BIST12.963,87%0.26
USD44.3507%0,02
EURO51,2823 %-0.39
ALTIN6.447,55 %1.11
Gündem

VİCDANLARDA BÜYÜK BİR DURUŞUN SİYASETİ MUHSİN YAZICIOĞLU GERÇEĞİ

.

Abone OlGoogle News
25 Mart 2026 10:12


İsimler vardır… Siyasetin rakamlarına, grafiklerine, seçim tablolarına sığmaz. Onları anlamak için sandığa değil, sokağa; istatistiğe değil, insanların gönlüne bakmak gerekir. Muhsin YAZICIOĞLU tam olarak böyle bir isimdi. Takvimler Mart ayının 25’ni gösterdiğinde Muhsin YAZICIOĞLU Başkanımızın aramızdan ayrılışını ve tüm Türkiye’yi derin bir kedere gark edişinin yıl dönümünü idrak etmekteyiz. Bazı insanlar vardır; onların yokluğu bir boşluk değil, bir sessizlik bırakır geride… O sessizlik, kalabalıkların içinde bile hissedilir, bir milletin kalbinde yankılanır. Muhsin Yazıcıoğlu’nun aramızdan ayrılışının yıl dönümünde, sadece bir insanı değil; bir duruşu, bir ahlakı ve bir davayı hatırlıyoruz. Çünkü o, siyaset sahnesinde yalnızca bir isim değil; inandığı değerler uğruna bedel ödemekten çekinmeyen bir iradenin simgesiydi.
Onun hayatı, makamların değil, mücadelenin destanıydı. Fırtınaların ortasında dimdik durabilmenin, rüzgâra yön vermenin ve en zor zamanlarda bile doğruluktan taviz vermemenin ne demek olduğunu gösterdi. Vefatıyla birlikte sadece bir lider değil, aynı zamanda bir vicdan da eksildi bu topraklardan. Ancak bıraktığı izler, hâlâ yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor. Onun liderliğini yaptığı Büyük Birlik Partisi ise çoğu zaman yanlış okundu. Kimi onu küçük bir parti olarak gördü, kimi marjinal bir hareket olarak… Oysa Muhsin Başkan için mesele hiçbir zaman oy oranı olmadı, temsil ettiği sosyoloji Anadolu coğrafyası idi.
Çünkü bu hareket, büyük şehirlerin parıltılı ama yüzeysel, ikiyüzlü ve riyakâr siyaset dilinden olamazdı ve değildi de; Anadolu’nun sırı sessizliğinden, derinliğinden, sabrından ve kâdim mayasından yoğrularak süzüle süzüle neşvü neva buldu.
Türkiye’de yıllardır yapılan araştırmaları göz önünde bulundurduğumuzda, örneğin KONDA Araştırma verileri bize şunu söylüyor ki; Bu ülkede hatırı sayılır bir kesim kendini milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlıyor. Ama işin ilginç tarafı şu ki; Bu kitlenin tamamı aynı değil.
Kimisi pragmatik…
Kimisi konjonktürel…
Kimisi ise “ne olursa olsun” tavizsiz hakikât üzere bir değer dünyasına sahip.
İşte YAZICIOĞLU’nun hitap ettiği yer tam olarak burasıydı.
Ne tamamen sistem içi bir siyaset, ne de keskin bir ideolojik radikallik… Daha çok, “ben bu dünyada nasıl düzgün kalırım” sorusunun siyasetteki karşılığıydı.
Sosyoloji bize şunu öğretir: Bazı liderler koltukla büyür, bazıları ise karakteriyle. Max Weber buna “karizmatik otorite” der.
Yazıcıoğlu’nun gücü tam da buradan geliyordu.
Mütevazı bir hayat, samimi, şeffaf güven ve emniyet veren kuşatıcı lider karakteri…
Gösterişten uzak bir duruş…
Ve her şeyden önemlisi, halkın içinden bir gönül insanı olmasının verdiği derin samimiyet hissi…
İnsanlar ona oy verdikleri için değil, ona inandıkları için bağlıydı. Belki de bu yüzden, partisi hiçbir zaman yüksek oy oranlarına ulaşamadı ama etkisi daima derinden hissedildi.
Çünkü burada klasik bir seçmen davranışı yoktu.
Burada bir “aidiyet” vardı.
Siyaset genelde rakamlarla konuşur. Yüzdeler, grafikler, analizler vesaire…
Ama bazı hareketler vardır ki, matematiği bozar. Ne kadar uğraşırsan uğraş başını sonunu hesaplayamazsın. `
BBP’nin yıllar boyunca %1–3 bandında kalan oy oranı, ilk bakışta zayıflık gibi görülebilir. Oysa sosyolojik açıdan bu, çok farklı bir şeyin göstergesidir; yüksek sadakat, gönülden inanç ile bağlı bir seçmen kitlesi.
Bu hareketin insanları, siyasi tercihini bir menfaat meselesi olarak görmez.
Bu, daha çok bir “duruş” meselesidir. Fikir ve ahlakta markalaşmaktır.
Sandık değişir, şartlar değişir ama o bağlılık kolay kolay değişmez.
Bir de şu mesele var ki, Türkiye’nin modernleşme, küresel düzen tarafından dayatılan ezici popüler kültür hikâyesi.
Hızlı değişim, şehirleşme, küreselleşme ve endüstriyel düzenin içerisinde kapitalist sistemin dişlileri arasında bir buğday tanesi misali ezile ezile var olma savaşı… Bunların hepsi toplumda bir kırılma meydana getirdi. İşte Yazıcıoğlu’nun siyasi hareketi tam da bu noktada bir denge kurmaya çalıştı.
Batıya tamamen karşı değil ama körü körüne hayran da değildi. Türk İslâm tarihinden imbik imbik süzüle gelen, Türk milletine ve Anadolu coğrafyasına mal olmuş, milli kriter ve değerlerinden oluşan siyasi bir süzgeci var idi.
Milliyetçi ama insanı merkeze alan değer sistemine sahip bir dilde, gönüllere, sadırlara ve bilinçlere siyasi ilkelerini yılmadan, yorulmadan, taviz vermeden, umutsuzluğa  düşmeden işleme gayretinde idi…
Dindardı ama bunu siyasetin sert bir aracı haline getirmemeye itina ile özen göstermekteydi…
Yani aslında bu bir tepki değil, bir hak arayışıydı...
Ve sonra o hafızalardan silinmeyen ve kolay kolay da silinemeyecek olan, kırılma anı…
BBP Genel Başkanı Muhsin YAZICIOĞLU'nun helikopter kazası.
Bazı ölümler vardır, sadece bir insanı değil; bir dönemi, bir duyguyu, bir bağlılığı derinleştirir. YAZICIOĞLU’nun vefatı da tam olarak böyle bir etki bıraktı Türk halkının gönlünde. Çünkü o sağ cenahın da, sol cenahın da saygıyla yad edebileceği ahlaktan müteşekkil siyasi bir karakterdi.
Lakin kazadan sonra, artık o sadece bir siyasi lider değildi.
Bir sembolleşen bir siyasi duruş ve ilke oldu…
İsmiyle değerler silsilemizi ve Türkün töresini hatırlatma kimliği oldu…
Siyasi arenada ahlâki bir ölçü oldu…
Sosyolojik olarak baktığımızda, bu tür kayıplar hareketleri küçültmez; aksine daha derin, daha anlamlı hale getirir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu net bir şekilde söyleyebiliriz ki; Büyük Birlik Partisi hiçbir zaman sadece bir siyasi parti olmadı.
O, Anadolu’nun kendi öz sesi ile kendine sorduğu bir soruydu; “Bu dünyada dürüst ve ahlâklı olarak, ahlaki değerlerden taviz vermeden insan kalabilmek mümkün mü?”
Ve Muhsin YAZICIOĞLU bu soruya, hayatıyla cevap vermeye çalışan bir adamdı. Ve verdi de... Ruhu Şâd, Makamı Âli, Mekânı Cennet Olsun.
Belki çok büyük kalabalıkları peşinden sürüklemedi…
Belki iktidar olmadı…
Ama şunu başardı; siyasetin kirlendiği ve kirletebileceği bir zeminde, temiz kalmanın mümkün olduğunu gösterdi.
Ve bazen bu, kazanmaktan çok daha büyük bir zaferdir.
 
Sosyolog Berrin YAĞLIOĞLU

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar