New York’ta Küresel Statükonun Çöküşü
.

Dünya siyasetinin aktörleri, ittifak haritalarını önlerine açıp sınır hatlarında yeni mevziler ararken, aslında küresel sistemin ruhunu ve inandırıcılığını kaybettiği gerçeğini uzun süredir gözlerden kaçırıyordu.
Uluslararası ilişkiler teorileri; jeopolitik dengeleri askeri kapasiteler, savunma sanayii bütçeleri ve hegemonik paktlar üzerinden soğuk bir rasyonellikle okumaya devam ededursun, New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kürsüsünde yankılanan o hitap, küresel siyasetin artık sadece haritalar üzerindeki güç oyunlarından ibaret olmadığını gösterdi.
Evet, dünya lideri Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan bahsediyorum. Erdoğan’ın manifesto niteliğindeki çıkış; kendi özgül ağırlığına, tarihi misyonuna ve stratejik bağımsızlığına dayanan güçlü bir Türkiye'nin, küresel statükonun şifrelerini deşifre ettiği yeni bir dönemin kapısını araladı.
Karşımızdaki tablo, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen ve artık miyadını dolduran bir sistemin sancılarını yansıtmaktan öte, statüko sahiplerinin yüzüne karşı çekilmiş en büyük jeopolitik resttir.
Küresel güvenlik mimarisi barışı tesis etmek bir yana, adaletsizliğin ve güçlü olanın çıkarlarını korumanın en büyük korunağı haline gelmiş durumda. "Dünya beşten büyüktür" itirazı, artık teorik bir eleştirinin ya da diplomatik bir serzenişin çok ötesinde, küresel düzenin tam kalbine saplanan stratejik bir meydan okumadır.
Yüz doksandan fazla ülkenin ortak iradesinin, beş ülkenin jeopolitik çıkarlarına ve iki dudağının arasından çıkacak veto kararlarına kurban edilmesine karşı yükselen bu ses; Türkiye’nin bölgesel bir aktör olmanın çok ötesine geçerek, küresel vicdanın ve nizamın asıl belirleyicilerinden biri olmaya soyunduğunun en somut ilanıdır.
Ankara, küresel sistemin tüm ambargolarına, ekonomik baskılarına ve diplomatik şantajlarına kendi iç dinamikleriyle, savunma sanayiindeki devrimiyle ve askeri caydırıcılığıyla karşı koyabileceğini bu kürsüden tüm dünyaya bir kez daha kanıtlamıştır. Bu, sadece bir liderin cesareti değil; küresel güç dengelerini doğru okuyan, gerektiğinde bu dengeleri sarsacak oyun kurucu hamleleri yapabilen güçlü bir Türkiye'nin jeopolitik özgüvenidir.
Ancak bu jeopolitik gövde gösterisinin, sınırları aşan meydan okumanın ve büyük güç stratejilerinin bittiği; kelimelerin boğazda düğümlendiği yer tam olarak insanlık onurunun ayaklar altına alındığı noktalardır. New York’tan dünyaya haykırılan o yalın ve acı gerçek, uluslararası toplumun ikiyüzlü maskesini aşağı indirmiştir.
Gazze, artık sadece bir coğrafi terim, bir harita parçası ya da çatışma bölgesi değildir; Gazze, modern dünyanın gözleri önünde enkaz altında bırakılan, insanlığın topyekûn gömüldüğü bir vicdan mezarlığıdır. Diplomatların "taktiksel hamleler", "stratejik güvenlik" ya da "orantılı güç" söylemleriyle meşrulaştırmaya çalıştığı şey; aslında kopan bebek bacakları, enkaz altından uzanan minik eller ve dünyanın en yüksek çocuk ampute oranına sahip bir coğrafyanın yaratılmasıdır.
Statüko koridorlarında tüm bu vahşetin müsebbibi katil İsrail’in salonu terk etmesi, tam olarak bu vahşi hakikatle yüzleşecek yüzlerinin, bu ağır ahlaki suçla hesaplaşacak cesaretlerinin olmamasındandır. Çünkü hakikatten kaçabilirler ancak tarihin ve insanlık vicdanının vereceği kaçınılmaz hükümden kaçamazlar.
Türkiye’nin dış politikadaki gücünü perçinleyen kırılma noktası ise tavizsiz, ilkeli ve korkusuz duruşudur: "Gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz ama haksızlık karşısında susmayız!" Bu irade beyanı, reelpolitik denilen o ahlaktan yoksun çıkar ilişkilerine küresel ölçekte vurulmuş en sert darbedir. Güç aşkına karşı yükselen bu vicdani isyan, ezilen halkların sesinin nasıl kısılmak istendiğini deşifre ederken; Türkiye o kürsüyü tüm mazlumların ortak mikrofonu haline getirmeyi başarmıştır.
Kendi göbeğini kendi kesebilen, bağımsız kararlar alabilen ve küresel güç odaklarının tehditlerine boyun eğmeyen bir Türkiye profili, bugünün dünyasında en büyük jeopolitik güç unsurudur.
New York’taki ihtişamlı binaların camları, dışarıdaki dünyanın feryatlarını bastırmaya artık yetmiyor. Güç dengeleri adına insanlığı kurban eden küresel sistem, meşruiyetini Gazze’nin enkazı altında tamamen kaybetmiştir.
Türkiye'nin attığı bu tarihi çığlık, yalnızca mevcut sisteme bir itiraz değil, aynı zamanda "Adil bir dünya mümkündür" inancıyla inşa edilecek yeni bir küresel düzenin ilk harcıdır. Çünkü çocukların feryatları üzerine kurulan hiçbir imparatorluk, hiçbir jeopolitik hegemonya sonsuza kadar ayakta kalamaz. Dünya beşten büyüktür ve o büyük dünya, gücünü haktan, adaletten ve mazlumun yanındaki kararlı duruşundan alanların omuzlarında yeniden kurulacaktır.
- Yeniden eskiye
- Eskiden yeniye
- Öne Çıkanlar






