BIST13.934,06%0.94
USD43.8366%0,16
EURO51,6794 %0.17
ALTIN7.183,04 %2.07
Gündem

En İyi Psikolog: Vicdanımız

.

Abone OlGoogle News
21 Şubat 2026 11:48

Son yıllarda psikoterapi randevularındaki patlama ve antidepresan kullanımındaki keskin yükseliş, sadece bir sağlık hizmeti talebi artışı değil; modern insanın manevi âlemle bağının zayıflaması, vicdani hesaplaşmadan sistematik kaçışı ve yüzleşme korkusunun toplumsal bir salgına dönüşmesinin açık göstergesidir.

Manevi değerlerini akıl ve kalp ekseninde düzenli olarak besleyen, iç dünyasını ihmal etmeyen bireyler; düzenli fiziksel egzersiz ve sağlıklı beslenme ile bağışıklığını güçlendiren bir kişinin enfeksiyonlara karşı doğal direnç geliştirmesi gibi, ciddi duygusal ve ruhsal çöküntülere karşı fıtri bir koruma kalkanı oluştururlar. Bu bir istisna değil, insan fıtratının doğal sonucudur.

Ne var ki günümüz insanı, vicdanını rahatsız eden günah, kusur ve hatalarla doğrudan yüzleşmek yerine; bunları rasyonalize etme, meşrulaştırma, çeşitli gerekçelerle örtbas etme ve nihayet vicdanı kandırma yolunu tercih etmektedir. Bu savunma stratejisi kısa vadede suçluluk duygusunu hafifletse de kalıcı bir rahatlama getirmez. Tam tersine, sürekli ruminasyon, öz-kınama, iç çatışma ve zihinsel tükenmişlik döngüsünü derinleştirir; beyin yorulur, kalp daralır, irade zayıflar.

Gerçek ve kalıcı sağlık ancak şu zincirleme süreçle mümkündür:
kusur ve hatalarla samimi yüzleşme → içten pişmanlık ve tevbe → istiğfar ve manevi arınma → Yaradan ile barışma → bu barış halinin akıl, kalp ve iradeye sirayet etmesiyle kalıcı iç huzur ve denge zeminini tesis etme.

Çağdaş terminolojide yaygınlaşan “ruh sağlığı” ve “ruh hastalığı” kavramları ise köklü bir ontolojik hataya dayanır. Kur’ân-ı Kerîm’in İsrâ Sûresi 85. âyetinde Rabbimiz buyurur:

“Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.”

Ruh, Allah’tan gelen ve O’na dönecek ilâhî bir hakikattir; onun bizzat kendisinin “hasta” olması metafizik olarak imkânsızdır. Hasta olan ruh değil; kalp ve akıl eksenindeki duygusal-düşünsel uyumsuzluklar, vicdanın susturulması, nefsin dizginsiz arzuları ve iradenin zayıflamasıdır.

Bu ayrım, her türlü değerlendirmenin temel taşıdır:

Psikoloji disiplini → ağırlıklı olarak bilişsel, davranışsal ve kısmen nöropsikolojik düzlemde işler

Ruh âlemi → kalp, gönül, vicdan, nefis ve manevi katmanları kuşatan ilâhî boyuttur

Gerçek denge ve şifa, iki ana kapıdan hayatımıza girer:

İçsel (duygusal-manevi) yöntemler
Kalp, gönül ve nefis merkezlidir. Duygu, hissiyat, pişmanlık, tevbe, istiğfar, zikir, murakabe ve manevi yüzleşme bu kapsamdadır.

Zihinsel (bilişsel-rasyonel) yöntemler
Akıl, mantık, idrak, bilişsel yeniden yapılandırma, mantıksal çerçeve değiştirme ve problem çözme becerileri bu alana girer.

Modern psikoterapi yaklaşımlarının ezici çoğunluğu bu iki eksende semptomatik rahatlama (geçici remisyon) sağlar. Köklü dönüşüm ve kalıcı şifa ise ancak kalp merkezli içsel yüzleşme ve sürekli manevi beslenmeyle mümkündür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sahih hadisi bütüncül sağlığın anahtarını ortaya koyar:

“Vücutta bir et parçası vardır; o salih olursa bütün vücut salih olur, o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin, o kalptir.”
(Buhârî, Îmân 39; Müslim, Îmân 144)

Günümüzün bazı hekim ve akademisyenlerinin semptomları ruhun kendisine doğrudan müdahale ile giderebileceği yönündeki yaklaşımı, bu ayrımı göz ardı eden metodolojik bir yanılgıdır. Kalp ve akıl dengesini vicdan merkezli bir bilinçle yönetebilen hekim ve uygulayıcıların elde ettiği kalıcı başarılar ortadadır; bu yaklaşımın yaygınlaşması toplumsal bir zorunluluktur. Kaldı ki; istatistiki verilerde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar da izahatı ne yazıkki doğruluyor!

İnsanın en dürüst, en tarafsız ve en etkili psikoloğu kendi vicdanıdır. Vicdanıyla barışık yaşayan insan, akıl ve kalbini sağlıklı tutar. Vicdanı susturulmuş veya aldatılmış olan ise ne kadar terapi seansına katılırsa katılsın, ne kadar ilaç kullanırsa kullansın, kalıcı huzura ulaşamaz.

“Hiçbir deli ben deliyim demez; insan da kusurlarını kolay kolay kabul etmez.”
Fakat Yaradan ile yüzleşen insan, yaratılmışlara karşı daima en güzel yüzü taşımaya muktedirdir.

Bu yazımın genel amacı, geçici semptomatik müdahaleler ile manevi kökenli kalıcı tedaviler arasındaki paradigmatik farkı netleştirmek ve okuru vicdanıyla yeniden samimi bir buluşmaya davet etmektir.

Saygı ve hürmetlerimle,

Analiz Uzmanı Taner Akkuş

Yazma kurallarını okudum ve kabul ediyorum.600 karakter kaldı
×

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir.
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde akittv.com.tr’nin görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır.
Yazılanlardan akittv.com.tr sorumlu tutulamaz.

0 Yorumlar
  • Yeniden eskiye
  • Eskiden yeniye
  • Öne Çıkanlar