddi hesabı yoktu; türlü ideolojilerin karanlık dehlizlerinde sefere çıkanlar mı görmedik? Kendi uydurduğu yalana bizzat kendi inanları mı? Hakikati bildiği halde inkar edenlere mi rast gelmedik? 

 

Tabii bütün bu olumsuzlukların içinde güzellikler de yok değildi şükür ki! Kabına sığmayanlar, ne pahasına olursa olsun farklı manzaralara talip olanlar ve hakkı tutup kaldıranlar da vardı içimizde! Hakiki tarihinin, kültürel birikiminin peşine düşüp iz sürenler olarak bir avuçtuk belki ama az sayılmazdık. Çünkü ilahi kitapta buyrulduğu üzere nice azların çoklara galip geldiği konusunda sarsılmaz bir inanca sahiptik. Hala o azlardan olduğum için beni azlara dahil edene büyük bir teşekkür borcum var! 

Aziz Okur,

 

Bahsini ettiğim o azlık zamanlarımda yüreğime ilmik ilmik işlediğim birçok kazanımım oldu. Nitekim yeryüzü mazlumlarının içinde nefes almaya çalıştığı bütün vatanlarla beraber Kudüs davasının benim de bir davam oluşu o günlere denk gelmiştir. Türkiye tarihiye beraber dünya tarihi ve siyasetini bilmenin bir keyfiyetten ziyade zorunluluk olduğu şuurunu yine o vakitlerde edinmiştim. Ve bütün bunların ötesinde mabetlerimizin yüreğine saplı hançerleri düşündükçe kaçan uykularımın daha doğrusu kaçması gereken uykularımın hesabından da vazgeçmiştim. Kimileri için bir hiçten (!) ibaret olan bu düşünceler için kendimle nasıl bir kavga verdiğimin ve kaç geceler için için ağladığımın hiçbir önemi yoktu! Zira bu davalar hesabi olanların değil hasbi olanların davalarıydı! Onca zulmetine rağmen hasbi olmaktan geri durmadım. Kendi nefsime savunmayı değil bizzat taarruzu emrettiğim bu davranışları edindiğim için hiç pişman olmadım bilakis o davranışlar hala iyi kilerim arasındadır. 

 

Aziz Okur,

 

Kadim zamanlardan benim payıma düşen o davaların en güzellerinden biri şüphesiz Ayasofya davası idi! Henüz çocuk yaşlarıma denk gelen Merhum Erbakan Hoca’nın iktidar dönemi ve o dönemde Ayasofya adına söyledikleri zihnimde bir anlama karşılık gelmiyordu. Fakat ilginçtir ki bu samimi adamın boncuk boncuk terler dökerek meydanlarda anlattığı Ayasofya, gönlümde tarifi güç bir kıpırdanışa vesile oluyordu. Adını koyamadığım o kıpırdanışın daha sonra kitaplarda okuduğum muazzez bir hadiyse karşılık geldiğini anladığımda benim için Ayasofya, onlarca mukaddes davamdan biri ve belki en özeli haline gelmişti. Erbakan Hoca meydanlarda: “Ayasofya Camii İslam’ın köhnemiş Hıristiyanlık’a galebesinin bir timsalidir. Yani o bir zaferin, onun timsalidir. Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in malıdır. Ayasofya bir semboldür. Ayasofya Camii’nin bir an evvel ibadete açılması, hem vakıflar Kurumu’na göre hem de insanlık görevidir.” Derken dolan gözlerini ekran karşısında seyretmenin kolaylığı yanında bu adamın devleşen sesini duymak, kuru bir ses duymanın ötesindeydi bizim için. Çünkü bu sesin, aşina olduğumuz seslerden farklı bir yanı vardı. Kimseye benzemeyen, kimseden olmayan özgün tarafı bir de… Ayasofya davasını kağıt üzerinden meydanlara taşıyan Erbakan’ın ruhuna kaç Fatiha göndersek yeridir. Rahmet üstüne rahmet olsun. 

 

Aziz Okur,

 

Meydanlara kurulan kürsülerden yüreklerin kürsüsüne taşınan sözleriniz vardır sizin de. Bizlerin de oldu, olmaya devam ediyor. Meydanlardan yüreklerimize akan bu sözleri daha sonra kağıt üzerinde okuduğumuzda kanaatimiz kesinleşmiştir ki Kudüs bir camii olmanın yanı sıra kutlu fethin bir sembolü, atamızın mirasıdır. Bizler ise o mirasın varisleriyiz. Kendilerini mirasın varisi addedenlere ne mutlu! Reddi miras eyleyenlere ise ne yazık!

 

Mirasa değilse bile kendisine yazık edenlere Yahya Kemal Beyatlı’nın Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı şiiri ne de güzel cevap veriyor: 


“Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bu gün mağrurum.
Bir zaman hendeseden bir abid zannettimdi.
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senlerden beri rüyada görüp özlediğim 
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim!
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını,
Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlalarla nice bin at yelesi!”

 

Aziz Okur,

Rabbimize binlerce kez şükürler olsun ki geçmiş zamanların en içli hatırası olarak yüreklerimize kazınan mukaddes davalardan biri olan Ayasofya davasının bugünlerde müjdeli haberlerine şahit olduk.

 

İçimizde kalan onca davanın ukdesine rağmen bütün hesapların bir gün, mutlaka bir hün görüleceğine dair inancımız, Ayasofya’nın yeniden ibadete açılacağı kararıyla tekrar canlanmıştır. Bu canlanışla diğer davalarımızın ve asırlık kavgalarımızın solmaz inancı da yeniden filizlenmiştir. Umudumuzun tazelenmesine ve müminlerin rahat bir nefes almasına vesile olan devlet büyüklerimizi de bu haseple anmadan geçmemek gerektiğinin altını çizmekte fayda görüyorum. 

 

Türkiye’mizin kalbinin attığı yer olan İstanbul başta olmak üzere 81 ilimizde Ayasofya adına düşler biriktirenlere şükür secdeleri yaptıran Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyefendiye ve bu büyük diriliş hamlesinin fitilini ateşleyen her bir ferde minnet ve teşekkür borcumuzun olduğunu düşünüyorum. Ayasofya düşleri biriktirenlere ve bu düşü hakikate çevirenlere selam olsun. Osman Yüksel Serdengeçti’nin: 

 

“Ayasofya! Ey muhteşem mabet! Merak etme
Fatih’in torunları yakında bütün putları devirip 
Seni camiye çevirecekler!
Gözyaşlarıyla abdest alarak secdelere kapanacaklar!
Tehlil ve tekbir sedaları boş kubbelerini yeniden dolduracak.
Ozanlar bunun destanını, ezanlar bunun ilanını yapacaklar.
Sessiz ve öksüz minarelerinden yükselen tekbir sesleri fezaları inletcek!
Şerefelerin yine Allah’ın ve onun sevgili peygamberi Hz. Muhammed’in şerefine ışıl ışıl yanacak!
Bütün dünya Fatih dirildi sanacak.
Bu olacak Ayasofya! Bu olacak…
İkinci bir fetih, yeni bir basübadelmevt…
Bu muhakkak!
Bu günler yakın; belki yarın belki yarından da yakın! 
Sözlerine konu olanlardan Allah razı olsun! 

 

Aziz Okur,

 

Yediden yetmişe bütün bir milletin tarihinin, kültürünün ve bekasının bir parçası olan Ayasofya adına devlet büyüklerimizin attığı adımları ve bu konulardaki gayretlerini görmemek kör olmanın ötesinde nankör olmanın işaretidir. Ortada hiç kimsenin örtemeyeceği yahut görmezden gelemeyeceği kadar aşikar olan bir başarı vardır. Binaenaleyh hakikatin takdimi bu sefer devlet büyüklerimize teşekkür etmek ile mümkün olacak kadar kolaydır. Türlü bahaneler ve söz oyunlarıyla ya da faydasız iddialarla oyalanmak, ne Türk ve İslam kimliğine ne de insanlığa yakışır!


Aziz Okur,

 

Şimdi sıra, genelde 86 yıllık hasretin özelde ise 567 yıllık kavganın en derinden makes bulduğu vaktin şafağına gün saymakta. Arık Türk milleti için 24 Temmuz, takvimlerden ezbere okuduğumuz sıradan gün değil yeni ve bambaşka bir dirilişin tarihi olacaktır.

 

O gün için hayaller biriktirmeye devam edelim! Ve mücadelemizi dualarla taçlandırarak diyelim ki ikinci fetih mesabesinde olan bu karar, bütün dünya mazlumlarının ve masumlarıyla tüyü bitmemiş yetimlerin ahının olduğu Kudüs’ün fethine bir vesile olsun ve Allah bizleri o günlerin şehitlerinden hiç değilse şahitlerinden yazsın! (Amin)

 

Aziz Okur,

24 Temmuz’da aynı Ayasofya’nın ufkuna doğana, secdede buluşuncaya kadar kal sağlıcakla!

Yorumlar