BIST12.213,58%0.75
USD49.3421%0,16
EURO55,3246 %-0.07
ALTIN6.570,55 %0.37
Gündem

Bakan Şimşek Akit Medya Grubu'nun zirvesinde kararlılık mesajı verdi

Türkiye’nin büyüme performansının, enflasyonla mücadele sürecinin, maliye politikasının masaya yatırıldığı ‘Ekonomi ve Finansta Milli Vizyon Zirvesi’ İstanbul Finans Merkezi’nde (İFM) gerçekleşti. Zirvede konuşan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sürdürülebilir büyüme, piyasalarda fiyat istikrarı, mali disiplinin korunması, üretimde dışa bağımlılığın azaltılması, yeşil dönüşüm ve yapay zeka kullanımına ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Abone OlGoogle News
08 Ekim 2026 17:04

SAVAŞ KAYNAKLI ARZ ŞOKU YAŞIYORUZ

“Türkiye ekonomisini şoklara karşı dayanıklı inşa etmek zorundayız. Yani bizim zaten başından beri en çok vurguladığımız husus bu.

Şimdi müsaade ederseniz ben yine bugün sizlere bir sunum yapmak istiyorum. Çünkü her zaman söylediğim gibi, bazen bir resim bin kelimeye bedel oluyor.

Şimdi dünya ekonomisine baktığımız zaman ne görüyoruz? Savaş kaynaklı büyük bir arz şokuyla karşı karşıyayız.

Arz şoku sadece petrol, doğal gazla sınırlı değil. Yani gübreden birçok petrokimya ürününe, hatta belki ilgisini kuramayacağınız birçok tarımsal ürüne bile yansımış durumda.

Niye? Çünkü tedarik zincirlerinde bir kırılma söz konusu.

Dolayısıyla aslında önemli bir dünya ekonomisi, önemli bir şokla karşı karşıya ve şu ana kadar da büyük bir dayanıklılık gösterdi.

Ama yine de kısa vadeli baktığımız zaman şunu görüyoruz: Dünyada enflasyonda bir artış var. Finansal koşullar sıkılaşıyor maalesef. Ve burada büyümede de bir miktar bir yavaşlama riskiyle karşı karşıyayız.

İKİNCİ BİR ÇİN ŞOKU ETKİSİ VAR

Bu yetmezmiş gibi geçen seneden başlayan dünya ikinci bir Çin şokuyla da karşı karşıya.

Yani dünyanın dört bir köşesindeki imalat sanayiinde olup bitenlerin kısmen aslında geçen sene ticarette korumacılığın zirveye çıkmasıyla, belirsizliklerin zirveye çıkmasıyla başlayan ikinci bir Çin şoku etkisi de olduğu görülmesi lazım.

Tabii 2027 yılı için bir iyileşme beklentisi var. Yani 2026 yılı zor bir yıl oldu. Ve savaş birkaç hafta sürer diye beklenirken aslında neredeyse yılın tamamına yayıldı gibi.

Gelecek seneye ilişkin beklentiler tabii önemli ölçüde bir varsayıma dayanıyor. O varsayım da şu: Savaşın biteceği varsayımına ve tedarik zincirlerindeki bu kırılmanın sona ereceğine ilişkin tabii ki beklentileri yansıtıyor, varsayımı yansıtıyor.

Burada nasıl bir şok diye merak ediyorsanız... Yani aylar, haftalar itibarıyla bakarsanız arz kesintileri henüz çok uzun soluklu görünmeyebilir. Yani Şubat sonundan başlayıp bugüne kadar devam eden bir süreç.

Fakat şokun büyüklüğü yakın tarihimizde, yani II. Dünya Savaşı sonrası en büyük şok olarak karşımıza çıkıyor. Bunun büyüklüğü o koyu mavi olarak gösterilen daire hakikaten II. Dünya Savaşı sonrası karşı karşıya kaldığımız enerjideki en büyük arz şoku.

KÜRESEL EKONOMİ UZUN SÜRE KALDIRAMAZ

Süre olarak tabii ki Rusya-Ukrayna Savaşı veya İran-Irak Savaşı kadar henüz uzun sürmüş değil. Fakat bu büyüklükteki bir şok zaten o kadar uzun süremez, küresel ekonomi bunu kaldıramaz.

Az önce de ifade ettim; şok sadece doğal gaz, petrol ve petrol ürünleriyle sınırlı değil. Bakın burada mısırdan buğdaya, pamuk, fosfattan birçok ürüne kadar...

Yani dünyada emtia fiyatlarındaki artış sadece enerji alanıyla sınırlı değil, enerji dışı emtia fiyatlarında da dramatik artışlar söz konusu.

ENFLASYON KÜRESEL BİR SORUN

Tabii dünyada enflasyon, manşet enflasyon savaştan bu yana yükseliyor genel olarak. İstisnai birkaç ülkede enflasyonda sınırlı da olsa bir gerileme var.

Türkiye'de bu dönemde enflasyonun artmadığı, sınırlı da olsa Şubat ayına göre, Şubat enflasyonuna göre enflasyonun düştüğü nadir ülkelerden bir tanesi Türkiye'dir. Bu görselde de göreceğiniz gibi aslında bize benzer birçok gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde enflasyon yükselirken sadece 4-5 ülkede -yani önde gelen ülkeleri kastediyorum- enflasyonda bir düşüş söz konusu. Türkiye de onlardan bir tanesi.

UZUN VADELİ FAİZLER 25 YILIN ZİRVESİNDE

Tabii bu dönemde özellikle gelişmiş ülkelerde uzun vadeli faizler son 25 yılın zirvesinde. Evet, gerçekten gerek savaşın yani tetiklediği bir finansal koşullardaki sıkılaşmanın etkisi var, yani enflasyon üzerinden, enflasyon beklentileri üzerinden...

Bir de tabii ki bir sürü diğer faktör var. Belirsizliğin getirdiği diğer etkiler var. Ama sonuç itibarıyla yani küresel fonlamada baz alınan uzun vadeli faizler Amerika'da, Japonya'da, Almanya'da, İngiltere'de yani son 20-25 yılın zirvesine çıkmış durumda.

Çin şokundan kastımız şu: Amerika Birleşik Devletleri tabii geçen sene Nisan başında ciddi bir korumacılık politikasını uygulamaya koydu.

Bunu yapınca tabii ki Çin çok güçlü bir üretim kapasitesine sahip, ileri teknolojiye sahip, ölçeği çok büyük... Burada üretimi kısmaya gitmedi.

Bu ürünleri bizim pazarlarımıza çok daha düşük fiyatlarla... Evet, evet, yani zaten rekabetçi ama çok ciddi burada tabii ki Çin'in etkisi söz konusu.

Onun için tekrar söylüyorum; biz ve bize benzer ülkelerde sanayideki gelişmeleri bu bahsettiğimiz bağlamdan kopuk bir şekilde değerlendiremeyiz.

Toparlanma beklentisinden bahsetmiştim. IMF'nin rakamlarına bakarsanız, dünya ekonomisine ilişkin genelde güncel rakamları IMF, Dünya Bankası, OECD yayınlıyor.

IMF'nin Temmuz ayındaki Dünya Ekonomik Görünüm Raporu'na bakarsanız; büyüme geçen sene %3,5 iken, küresel büyüme, bu sene %3 civarına düşmesi bekleniyor ama gelecek sene tekrar %3.4 seviyesine çıkacağı öngörülüyor.

TİCARET ORTAKLARIMIZDAN FAZLA BÜYÜYORUZ

Küresel ticaret hacmi geçen sene %5 civarında artarken bu sene %3 buçuğa geriledi ama gelecek sene tekrar 4'ün üzerine çıkması bekleniyor. Bunlar tabii ki olumlu gelişmeler. Bizim için tabii önemli olan bizim ticaret ortaklarımız.

Şimdi ihracatımızın %95'ine tekabül eden ülkelerde büyüme nasıl?

Yani ticaret ortaklarımızda büyüme. Geçen sene %2.4 iken bu sene %1.6'ya düşmesi öngörülüyor.

Bu çok dramatik bir yavaşlama. Gelecek sene bir iyileşme bekleniyor: %2.8.

Bu yaşanırsa tabii ki Türkiye ekonomisi açısından da olumlu bir durum.

Dikkat ederseniz bizim ticaret ortaklarımız %1.6 büyürken bizde tabii %3'ün bir tık üzerindeki büyüme ılımlı bir büyüme.

Yani bizim son 25... 20-25 yıllık büyümemize oranla daha mütevazı bir büyüme. Ama ticaret ortaklarımıza oranla Türkiye'deki büyüme bu sene bile 2 kat civarında olacak.

Dolayısıyla gerçekten Türkiye bu zor koşullarda da büyümesine devam ediyor.

Şimdi, tabii dayanıklılıktan bahsettik.

Şoklara karşı, belirsizliklere karşı tamponlardan, dayanıklılıktan bahsetmemiz lazım.

Aslında uygulamakta olduğumuz, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde uygulanmakta olan bu programın kazanımlarını da size hatırlatmakta büyük fayda görüyorum.

ÖNCELİĞİMİZ SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

Öcelikle şunu söyleyeyim: Bütün programlarda olduğu gibi bizim ana hedefimiz ne? Sürdürülebilir yüksek büyüme.

Ama sadece büyümek yetmiyor; bu büyümenin yarattığı refahın daha adil bir şekilde paylaşımı... Bu bizim nihai hedefimiz. Ama bu hedeflere ulaşırken tabii makroekonomide denge kurulması gerekiyor.

MALİ DİSİPLİN VE İSTİKRAR ŞART

İşte fiyat istikrarı, yani enflasyonun tek hanelere düşmesi önemli bir hedef. Neden? Çünkü sürdürülebilir yüksek büyüme için bu gerekli de onun için. Mali disiplin, işte şoklara karşı dayanıklılık açısından çok değerli. Sürdürülebilir cari açık, yönetilebilir cari açık yine finansal istikrar açısından, kur istikrarı açısından değerli.

DÖNÜŞÜMLERE AÇIK OLMALIYIZ

Bunları destekleyecek bir de yapısal dönüşüm gerekiyor. Yapısal dönüşümden kastettiğimiz; sanayide yüksek katma değer. Yani daha orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünler, katma değeri yüksek ürünler, kâr marjı yüksek ürünler... Bu kendi başına olmuyor, sanayide bir dönüşüm programıyla oluyor.

Yine, yeşil dönüşüm derken moda olduğu için söylemiyoruz. Türkiye enerjide dışa bağımlı.

Bizim kullandığımız bütün enerjiye bakarsanız, biz %76 civarında dışa bağımlıyız.

Halbuki bize benzer gelişmekte olan ülkelerde enerjide dışa bağımlılık %11 civarı.

O nedenle bizim için yeşil dönüşüm bir zaruret arz ediyor. Neden? Çünkü yeşil dönüşüm demek Türkiye'deki güneşin, rüzgarın, suyun, jeotermal kaynakların enerjiye dönüştürülerek dışa bağımlılığın azaltılması demek.

YAPAY ZEKA DEVRİNİ ISKALAYAMAYIZ

Dolayısıyla dijital dönüşüm... Buradan maksadımız, yapay zeka, algoritmalar çağındayız.

Ve mutlaka Türkiye... Geçmişteki sanayi devrimlerini biliyorsunuz Türkiye çok geç yakaladı, tabiri caizse ıskaladı.

Şimdi biz yapay zeka devrini ıskalayamayız.

Yani en gelişmiş ülkelerle birlikte bu yarışın içinde olmamız lazım, o nedenle dijital dönüşüm önemli.

Yine üretken altyapıdan neyi kastediyoruz? Türkiye'nin rekabet gücünü artıracak altyapı yatırımlarından bahsediyoruz.

Demir yollarıyla örneğin organize sanayi bölgelerinin, üretim üslerinin limanlara bağlanmasından bahsediyoruz. Bir lojistik konseptiyle altyapıdan bahsediyoruz.

AMAÇ ADİL GELİR DAĞILIMI

Özetle, 'Türkiye'nin modeli nedir?' diye sorarsanız, ekonomi modeli; verimlilik artışıyla, rekabet gücündeki artışla büyüme potansiyelini bu zor koşullarda güçlendirmek. Bunun üzerinden sürdürülebilir yüksek büyüme ve daha adil gelir dağılımını sağlamak. Programın amaçları bu. Programın özü de bu.

Genelde algı bu değil ama. Bunun farkındayız. Maalesef Türkiye'de algılar farklı. Ama biz kalıcı bir şekilde enflasyonu tek haneye düşürmeden reel sektörün sübvansiyon olmadan kalıcı bir şekilde makul maliyetlerle finansmana erişimi mümkün mü? Burada bankacı arkadaşlar var, bunun olmadığını kendileri biliyorlar.

Dolayısıyla bizim mutlaka bir taraftan programın önceliklerini koruyup, tabii ki üretim kapasitesini, kabiliyetlerini güçlü bir şekilde desteklememiz gerekiyor. Nitekim bu programda da bunu yapacağız.

Şimdi bu programı daha önce de anlattım. Biz programa başlarken aklımızda 3 evre vardı. Bu evrelerin birincisi 1 yıl sürdü. O orta vadeli program Eylül 2023'te açıklandı ve Eylül 2024'te aslında birinci evre önemli ölçüde gerçekleşti. Ve büyük oranda arzulanan, yani daha doğrusu ortaya konulan hedefler —makro değişkenler üzerinden söylemiyorum, konsept olarak söylüyorum— tutturuldu.

Neydi o dönem? Makro risklerin yönetilmesi, bu risklerin azaltılması. Yani kural bazlı bir ekonomi modeli. Dünyayla uyumlu bir ekonomi modeli. Enflasyonun kontrol altına alınması... Yani kontrolden çıkma riski var mıydı? Vardı. Çünkü büyük bir deprem olmuş, evet. Kur korumalının getirdiği bir Merkez Bankası bilanço genişlemesi riskiyle karşı karşıya... Birçok risk vardı. O dönemde enflasyonun kontrol altına alınması önemliydi. Ödemeler dengesi riskinin bertaraf edilmesi önemliydi. Deprem harcamalarının para basmadan yapılabilmesi çok önemliydi. Rezerv birikimi, rezervin bir endişe kaynağı olmaktan çıkartılması çok değerliydi. Koşullu yükümlülüklerin, yani KKM'nin azaltılması yine makro finansal risklerin yönetilmesi açısından değerliydi. Bu evre dediğim gibi o bir yıl boyunca önemli ölçüde sağlandı.

İkinci evre neydi? Makro ekonomideki dengesizliklerin kalıcı bir şekilde azaltılması. Yani dezenflasyonun başlaması, deprem harcamalarını yaparken mali disiplinin tekrar tesis edilmesi, yani açığın makul düzeylere geri getirilmesi, sürdürülebilir cari denge, KKM'den çıkışın tamamlanması ve şoklara karşı dayanıklılığın artırılması.

HEDEFLER HEMEN HEMEN TUTTURULDU

Bugün geldiğimiz nokta aslında bu hedeflerin de önemli ölçüde gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Gerçekleşmeseydi, bu büyük şoklar yaşanırken Türkiye ekonomisi bu dayanıklılığı göstermezdi. Burada tabii ki dezenflasyonda daha iddialı hedeflerimiz vardı. Orada arzuladığımız hızda gidemediğimiz net. Ama onun dışında aşağı yukarı bütün hedefler tutturuldu.

Şimdi biz bu programın 3. evresindeyiz. Nedir bu evre? Bu evre aslında makro finansal istikrarı sağladık, bunun pekiştirilmesi. Tek haneli enflasyon, bütçe açığının kalıcı bir şekilde milli gelire oran olarak %3'ün altına çekilmesi, yani Maastricht Kriteri'nin tutturulması, cari açığın kalıcı bir şekilde %1 ve altına düşürülmesi ve en önemlisi yapısal dönüşümün başarılması. Çünkü yapısal dönüşüm olmadan verimlilik artışından, rekabet gücünden, kalıcı rekabet gücü artışından bahsedemeyiz.

ENFLASYON 57 AYIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE

Program aslında önemli ölçüde sonuç verdi. Verdiğini gösterelim, bakın; enflasyonda bir düşüş var. Tabii ki arzuladığımız hızda değil. Ama az önce Nuri Bey de konuşmasında söylediler. Şu anda manşet enflasyon 57 ayın, yanlış hatırlamıyorsam, en düşük seviyesine düştü. Yani %30'un altı. %30 rakamı çok yüksek tabii ki.

Ama savaşa rağmen... Bakın, bunu söyleyince "savaşa sığınıyor" diyorlar ama öyle bir şey yok. Bu, Merkez Bankamızın yaptığı teknik bir çalışma var. Merkez Bankamız diyor ki: "Sadece bu savaşın etkilerini bertaraf... bir kenara bırakırsak bugün enflasyon %29.7 değil, belki yani %23 civarı olacaktı." %23 de aslında bizim başlangıçta, yani bu sene için öngördüğümüz hedefe oldukça yakın. Ama bu şokları tabii önceden öngörmemiz, modele yansıtmamız takdir edersiniz ki mümkün değil. Burada önemli olan kararlılıktır.

Dezenflasyon, gelir dağılımı iyileşmesi için çok kritik bir öneme sahip. Yüksek büyüme için de ön koşuldur. Bakın, 90'lı yıllarda enflasyon ortalama %70, büyüme ortalama %3 civarı. 2000'li yılların başındaki 10 yıl, Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki ilk 10 yıl, enflasyon tek haneye düştü, büyüme %6'ya yaklaştı. Yani 90'lara göre 2 kat daha hızlı bir büyüme. Nasıl oldu bu? Tabii ki reformlarla, verimlilikle ve dezenflasyonla oldu.

Onun için dezenflasyonda bu bir tabii ki uzun bir yolculuk. Savaş uzattı, geçen seneki şoklar yolculuğu uzattı, evet, kabul. Ama doğru olduğu için devam edeceğiz.

Bakın, manşetin altındaki enflasyon rakamlarına bakın. Sektör... Yani giyim-ayakkabı biraz sektörel sorunlar da var ama orada enflasyon %13 civarı. Dayanıklı mallar, yani dayanıklı tüketim malları, aklınıza gelen gıda dışındaki bütün malları neredeyse içeriyor, %16 civarı. Ve gıdada da şu anda manşetin bir tık altına düştük. Manşet %30 civarı, 29.7.

KONUT PROBLEMİNİ DE ÇÖZECEĞİZ

Peki manşetin üzerindeki rakamlar, yani alanlar hangisi? Kira. Tabii ki bunu para politikasıyla çözemeyeceğiz. Biz kira problemini, konut problemini sosyal konutla çözeceğiz, arz yönlü politikalarla çözeceğiz.

2027 bütçesinde belki dikkatinizi çekmiştir, çünkü tek tük de olsa bazı rakamları paylaştık. Bütçe daha Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne henüz sunulmadı, sunulacak. Ama makro büyüklükler üç aşağı beş yukarı belli.

Savaş var, zor bir coğrafyadayız. Savunma sanayii harcamalarını %229 artırıyoruz. Öyle ya, enflasyon gelecek sene hedef ne, %21. %229 ne demek? 9 kattan fazla artırmak demek. Savunma sanayii harcamalarını artıracağız.

İki, en büyük artış başka nerede? Sosyal konut bütçesinde. Sosyal konut bütçesini %150 artıracağız. Yani öngörülen enflasyonun dikkat edin, neredeyse 6 katı kadar artırmış olacağız.

Yine mesela organize tarım bölgeleri var önceliklendirdiğimiz, oraların bütçesini %100'ün üzerinde artırıyoruz. Çünkü altyapı, verimlilik, arz yönlü...

SIRF PARA PROGRAMI DEĞİL…

Dolayısıyla "Ya bu program para politikasından ibarettir de sonuç da vermiyor" diyen arkadaşlara bir daha hissettiriyorum. Tekrar söylüyorum: Hayır, bu para politikasından ibaret değildir. Para politikasının yapabileceklerinin sınırı var, biz de bunun farkındayız. Bu programın yapısal dönüşüm ayağı var, arz yönlü boyutları var. İşte bakın size basit iki kalemden bahsettim. Dolayısıyla sosyal konut önümüzdeki inşallah 2-3 yıl içerisinde, deprem konutları büyük oranda bitirildi, yani 621 bin konut...

"621 bin konut. Şimdi 750 bin sosyal konut. Bu bütün Türkiye'de konuta erişimi ve kiraları, kira artışını çok daha makul seviyelere çekecek. Deprem bölgesinde kira artışı bakın Türkiye çapında %40 iken, 41 iken, deprem bölgesinde %20 civarı. Enflasyonun oldukça altında. Onun için arz yönlü politikalar bizim için değerli.

İkincisi ulaştırma hizmetleri. Bu geçici bir şey. Niye? Savaşın etkisinden dolayı. Çünkü şu anda mazot nasıl fiyatlanıyor biliyor musunuz? Cenova'daki fiyatlama üzerinden gidiyor. Sanki petrol fiyatı 180 dolarmış gibi fiyatlanıyor. Niye? Çünkü bütün bu yakın coğrafyadaki rafineri kapasitesi savaşlar nedeniyle devre dışı da onun için.

Ta Afrika'nın oradan gemiler Avrupa'ya dizel getiriyor, Hindistan'dan başka ülkelerden. Yani dolayısıyla petrol fiyatı 104 dolar olabilir bugün. Ama mazotun fiyatlaması 180 dolar üzerinden. Birçok ülkede erişim problemi var.

Dolayısıyla ulaştırmadaki, dikkat edin manşet %29.7 ama ulaştırma fiyat artışı % tabii ki 44 civarı. Ve ulaştırma deyip geçmeyin, ulaştırmanın enflasyon sepetindeki ağırlığı %16.6 diye hatırlıyorum. %17 civarı. Gıdadan sonra en önemli kalem. Bu sene bu savaş olmasaydı bakın manşet kadar artsaydı zaten kendiniz oturup hesaplayın, doğrudan etkisinin kaç puan olduğunu, burada petrokimya ürünleri var, gübre var, birçok ürün var.

Şimdi enerji konusu oda savaşla ilişkili. Evet. Geriye eğitim kalıyor. Eğitimde de sorun, özel eğitim. Türkiye'de öğrencilerin %90'ı devlet üniversitelerine, devlet okullarına gidiyorlar ve orada herhangi bir ücret yok.

Bizim bahsettiğimiz yani sepetteki payı %2 civarı olup ama nüfusumuzun %10'u civarı çocuklarını özel okullara ve üniversitelere gönderiyor. Orada maalesef son yıllarda maalesef manşet enflasyondan kopuk bir fiyatlama yaşandı.

Yani 2022'den bu yana üniversite harçlarında neredeyse 15 katlık bir artış var. Bunu hiçbir şeyle açıklamak hakikaten zor. Dolayısıyla biz orada takım kurallar getirdik. Fakat bu kurallar tabii ki yani okula yeni başlayanlar için değil, o ara sınıflar için. Belki bu şekilde fahiş fiyatlamaya devam ederlerse ilk girişlere de bu kuralı yaymamız gerekebilir. Açık konuşuyorum. Çünkü bu fahiş fiyatlamalar yani gerçeklikten kopuk.

Dikkat edin, manşet enflasyonu %30 civarı ama eğitim enflasyonu hala hala % neredeyse 49. Dolayısıyla burada dikkat ederseniz ağırlıklı olarak, ağırlıklı olarak hizmet sektörü var. Şimdi hizmet sektörünün özelliği şu: Bir katılık oluşuyor, geçmişe endeksleme oluyor. Zamanla burası da düzelecek. Onun için 2027 yılında dezenflasyon devam edecek. Savaş bitmese de devam edecek. Savaş bitse tabii çok daha güçlü bir şekilde belki öngörülerimizden daha iyi bir dönemi bile yaşayabiliriz.

Şimdi biz Eşel Mobil'i devreye aldık. Çünkü küresel bir şok var ve akaryakıt fiyatlarına etkisi... Bakın eğer biz Eşel Mobil'i uygulamasaydık akaryakıt fiyatları bu sene %71 artacaktı. Halbuki bizim yaptığımız bu bütçede biz fedakarlıkla artış oranını önemli ölçüde sınırladık.

Cari açık Türkiye'nin Osmanlı'dan beri yumuşak karnıdır. Evet, bütün Türkiye'deki finansal krizler, ekonomik krizler genelde yüksek cari açık, ikiz açıklarla ilişkilendirilmiştir geçmişte. Hep öyle olmuştur. Onun için cari açığın kalıcı bir şekilde %1 civarına indirilmesi bizim esas hedefimizdir. Aslında 2024'te altın hariç sıfır açık vardı. Sıfırın kısmı altın ithalatı. Altın yenilir içilir bir şey değil, altın bir finansal servettir.

Şimdi geçen sene de aslında altın hariç açık %0.6, yani %1'in altında. Fakat bu sene maalesef, takdir edersiniz ki savaşın etkisiyle, sadece petrol ve doğalgaz değil, türevleri üzerinden, petrokimya ürünleri üzerinden ciddi bir ticari açık var, artış var. Ve ondan dolayı da %2.6 toplam açık. Biz gelecek sene bunun tekrar %2'nin altına düşeceğini öngörüyoruz, altın hariç %1'in altına düşeceğini öngörüyoruz.

Kırılganlık azaldı. Bunu söylerken, bakın, rakamlarla ortaya koyalım. Türkiye'nin yıllık brüt dış finansman ihtiyacı millî gelire oran olarak bakmanız lazım her zaman. Çünkü mutlak rakam olarak bakarsanız anlamlı olmuyor. Millî gelir 100 liraysa, biz uzun yıllar, yani 25 yıllık ortalamada bizim, Türkiye'nin brüt dış finansman ihtiyacı millî gelirin %20'si. Bu sene kaça düşecek? %16'ya. Eğer bizim programımız öngörüldüğü gibi sonuç verirse %15'in altına düşecek. Zaten %15'in altına düştüğü zaman oldukça, göreceli olarak düşük riskli oluyorsunuz.

Bakın, dış borcun millî gelire oranı uzun yılların ortalaması %45 civarı. Şimdi neredeyiz? %32'nin altına düştük. Eğer gelecek seneki programımızda ilave bir şok yaşamazsak %30 civarına düşeceğiz. 30'un altı zaten nispeten rahat bir alan.

Dolayısıyla program gerçekten kırılganlıkları önemli ölçüde gideriyor.

Bakın, depreme 104 milyar dolar kaynak harcadık. Evet evet, 104 milyar dolar. Dünyanın en büyük ekonomileri açısından bile büyük bir rakam. Ama buna rağmen bütçe açığını geçen sene Maastricht kriteri olan %3'ün altına çektik. Bu sene tahminimiz 3.1, belki 3 veya 3'ün altı da olabilir. Ama konu o değil, hedefimiz %3.5'ti. Şimdi diyorlar ki hedefler tutmuyor. Ya hedef tutmuyorsa, bütçe açık hedefimiz millî gelire oranı %3.5'ti, doğru tutmamış, %3 civarına düşecek. Ama daha iyi bir performans ortaya koymuşuz.

Şimdi gelecek sene için tekrar, bu sene gibi, %3.5'lik hedef koyduk. İnşallah daha iyi bir performans gösteririz.

Bakın, kamuda tasarruf konusunda ne söylesek ayrı bir algı söz konusu. Şimdi Cumhurbaşkanımızın bir tasarruf genelgesi var. Bu tasarruf genelgesi içinde bazı kalemler var. Burada taşıtlar, binalar, haberleşme, seyahat, enerji, kırtasiye, hepsi var. Yani aşağı yukarı kamu... Yani maaşta biz tasarruf yapamayız. Siz de takdir edersiniz ki öyle bir şey söz konusu olamaz. Kamunun ağırlıklı olarak cari harcamalarında, değil mi? Peki bu cari harcamaların bütçe içindeki payı neydi? Bütçe içindeki payı %4.6'ydı, bugün ne? %2.9. Yani bütçe 100 liraysa, şimdi bu kalemlerin bütçe içindeki payı %3'ün altına düşmüş. Ve tasarrufta gerçekten önemli bir başarı var. Ne kadarlık tasarruf? Arkadaşlar baktılar, eski seviyede olsaydı ne olurdu şeklinde; 484 milyar liralık bir tasarruf. Şimdi 484 milyar lira dediğin şey, değil 6 bakanlığın bütçesinden daha büyük.

Dolayısıyla bir tasarruf var.

Şimdi vergide adalet konusu çok tartışılıyor, değerli arkadaşlar. Dolaylı vergiler, adaletsiz vergiler. Peki, dolaylı vergilerin bakın, toplam vergilerdeki payı 2023'te %65.5'ti. Bu sene, tahmin bu tabii, ilk uzun bir süredir ilk defa %60'ın altına düşecek. %60'ın altına... Şimdi bu bir ilerlemedir, bu bir iyileşmedir. Yani dolaylı vergilerde bir iyileşme var ve dolayısıyla vergide adalette attığımız adımlar sonuç vermiş. Bak, çok somut. Burada algı falan yok. Rakamlar çok net.

Devam ediyoruz, kayıtdışılıkla mücadele... Kayıtdışılık sadece bir vergi kaybı meselesi değil. Kayıtdışılık demek aslında haksız rekabet demek. Sadece haksız rekabet de değil, finansmana erişememek demek. Çünkü kayıtdışı olduğunuz zaman bilançolarınız, gelir tablolarınız gerçeği yansıtmıyor. Gerçeği yansıtmayınca bankalar, finans, yani sermaye piyasaları finansmanına erişemiyorsunuz. Finansmana erişemeyince ne oluyor? Ölçeği büyütemiyorsunuz.

 

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Akit Medya Grubu'nun düzenlediği ‘Ekonomi ve Finansta Milli Vizyon Zirvesi’nde ekonomi programının somut sonuçlarını rakamlarla ortaya koydu. Kayıt dışı ekonomiyle mücadelenin en büyük reform olduğunu vurgulayan Şimşek, finansmana erişimi kolaylaştırıp rekabette adaleti sağladıklarını ve vergi tabanını genişlettiklerini ifade etti.

"Gelir vergisi beyanname sayısı 5,5 milyona ulaştı: Vergi ve prim gelirleri şahlandı"

Kayıt dışılıkla mücadelede alınan tarihi sonuçları paylaşan Bakan Şimşek, Gelir Vergisi beyanname sayısının 3,8 milyondan 5,5 milyona yükseldiğini duyurdu. Vergi ve prim gelirlerinin milli gelire oranının %20,5'ten %24,6'ya fırladığını kaydeden Şimşek, zorlu küresel konjonktüre ve Avrupa'daki durgunluğa rağmen Türkiye'de yatırımların tüketimden daha güçlü büyüdüğünü ve dengeli bir ekonomik yapıya ulaşıldığını belirtti.

"KKM belasından kırmadan dökmeden çıktık: 143 milyar dolarlık yük sırtımızdan atıldı"

Türkiye'yi devasa bir riskten kurtardıklarını söyleyen Mehmet Şimşek, Kur Korumalı Mevduat (KKM) sürecini sonlandırarak ülkeyi 143 milyar dolarlık koşullu yükümlülükten kırmadan dökmeden kurtardıklarını belirtti. Swap hariç net rezervlerin 98 milyar doların üzerinde arttığına dikkat çeken Şimşek, Türk bankacılık sektörünün %17'lik sermaye yeterlilik oranıyla küresel standartların çok üzerinde, sarsılmaz bir yapıya sahip olduğunu vurguladı.

Bakan Şimşek 'Milli Vizyon' hedeflerini açıkladı: "Terörsüz Türkiye ile Doğu ve Güneydoğu yeni büyüme motorumuz olacak!" 

Değerli arkadaşlar, son kısım, yani son kısım derken bu programa ilişkin son kısım, yapısal dönüşüm çok konuşuyoruz. Eskiden şöyle derdik: "Ya iş gücü piyasası reformu, işte yargı reformu vesaire." Bunlar anlamlı reformlar, yanlış anlaşılmasın. Şimdi biz biraz daha aslında somut, verimliliği, rekabet gücünü nasıl artırırız, ona odaklanmış durumdayız bu programda.

Sanayide dönüşüm; birazdan size hangi enstrümanlarla bunu sağlıyoruz, onu anlatacağım. Beşeri sermaye, fiziki altyapı; yani insana yatırım ve fiziki altyapıya yatırım... Önemli ölçüde Türkiye bu konuda başarılı oldu. Bakın en son açıklanan PISA sınav sonuçlarında biz birçok dünyanın gelişmiş ülkelerini eğitimde, kalitede geride bıraktık. Niye? Çünkü 20-25 yıllık yatırım var, çaba var ve sonuç aldık.

Yeşil, dijital dönüşümü az önce bahsettim size. Ar-Ge yenilik ekosisteminin güçlendirilmesi... Bütün bunlar bizim için çok değerli.

"Gıda, enerji ve su arz güvenliği milli güvenlik meselemizdir: Bütçede %100'den fazla artışa gittik"

Bakın, burada ekonomik güvenlik hususunu da vurgulamak istiyorum. Enerjide, suda, doğal kaynaklarda arz güvenliği bizim milli güvenliğin bir parçasıdır. Yani sadece savunma sanayii değil. Gıda arz güvenliği ve iklime karşı dayanıklı tarım, yani teknolojik tarım, örtü altı üretim, dikey tarım, organize tarım bölgeleri... Bunların hepsi yine milli güvenlik meselesidir.

O nedenle bütçede %100'ün üzerinde bir artışa gittik bu kalemlerde. Savunma sanayii, sağlık endüstrileri ve bütün diğer stratejik sektörlerde kritik teknolojilerin Türkiye'de yapılması, geliştirilmesi bizim için olmazsa olmaz.

İşte zaten zirvenin adı üstünde; yani ne, ne zirvesinden bahsediyoruz? Ekonomi ve finansta milli vizyon. İşte bu, bizim vizyonumuz bu.

Yine ailenin ve demografik yapının güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması... Bunlar bizim kritik önceliklerimizdir. Gördüğünüz gibi para politikasından hiç bahsetmiyorum. Ama bizim program maalesef sadece para politikasından ibaret, siz de biliyorsunuz.

"Terörsüz Türkiye bölgedeki oyunları bozacak: Doğu ve Güneydoğu ekonominin lokomotifi haline gelecek"

Terörsüz Türkiye meselesi... Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ve Cumhur İttifakı'mızın diğer önemli tabii ki bileşeni olan Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte gerçekten Türkiye'de çok kritik bir ve eee bir süreç var ve çok değerli bu. Niye? Çünkü Türkiye kendi sorunlarını çözmezse başkaları istismar ediyor. Siz sorun sorunları kendiniz çözerseniz başkalarının operasyon yapma kabiliyetlerini sıfırlıyorsunuz. Bu birinci konu.

İkinci konu; biz bu sorunu çözerek aslında bütün bölgede etnik ve mezhep eksenli çatışmalara yer olmadığını, aslında bütün bu farklılıkların birer zenginlik olduğunu ve istikrar ve refah açısından önemli olduğunu ortaya koyacağız.

Şimdi Türkiye'ye gelecek olursak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ortanca yaş, yani nüfusun yarısı hangi rakamın altında yaş olarak, hangi rakamın üstünde diye baksanız, 25-26 civarında bir rakamdan bahsediyoruz. Halbuki Türkiye ortalaması 34-35 civarı. Şimdi burada insan kaynağı var. Biz bu insan kaynağının yetiştirilmesi için üniversiteler açtık, meslek teknik okullar açtık, eğitime yatırım yaptık, beşeri sermayemiz var. E altyapısını yaptık. E çok cömert teşvikler veriyoruz. Ama özel sektör bu bölgelerden uzak durdu. Niye? Çünkü terör tehdidi altında yatırım, üretim kolay değil; belirsizlik...

Şimdi inşallah Terörsüz Türkiye ile birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Türkiye'nin yeni bir büyüme motoru haline gelecek.

 

Bakan Şimşek reel sektörün finansman iddialarını rakamlarla çürüttü: "KOBİ ve ihracatçıya rekor kaynak sağlandı!"

Yani bir taraftan bölgesel istikrara ve refaha katkıda bulunacağız. Bir taraftan bu bölgedeki çok güçlü enerji, madencilik ve imalat sanayi yatırım fırsatları var. Yani bizim bazı sektörlerimiz, zorlanan, rekabette zorlanan sektörlerimiz başka ülkelere gideceğine bu genç nüfusun olduğu, altyapının iyi olduğu ve muazzam teşviklerin olduğu bölgemize gitmeleri için de ön açıyoruz, burada ilave destek veriyoruz.

Dolayısıyla terörsüz Türkiye demek büyüme demek, refah artışı demek, toplumsal tabii ki barış ve kalkınma demek. Onun için terörsüz Türkiye bizim için önemli bir gündem maddesi.

Şimdi reel sektörün de bir gündemi var. Burada eminim reel sektörümüzün de temsilcileri vardır. Reel sektör demek, hepiniz vurguladınız, ne demek? Yatırım demek, istihdam demek, üretim demek ve ihracat demek. Reel sektör dediniz bu.

"KOBİ ve ihracat kredilerinde tarihi seviye: 'Krediye erişemiyoruz' iddiası gerçeği yansıtmıyor"

Peki reel sektörün gündemi ne ve durumu ne? Şimdi en önemli kalem biz tabii finans merkezindeyiz. En önemli konu finansmana erişim, nereye gidersek. Peki Türkiye'de enflasyon yüzde kaç? Vallahi üretici enflasyonu yuvarlıyorum yüzde 27 civarı, tüketici enflasyonu da 30 civarı. Yani hangisini alırsanız alın.

Peki krediler yüzde kaç artıyor? Bakın Türk Lirası, yani enflasyonla karşılaştırıyorsak TL'yi karşılaştırmamız lazım. Öbür türlü bizim dolarla konuşacaksak ABD enflasyonunu konuşmamız lazım. Şimdi Türk Lirası ticari kredileri yüzde kaç artmış? Yüzde 41 artmış son 1 yıl içerisinde. İhtiyaç kredisi, yani tüketicilerin, yüzde 36 artmış. Konut kredisi yüzde 35. Dikkat edin; yani bütün bu kredi kalemleri enflasyonun ve artı reel büyümenin üzerinde artmış. Dolayısıyla aslında finansman sağlanıyor.

Peki şikayet ne? Yaime, büyükler işte finansmana erişiyor, küçükler erişmiyor. Peki rakamlar doğru mu? Beraber bakalım. Bakın burada bankacılar var. Bunlar her hafta bilançolarını BDDK'ya raporluyorlar. BDDK da bu rakamları yayınlıyor, yani ben bu rakamları Hazine ve Maliye Bakanlığı üretmiyor.

Şimdi bakın, 2007-2022, hani uzun vadeyi göstermek açısından. KOBİ'lerin toplam kredilerdeki payı %24,6. Yuvarlayalım, %25 diyelim. Yani 100 lira kredi verildiği zaman bunun yaklaşık 25 lirası KOBİ'ye gitmişti. Peki şu program döneminde KOBİ'lerin kredideki payı düşmüş mü, artmış mı? Artmış, %27'ye çıkmış. "KOBİ'ler finansmana erişmiyor" rakamlarıyla bu uyuşmuyor.

İhracat kredileri; şimdi bakın KOBİ demek, istihdam demek. Peki ihracat, işte ihracat reel’in en önemli bileşeniydi ya. Peki ihracatçıların toplam kredilerdeki payı yüzde kaçmış? Bakın uzun vadeli ortalama %6 civarı, şu anda ne? %11,5 - 12 civarı. Yani ikiye katlanmış.

"Bu dönemde bu faizlerle yatırım yapılmaz" denildi. E bakın, 2007-2022'de yatırım için kredilerin toplam kredilerdeki payı %7,8, bu dönemde %8,2. Bu rakamların tamamı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun haftalık yayınladığı verilerden. Yani krediler sadece reel olarak artmamış, doğru yerlere de gitmiş. Doğru yer dediğiniz işte istihdam, ihracat, yatırım, yani üretim. Üretmediğiniz şeyi ihraç edemezsiniz.

"Yüksek teknoloji yatırımlarına 750 milyar liralık dev paket: Piyasa faizinin üçte birine 10 yıl vadeli destek"

Peki daha ne yapılabilir? Biz özellikle Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu orta-yüksek ve yüksek teknoloji alanlarına kredi veriyoruz. Nasıl kredi? Sübvansiyonlu kredi veriyoruz. 10 yıl vadeli, 2 yıl ana para ödemesiz ve piyasa faizinin üçte biri kadar düşük -bakın yani %13 ile 26 arasında- bir faizle biz 284 üretim alanına kredi veriyoruz. Az buz bir rakam da değil ha, 750 milyar lira. Bakın bu rakam 2022'de 150 milyardı, 2023'te de 150 milyardı. Enflasyondan çok daha fazla artırmışız ve biz bu yatırımcıları bekliyoruz, Sanayi Bakanlığımız bekliyor onları. Ama biz "düşük, orta-düşük teknolojide bir şeyler üreten" derseniz, rekabet edemiyorsunuz. E bizden de oraya kaynak aktarmamızı beklememeniz lazım. Neden? Çünkü kar marjı yüksek olan, rekabet gücü olan ve Türkiye'nin ihtiyacı olan alan hangisi? Orta-yüksek ve yüksek teknoloji. Dolayısıyla kim yatırım yapmak istiyorsa bakın bir program var, orada kaynak var ve orada enflasyonun çok altında bir maliyetle kredi var. İhracat kredilerini az önce bahsettim ama size...

Bakan Şimşek reel sektöre müjdeleri sıraladı: "Çiftçiye, esnafa ve sanayiciye dev destek veriyoruz!"

 İhracat kredilerini az önce bahsettim ama size yine de göstereyim. Bakın.

Şu anda reeskont kredi faiz oranı, bankalar biraz komisyon alıyor olabilirler. Ama bizim verdiğimiz para, biz %23.95'ten, %24'ten veriyoruz. Enflasyon kaç? %30 diyorlar.

Enflasyon düştükçe bu da düşecek. Niye daha hızlı düşürmüyoruz? Çünkü bu çok düşünce alıyorlar bizden bu TL'yi, gidiyorlar başka yerlere yatırıyorlar, finansal yatırım yapıyorlar. Evet evet yaptılar. 2021'de, 22'de, 23'te... Biz gördük. İncelemelerde bunlar ortaya çıktı.

Yoksa normalde çok rahat bir şekilde bunu çok daha aşağı indiririz. Ama spekülatif alanlara gitmesinler diye bu tedbir onlardan bir tanesi. Ama dikkat edin, bakın miktarını 17 kat artırmışız.

Bu dönemde enflasyon ne kadar artmış? 2 kat bile artmamış. Bakın dikkat edin, 17 kat.

Şimdi, ihracatı önceliklendirmiş miyiz? Önceliklendirmişiz.

Peki, "Ya reeskont kredisini ne kadar kullandırıyorsunuz ki %24'ten?" Vallahi 1.4 trilyon lira kullandırılmış. Az bir rakam değil.

Ve yeni artırdık 5 milyara, dolayısıyla şimdi 2 trilyon liraya doğru evrilecek. Eximbank'ın kredi miktarı, dikkat ederseniz yine yaklaşık 60 milyar dolar bu sene.

Sadece o mu? Tarımı da önemsiyoruz. Ziraat Bankası Genel Müdürümüz burada, söylesin. Bakın geçen, ya Ağustos, bu sene bu sene... Bu sene Ağustosa kadar 974 bin çiftçimize kredi verilmiş. 800 milyar lira kredi verilmiş.

"Çiftçiye %12, esnafa %20 faizli dev imkan: Maliyetin yarısından fazlasını Hazine karşılıyor"

Ve Ziraat Bankası diyor ki, "Ya benim maliyetim 40 küsur." Biz diyoruz ki, "Sen çiftçiden ortalama 12 al," yuvarlıyorum, "%12 al, %28 küsurünü biz ödeyelim." Bakın Hazine... Dolayısıyla Hazine... Bakın dikkat edin, çiftçimize kullandırılan kredinin ortalama faizi %12 civarı.

Ve birkaç çiftçiye değil, 974 bin çiftçiye.

Peki esnaf? Halk Bankamız burada. 226 bin esnafımıza, bu seneden bahsediyoruz. Geçmişten bahsetmiyoruz. Dikkat edin yine kredi kullandırılmış. Faiz, Halk Bankası "%40" diyor, biz diyoruz ki "%20'sini esnaftan al, %20'sini Hazine ödesin." %20!

Dolayısıyla dikkat edin, bakın esnafımızın yanındayız, çiftçimizin yanındayız, yatırımcımızın yanındayız, ihracatçımızın yanındayız. Dolayısıyla reel sektörün yanındayız.

Peki, bize dediler ki, "Ya tamam, bunların hepsi iyi de işletme sermayesi bulamıyoruz," dediler. Tamam dedik, yeni bir program başlatıyoruz. Şimdi bakın, yeni program başlattık; 250 milyar lira imalat sanayi işletme sermayesi.

Nasıl çalışacak bu? Merkez'in faizi neyse, bankalar diyor ki "Merkez Bankasının faizi artı 2 puan." Biz diyoruz ki "Tamam, 12 puanını biz ödeyelim."

Yani bugünkü koşullarda %27 demek. Enflasyonun yine altında.

Dolayısıyla imalat sanayinde de bu anlamda güçlü destek var.

Çok konuşuluyor konkordato meselesi. Doğru, kırmızı çizgi, bakın konkordato talepleri, 12 aylık bu rakamlar, artıyordu, doğrudur. Yani 2023'ten itibaren, yani 24'te özellikle, 25'te... Ama son aylarda düşüş başladı. Niye? İki sebepten dolayı: Bir, bir kısmı zaten gerçeği yansıtmıyordu. Bu sahte rapor yazan bazı aracılar vardı. Onları denetledik ve savcılığa suç duyurusunda bulunduk.

Yani bu zor konjonktürde bile bakın dikkat edin, bir iyileşme başladı. Evet evet, yani artış zirveyi buldu ve şimdi geriliyor.

"Konkordatoda zirve geride kaldı, sahte rapor yazan simsarlar savcılığa sevk edildi"

Peki bu konkordato talep eden bütün firmaların, 202- Haziran 2023 - Eylül 2026 dönemi, bunların reel sektördeki payı nedir?

Bakın, cirodaki payı %1.4. İhracattaki payı %1.3, istihdamdaki payı %1.1, kredideki payı %1. Bunlar önemsizdir denmiyor. Önemli ama yani bir büyüklük içerisinde, makro açıdan baktığınız zaman yönetilebilir.

Takipteki ticari kredilerin oranı, bakın Eylül ayı itibarıyla, ki yükselmiş halidir bu, %2.4, ticari krediler. Peki 2007-2026 ortalamasında? %3 civarı.

Yani üstünde değil. Bu kadar zorluğa rağmen... Diyebilirsiniz ki "Finansmana erişim yok ki finansman ki finansman kullansın da efendim takip edilsin. Peki, o zaman karşılıksız çeklere bakalım. Uzun vadeli ortalama karşılıksız çeklerin keşide edilen çeklere oranı %3.1, şu anda da 3.4'teyiz. Tamam, bir tık yukarıda ama böyle iddia edildiği kadar da bir kırılma söz konusu değil.

Şimdi biz reel sektörümüzü çok boyutlu desteklemeye devam edeceğiz. Finansmana erişimi artıracağız. İmalat sanayine 250 milyar lirayla başladık ya, bunu gelecek sene çok daha artıracağız.

Bir taraftan da maaş desteği veriyoruz. Bakın; tekstil, hazır giyim, deri, mobilya... Buraya turizmi koymamış arkadaşlar, turizm büyük bir sektör. Turizm sektörüne de biz bunu vereceğiz. Ne veriyoruz? Her ay her çalışan başına 4.770 lira destek bizden.

Bunu 2027'de daha da artıracağız. Niye? Çünkü biz reel sektörün de, istihdamın da yanındayız.

Kurumlar Vergisini üreticiler için, üretim için, imalat için, yani tarım ve sanayi için %12,5'a düşürdük. Hangi yılda düşürdük? En zor dönemde düşürdük.

Klasik maliye anlayışı olsa bunu yapar mısınız? Hayır, bu vergiden vazgeçmek demek. Ama bizim önceliğimiz nedir? Bizim önceliğimiz sanayidir. Bizim önceliğimiz üretimdir. Bizim önceliğimiz bu olduğu için biz diyoruz ki üretici, Kurumlar Vergisini... Bakın, dünyanın en rekabetçi Kurumlar Vergisinden bir tanesi. Bir tek Birleşik Arap Emirlikleri, Katar'la karşılaştırmamanız lazım, orada zaten yani... Yani demek istediğim büyük oranda petrolden. Yani aslında birkaç ülke hariç Türkiye en düşük Kurumlar Vergisi, imalat sanayii açısından ve tarımsal üretim açısından en düşük Kurumlar Vergisine sahip ülkelerden biri. G20 içerisinde en düşük ülke.

Bakın, üretim maliyetlerinin en önemli bileşenlerinden bir tanesi enerji değil mi? Bakın, enerjide bizim coğrafyada en azından... Yani tekrar söylüyorum; doğal kaynak zengini ülkeler var, bizden ucuz satıyorlar, kabul ediyorum. Ama Türkiye'ye benzer ülkelere baktığınız zaman, bakın elektrik fiyatlarında kilovatsaat sanayinin kullandığı elektrikte en düşük bu coğrafyada üçüncüyüz. Doğal gazda en düşük ikinciyiz. Neden? Çünkü bizim için sanayi önemli.

Şimdi son olarak şunu söyleyeyim: Evet, zor bir dönem. Dayanıklıyız, tamam. Buraya kadar anlaştık. Peki... Yani tamam dayanıklıyız, böyle... Hayır, biz şimdi fırsatları kolluyoruz.

Yani biz bu dönemde, az önce İstanbul Finans Merkezinin başındaki arkadaş dedi ki: 'Beraber çalıştık' dedi, 'Çok ciddi adımlar atıldı' öyle değil mi? Türkiye'ye sermaye çekmek için, Türkiye'ye bakın yatırım çekmek için, Türkiye'yi bir ticaret merkezi yapmak için, Türkiye'ye yetenek çekmek için, girişimci çekmek için hiçbir dönemde olmadığı kadar radikal kararlar aldık biliyor musunuz?

%100'e yakın, yani %100'e kadar Kurumlar Vergisi istisnası, Gelir Vergisi istisnasını önemli ölçüde artırdık ve diğer bütün istisnalar... Niye? Çünkü biz fırsatları kaçırmak istemiyoruz.

Şimdi savunma sanayii niye önemli? Çünkü savunma sanayii dünyada harcamaları... Bundan 25 yıl öncesine gidin, yaklaşık 1 trilyon dolardı. Geçen sene 3 trilyon dolara yaklaştı, dolar. Şimdi önümüzdeki 10 yıl yıllık 6.6 - 7 trilyon dolar civarına çıkacak, bakın. Tekrar katlanacak, hem de daha fazla.

Şimdi bu pazardan daha büyük pay almak için tabii devlet eliyle, devletin kaynaklarını kullanarak geliştirdiğimiz bir sanayi var ama bunun çok geniş bir ekosistemi var. 3.800 - 4.000 civarında KOBİ, savunma sanayinin, devletin liderliğindeki savunma sanayii şirketlerine iş yapıyor. Ve dünya ihracat liginde muhtemelen, muhtemelen bu sene belki ilk 10'a gireceğiz. Bilemiyorum, geçen sene 11. idik. 18 milyar dolarlık geçen sene sipariş vardı.

Şimdi savunma sanayinin sunduğu önemli bir fırsat var, o da şu: Askerî teknolojiler devlet kaynaklarıyla gelişir. Daha sonra buradan elde edilen kabiliyetler..."

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar