BIST13.979,03%-0.51
USD48.3153%0,09
EURO56,3382 %0.63
ALTIN6.977,55 %2.44
Gündem

KİM DEVLETLE BOY ÖLÇÜŞEBİLİR Kİ?

.

Abone OlGoogle News
03 Eylül 2026 14:52

 

“Kim devletle boy ölçüşebilir ki?”

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin Adana’da faaliyet gösteren yeni nesil suç örgütüne yönelik operasyonları anlatırken söylediği bu cümlenin üzerinde biraz durmak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca kulağa hoş gelen sert bir devlet söylemi değil. Arkasında operasyon, tutuklama, istihbarat, teknik takip ve giderek artan bir saha baskısı var.

Mustafa Çiftçi 11 Şubat 2026’da İçişleri Bakanlığı görevine başladı. Göreve gelirken elbette sıfırdan kurulmuş bir güvenlik sistemi devralmadı. Türkiye’nin terörle, organize suçla, uyuşturucuyla ve asayiş suçlarıyla mücadelesinde yıllardır oluşmuş ciddi bir kurumsal kapasite vardı. Önceki dönemde suç oranlarında önemli gerilemeler yaşanmış, kişilere ve malvarlığına karşı suçların aydınlatılmasında çok yüksek oranlara ulaşılmıştı. Fakat Çiftçi’nin farkı, görevi devraldıktan sonra önceliğini çok açık biçimde belirlemesi oldu: sokak çeteleri, yeni nesil organize suç örgütleri ve uyuşturucu. 2026’yı bu yapılarla mücadele yılı ilan etti ve daha ilk açıklamalarında “Sahayı daha fazla baskılayacağız, operasyonlarımızı artıracağız” dedi. Bugün baktığımızda bunun yalnızca söylenmiş bir söz olarak kalmadığını görüyoruz. 

Rakamlar oldukça çarpıcı.

2025’in ilk beş ayında 337 organize suç çetesine yönelik 836 operasyon yapılmıştı. 2026’nın aynı döneminde hedef alınan çete sayısı 382’ye, operasyon sayısı 952’ye yükseldi. Narkotik operasyonları 21 bin 681’den 22 bin 25’e, tutuklananların sayısı 18 bin 884’ten 19 bin 904’e çıktı. Yani Çiftçi döneminde organize suça yönelik hedef ve operasyon sayısında yaklaşık yüzde 14’lük bir artış gerçekleşti. 

Dahası var.

13 Ağustos’a gelindiğinde Bakan Çiftçi, yılın ilk yedi ayında 518 yeni nesil suç örgütüne yönelik 1.445 operasyon gerçekleştirildiğini açıkladı. Bu artık münferit birkaç operasyon değil; sistematik bir saha baskısıdır. Suç örgütünü ortaya çıktıktan sonra yakalamak yerine yapılanma aşamasında tespit etmeyi, finans kaynağını kesmeyi ve hareket kabiliyetini ortadan kaldırmayı hedefleyen yeni bir anlayıştır. 

Adana operasyonu bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

Bakanın verdiği bilgiye göre yeni nesil suç örgütlerinden birine yönelik geniş kapsamlı operasyonda yaklaşık 300 şüpheli tutuklandı, örgüt eylem yapamaz hale getirildi. Daha sonra örgütün intikam amacıyla bir kamu kurumuna saldırmak üzere Adana’ya üç kişi gönderdiğinin tespit edilmesi üzerine onlar da yakalandı.

İşte Çiftçi tam burada soruyor:

“Kim devletle boy ölçüşebilir ki?”

Gerçekten de soru bu.

Sokakta üç-beş silahlı adamla insanları korkutabilirsiniz. Bir esnafın dükkânını kurşunlayabilirsiniz. Sosyal medyadan genç çocukları örgüte çekebilirsiniz. Yurt dışından talimat verebilirsiniz. Kripto para kullanabilirsiniz. Başka ülkelerin telefon hatları üzerinden haberleşebilirsiniz.

Ama karşınızda bir devlet varsa; istihbaratıyla, polisiyle, jandarmasıyla, KOM’uyla, narkotiğiyle, siber birimleriyle, savcısıyla ve mahkemesiyle sizi takip ediyorsa mesele değişir.

Çiftçi’nin son dönemdeki söylemlerinin toplumda karşılık bulmasının nedeni de bu.

“Devletimizin gücünü sınamaya kalkan alçakları yakaladığımızda, ters kelepçe uygulayıp yere yatıracağız ve burunlarını sürteceğiz” sözleri elbette son derece sert. Fakat burada anlatılan esas şey bana göre suçluya karşı fiziksel muamele değil; devlet otoritesinin suç dünyasına yeniden ve çok yüksek sesle hatırlatılmasıdır. Hukuk devletinde cezanın adresi mahkemedir. Kolluğun görevi suçluyu yakalayıp adalete teslim etmektir. Ama devletin suç örgütlerine vereceği psikolojik mesaj da son derece nettir: Vatandaşı korkutmaya kalkarsanız karşınızda devleti bulursunuz. Çiftçi’nin 28 Ağustos açıklamasının tamamında da suç örgütlerinin milletin canına, malına ve sokakların huzuruna musallat olmasına izin verilmeyeceği vurgulanıyor. 

Türkiye’nin güvenlik meselesine biraz da dışarıdan bakmak gerekiyor.

Çünkü zaman zaman Türkiye öyle bir anlatılıyor ki insan Avrupa’da insanların kapılarını kilitlemeden yaşadığını, gece yarısı Paris’te, Berlin’de, Londra’da hiçbir güvenlik probleminin bulunmadığını sanıyor.

Rakamlar öyle söylemiyor.

Alman Federal Hükümetinin yayımladığı 2025 suç istatistikleri kapsamında yapılan güvenlik araştırmasına göre Almanların yaklaşık yüzde 45’i gece toplu taşımada kendisini güvensiz hissediyor. Tren istasyonlarında güvenlik hissinin oranı yüzde 27’ye, parklarda yüzde 22,8’e kadar düşüyor. Aynı Almanya’da tecavüz vakaları 2025 yılında yüzde 9 arttı.

Fransa’da 2025 yılında kayıt altına alınan fiziksel şiddet mağdurlarının sayısı 473 bine ulaştı ve önceki yıla göre yüzde 5 yükseldi. Cinsel şiddet mağdurları ise yüzde 8 artarak 132 bin 300’e çıktı. 

Bunları “Avrupa güvensiz, Türkiye kusursuz” demek için anlatmıyorum. Böyle bir yaklaşım zaten doğru olmaz. Suç istatistiklerinde ülkelerin bildirim ve kayıt yöntemleri de birbirinden farklıdır.

Fakat şu ezberi de bozmak gerekiyor:

Türkiye güvenlik konusunda Avrupa’nın gerisinde kalmış bir ülke değildir.

Özellikle bazı asayiş suçlarında tam tersine oldukça güçlü bir tablo vardır.

İçişleri Bakanlığının karşılaştırmalı 2024 verilerine göre 100 bin kişiye düşen evden hırsızlık sayısı Türkiye’de 34 iken Almanya’da 140, İspanya’da 169, Fransa’da 328 ve Birleşik Krallık’ta 367 olarak bildirildi. Evden hırsızlık vakalarının aydınlatılma oranı Türkiye’de yüzde 69 iken Almanya’da yüzde 25, İspanya’da yüzde 15 seviyesindeydi; Türkiye’de bu oran daha sonra yüzde 82’ye kadar yükseldi. Motorlu araç hırsızlığında Türkiye’nin aydınlatma oranı yüzde 84 olarak açıklanırken Almanya’da yüzde 29, İspanya’da yüzde 36 seviyesindeydi. 

Bence Türkiye’nin güvenlik kapasitesini anlatmanın en iyi örneklerinden biri ise İstanbul’dur.

İstanbul’un 2025 yılı resmi nüfusu 15 milyon 754 bin 53 kişi.

Tek başına İstanbul’un nüfusu Avrupa’daki birçok ülkenin nüfusundan daha büyük.

Ama İstanbul’u yalnızca 15 milyon 754 bin kişinin yaşadığı bir şehir gibi düşünmek de yanlış olur. Her gün milyonlarca insanın toplu taşıma kullandığı, uluslararası havalimanlarının çalıştığı, limanların, otellerin, alışveriş merkezlerinin, üniversitelerin, eğlence bölgelerinin, sanayi merkezlerinin, stadyumların aynı anda hareket ettiği devasa bir metropolden bahsediyoruz.

Ve İstanbul uyuyan bir şehir değildir.

Saat gece 12.00’de hayat bitmez.

Saat 01.00’de restoranlarda insanlar vardır.

Saat 02.00’de İstanbul Havalimanı’nda binlerce yolcu vardır.

Saat 03.00’te taksiler, otobüsler, servisler yollardadır.

Sabah 04.00’te fırıncı işine başlar.

05.00’te çalışanlar yola çıkmaya başlamıştır.

Birçok semtte gece yarısı ailelerin, gençlerin, turistlerin sokakta bulunması olağan bir görüntüdür.

Böylesine büyük, böylesine hareketli ve günün 24 saati yaşayan bir metropolde kamu düzenini sağlamak küçümsenecek bir başarı değildir.

Almanya’da insanların yüzde 45’inin gece toplu taşımada tedirginlik hissettiği bir ortamı konuşurken İstanbul’da milyonlarca insanın gece yarısından sonra hareket halinde bulunduğu gerçeğini de görmek gerekir.

Burada ölçümüz şu olmamalıdır:

“Hiç suç işleniyor mu?”

Dünyada 15 milyonluk bir şehirde sıfır suç diye bir gerçeklik yoktur.

Doğru soru şudur:

Devlet suça ne kadar hızlı müdahale ediyor, suçluyu ne kadar hızlı buluyor ve organize suçun sokağa hakim olmasını engelleyebiliyor mu?

Asıl başarı burada ölçülür.

Türkiye’de geçmiş yıllarda kişilere ve malvarlığına karşı işlenen suçlarda ciddi düşüş sağlandı. 2025’in ilk 11 ayında yalnızca belirli asayiş suçlarında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla 91 bin 723 daha az olay meydana geldiği, son iki buçuk yıllık toplam azalmanın ise 250 binin üzerine çıktığı açıklandı. Kişilere karşı suçlarda aydınlatma oranı yüzde 99,1’e, malvarlığına karşı suçlarda yüzde 92,1’e yükseldi.

Mustafa Çiftçi işte böyle bir altyapıyı devraldı.

Burada hakkı teslim etmek gerekir: Öncesinde yapılan işi yok saymak Mustafa Çiftçi’yi övmek değildir. Tam tersine Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik politikasındaki kurumsal devamlılığı görmezden gelmek olur.

Fakat Çiftçi’nin pozitif biçimde ayrıştığı alan bellidir.

O, var olan kapasitenin üzerine özellikle organize suç, yeni nesil sokak çeteleri ve uyuşturucu konusunda çok daha yoğun bir operasyonel baskı koyuyor.

Dahası yalnızca klasik polis yöntemleriyle ilerlemiyor.

4 Ağustos’ta gerçekleştirilen güvenlik toplantısında Bakanlık; yapay zekâ destekli analiz, büyük veri, dijital delil inceleme ve finansal iz sürme kapasitesinin artırılacağını açıkladı. Amaç artık suç örgütünü yalnızca silahlı adamlarından yakalamak değil; parasını, haberleşmesini, dijital altyapısını ve insan kaynağını aynı anda kesmek.

Yeni nesil suç örgütlerine karşı TEM birimlerinin de devreye sokulması bunun başka bir örneği. Çünkü yeni nesil yapılar klasik mafyadan farklı çalışıyor. Sosyal medya üzerinden gençleri kullanıyor, yurt dışından yönetiliyor, farklı ülkelerde eylem yaptırabiliyor ve dijital ağlardan besleniyor. Bakanlık bu nedenle mücadele modelini de değiştiriyor. 

Bir başka önemli yenilik HAYAT 112.

Haziran sonunda uygulamanın ilk ayında 600 binin üzerinde indirme gerçekleşmiş, 12 milyondan fazla işlem yapılmış ve 7 bin 157 acil vakaya dijital ihbar üzerinden müdahale edilmişti. Ağustos ayında indirme sayısı 800 bini geçti. Konum, fotoğraf ve video destekli ihbar; asayiş, KADES, UYUMA, afet ve trafik hizmetleri tek sistem altında toplanmaya başladı. Bu da güvenlik anlayışının yalnızca sokakta daha fazla polis bulundurmak değil, vatandaşı doğrudan güvenlik sisteminin bir parçasına dönüştürmek olduğunu gösteriyor.

Bu nedenle Mustafa Çiftçi’nin “Kim devletle boy ölçüşebilir ki?” cümlesini ben sıradan bir siyasi slogan olarak görmüyorum.

Bu cümlenin altında bir iddia var:

Sokağın hâkimi suç örgütleri olmayacak.

İstanbul’da da olmayacak.

Adana’da da olmayacak.

Ankara’da da olmayacak.

Diyarbakır’da da olmayacak.

Uyuşturucu satıcısı okul önünde kendisini rahat hissetmeyecek.

Esnaftan haraç isteyen çete rahat olmayacak.

Yurt dışından Türkiye’ye talimat veren suç baronu rahat olmayacak.

Fakat vatandaş rahat olacak.

Çocuğuyla gece dışarı çıkan baba rahat olacak.

Eve dönen genç kız rahat olacak.

Dükkânını açan esnaf rahat olacak.

Türkiye’ye gelen turist rahat olacak.

Çünkü güvenlik politikasının ulaşması gereken sonuç tam olarak budur:

Devletin varlığını vatandaş değil, suçlu hissetmelidir.

Mustafa Çiftçi döneminin henüz yedi ayını bile tamamlamış değiliz. Dolayısıyla bugünden uzun yılların bütün güvenlik sonuçlarını tek bir bakana mal etmek doğru olmaz.

Ama yönü görmek için yeterli veri var.

Operasyon sayısı artıyor.

Organize suç örgütlerine yönelik baskı artıyor.

Narkotik mücadele yoğunlaşıyor.

Dijital ve finansal takip kapasitesi büyüyor.

Yeni nesil suç örgütlerinin karşısına yeni nesil devlet kapasitesi çıkarılıyor.

Belki de bu yüzden Çiftçi’nin o kısa cümlesi bu kadar etkili oldu:

Kim devletle boy ölçüşebilir ki?

Asıl mesele de zaten suç dünyasına bu sorunun cevabını her gün yeniden hatırlatmaktır.

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar