Trump Siyonizm’i Kendi Silahıyla mı Vuruyor?
.

Dünya, son Epstein dosyalarının patlamasıyla bir kez daha şokta. Yıllardır fısıldanan isimler şimdi milyonlarca sayfalık belgelerle ortada. Ama asıl soru şu: Bu dosyalar kimin elinde patladı ve neden şimdi?
Önce Trump’ı hatırlayalım. Adamın hayatı Amerikan rüyasının en vahşi hâli: Emlak kralı oldu, battı, kalktı… Televizyon yıldızı oldu, ardından başkanlığa yürüdü. Ama yol boyunca kindarlığını hiç gizlemedi. Eski dostlarını, hatta ailesine yakın isimleri bile affetmedi.
İki kez azil süreci, evine baskınlar, mallarına el koyma girişimleri, tutuklama teşebbüsleri, adaylık engelleri… Hiçbir başkana yapılmayan şeyler başına geldi. Üstüne bir de 13 Temmuz 2024’te Pennsylvania’daki mitinginde gerçekleşen suikast girişimi… Trump o saldırıdan sağ kurtuldu, fakat o an bardağı taşıran son damla oldu.
Trump’ın, kendisine yönelen tehditlerin arkasında kimlerin olabileceğine dair güçlü şüpheler taşıdığı konuşuluyor. Yıllardır biriken öfkesinin, o gün soğuk bir intikam planına dönüşmüş olabileceğini düşünenler az değil.
Ve o, hepsini dişini sıkarak atlattı. Bugün o koltukta oturuyor. Bu adamın hafızası uzun; intikamı “soğuk yenir” cinsten.
Burada kritik bir detay var: Trump, başkanlığı döneminde Siyonist lobiye şirin görünmek ve gerçek öfkesini gizlemek için bazı stratejik hamleler yaptı. Örneğin 3 Ocak 2020’de İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi ABD’nin drone saldırısıyla öldürttü. Bu operasyon, yüzeyde İran’a karşı sert bir duruş gibi sunulsa da, İsrail çevrelerinin uzun süredir istediği bir adım olarak da okunuyordu. Trump’ın bu hamlesi, kendisini “güvenilir müttefik” gibi göstermesine imkân tanıdı.
Aynı şekilde, 6 Aralık 2017’de Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı ve Mayıs 2018’de ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdı. Bu kararlar, İsrail lobisinin yıllardır beklediği sembolik zaferlerdi. Trump, bunları yaparak derin devletin ve Siyonist güçlerin radarından bir süreliğine çıkmış olabilir; böylece öfkesini gizleyip zaman kazanmış görünüyor.
Şimdi işin aslına gelelim. Medya bize şunu empoze ediyor: Trump, İsrail’in baskısıyla İran’a karşı harekete geçiyor, Amerika sıkışıyor, İran güçleniyor… Oysa olay tersinden okunmalı.
Görünen o ki Trump, yıllardır bu yükten kurtulmak istiyor. Epstein dosyalarının kamuoyuna açılmasında etkili olduğu iddiaları da bu yüzden önem kazanıyor. Sonuç: Geçtiğimiz günlerde 3 milyondan fazla sayfa belge yeniden gündeme taşındı. Ve ilk defa, “Siyonist bağlantılar” meselesi deliller, iddialar ve tartışmalar üzerinden daha açık şekilde konuşulmaya başlandı.
Epstein olayı yıllardır gündemdeydi; 2000’lerden bu yana, özellikle 2019’dan sonra farklı dalgalarla tekrar tekrar ortaya çıktı. Ancak bu seferki hava farklı. Çünkü artık insanlar doğrudan “Siyonizm” kelimesini telaffuz ediyor.
Dosyaların; Mossad bağlantılarını, yabancı istihbarat ağlarını ve şüpheli para akışlarını işaret ettiği iddiaları büyüyor. FBI’ın geçmişte ima ettiği gibi, Epstein’in sadece bir “suçlu” değil, aynı zamanda bir “araç” olduğu düşüncesi yeniden güç kazanıyor. Bu araç Trump’ı sıkıştırmak için mi kullanıldı, yoksa Trump şimdi o aracı eski efendilerine karşı mı çeviriyor? İşte asıl kritik soru bu.
Trump çok iyi biliyordu: Medya gücünü arkasına almadan hiçbir şeyi kazanamaz. Siyonizm’in en güçlü silahlarından biri de sanat ve medyadır. Bu yüzden Elon Musk’ı yanına aldığı, X platformunun ise artık Gazze’deki katliamları, zulmü ve gerçek görüntüleri milyonlara ulaştırdığı belirtiliyor. Musk’la aralarındaki “gerginlik” ise bazılarına göre stratejik; görüntüde çatışma olsa bile aynı doğrultuda ilerliyor olabilirler.
Bir diğer dikkat çekici başlık ise Brooklyn’deki bodrum katı tünelleri. 2024’te patlayan olay, Trump’ın dosyalarıyla birlikte yeniden gündeme taşındı. Çocuk istismarı iddiaları, gizli odalar, karanlık ağlar…
Medya suskun kaldı; sosyal medya ise patladı. Dünyanın her yerinde benzer bodrum yapılanmalar olduğu iddiaları dolaşıyor. Bu, Siyonistlerin yıllardır gizlenen gerçek yüzünü gösterdiğini düşünenlerin sayısını artırıyor.
Trump ise adım adım, ekranlarda ve sosyal ağlarda zulmü göstererek bu yapıya yönelik nefretin büyümesine zemin hazırlıyor.
Bu kadar hengâme ve isimlerin havada uçuştuğu bir ortamda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi refleksi ise ayrı bir gurur kaynağı. Çünkü Epstein meselesi, bireysel bir suç dosyasından ziyade;
• ABD derin devleti,
• Batılı siyasi-entelektüel elitler,
• Medya–istihbarat–sermaye üçgeni
üzerinden yürüyen çok katmanlı bir güç skandalıdır.
Erdoğan’ın bu noktadaki temel refleksi ise şudur:
“Batı’nın ahlak dersi verme yetkisi yoktur.”
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, yıllardır çocuk istismarı, insan hakları, kadın ve çocuk güvenliği gibi konularda Batı’yı genel ilke düzeyinde eleştirirken; Epstein gibi dosyaları tekil bir örnek olarak değil, “çürümüş sistemin sonucu” olarak görür. Bu bile yeterince güçlü bir cevaptır.
İran’la İsrail geriliminde Türkiye’nin sıkıştığı, İran’ın güçlendiği masalları da aynı oyunun birer parçası. İran misyonunu çoktan tamamladı. Şimdi ise orada kalması için yeni bahaneler üretiliyor. Medya okuryazarlığı ise tam burada devreye giriyor: Bize servis edileni satır satır analiz etmeden inanmayacağız.
Asıl mesele dünyanın, bodrum katlarında istismar edilen çocuklardan ve bu zulüm düzeninden kurtulmasıdır. Siyonizm zihniyeti artık son bulmalı. Trump kişisel intikamını alıyor olabilir; fakat belki de tarihin akışını değiştiren adam hâline geliyordur.
Bakalım dünya gerçekten uyanıyor mu!
- Yeniden eskiye
- Eskiden yeniye
- Öne Çıkanlar





