BIST118.399%3.13
USD6.8652%0.01
EURO7,7968%-0.02
ALTIN397,33%-0.05
Akit HaberGündemDonanmanın önemi ve Mavi Vatan
Gündem

Donanmanın önemi ve Mavi Vatan

İstanbul Aydın Üniversitesi İAÜ SEM Öğretim Görevlisi Hüseyin Özdemir tarihin derinliklerine inerek bugünkü atılan adımların ne kadar önemli olduğunu ve ne kadar isabetli kararlar ile topraklarımızın bir karışı kadar, sularımızın da bir damlasının kıymetli olduğunu vurgulamışlardır.

03 Haziran 2020 15:39

Özdemir faydalandıkları kaynaklardan yola çıkarak, donanmanın tarihsel akışı ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke için ne kadar önemli olduğunu anlatmıştır ve sözlerine;

Büyük Türk Tarihi ve deniz muharebelerinin değerinin anlaşılması, bugüne ve gelecek nesillere taşınması için tarihimizi etkileyen pek çok deniz muharebesini ve donanma ile ilgili konuları özetle değerlendirelim diyerek başlayıp, kaynaklardan alıntı bilgileri özetleyip, bugünkü Mavi Vatanımızın sınırlarında bulunan bir damla suyun da değerini bilmek gerekliliğinden bahsederek devam etmiştir.

İSTANBULUN FETHİ SÜRECİNDE DENİZ MUHAREBESİ

İstanbul çetin ve zorlu bir mücadelenin neticesinde fethedilmiştir. Ancak bu zorlu mücadele sırasında Osmanlı ordusunun ümitsizliğe düştüğü, heyecanının tükendiği ve mağlubiyeti tattığı anların da bulunduğu unutulmamalıdır. İstanbul’un muhasarası devam ederken 20 Nisan 1453 günü meydana gelen deniz yenilgisi, fethin seyrini değiştiren önemli vakalardan biridir.

Ceneviz’den kalkarak silah ve erzak yüküyle birlikte İstanbul’a ulaşan düşman donanması, 20 Nisan 1453’te Türk donanmasını mağlup ederek Haliç’e girmeyi başarmıştır. Üçü Ceneviz biri Bizans’a ait olan bu gemiler, Bizans İmparatoru Konstantin’in çağrısı üzerine Papa’nın emriyle İstanbul’u Osmanlı’ya karşı savunma maksadıyla gelmiştir.

Yardım gemilerinin şehre yaklaştığını haber alan Sultan Mehmed, Baltaoğlu Süleyman Bey’e donanmasını süratle ilerletmek suretiyle düşman gemilerinin Haliç’e girmesini engellemesi için emir verir.

Baltaoğlu Süleyman Bey harekâtı, Konstantin’e ait Bizans gemisine karşı taarruza geçerek başlatır. Diğer tüm donanma da hücuma kalkarak dört gemiyi kuşatırlar. Kaynaklarda, dört geminin, Osmanlı donanmasına ait sayıca çok fazla gemi ile çepeçevre sarıldığı bilgisi yer almaktadır. İki ya da üç saat süren çarpışma, şiddetli bir lodos rüzgârının çıkması neticesinde Bizans donanmasının Osmanlı hattını yararak Haliç’e girmeye muvaffak olması ve buradaki gemilere katılmasıyla nihayete erer.

Kürekle çekilen ve sayıca çok üstün olan Osmanlı Donanma gücü 4 adet yüksek bordalı ve yelkenli düşman gemilerini durdurmaya yetmemiştir.

Sultan Mehmed kuşatmanın ilerleyen safhalarında sayıca üstün fakat nitelik olarak zayıf olan Osmanlı donanmasını Dolmabahçe’den Kasımpaşa’ya yani Haliç’e indirerek kuşatmanın seyrini değiştirmeyi başarmıştır.

SULTAN 2. BEYAZİD DÖNEMİ

2. Beyazid devrinde babası Fatih’in ve oğlu Yavuz’un dönemindeki kadar güçlü fetihler gerçekleşmese de o güne kadar fethedilen topraklarda Osmanlı Devlet düzeni tesis edildi. Osmanlı denizciliği, nakliye gücü yerine bir savaş aracı olarak gerçek manada bu dönemde ortaya çıktı. Osmanlı İmparatorluğu’nun XVI yüzyılda dünya siyasetine yön verecek alt yapısı oluşturulmaya başlandı.

İlk olarak Akdeniz’de faaliyet gösteren Kemal Reisi 1495’te devlet hizmetine aldı. Kemal Reis Osmanlı donanmasını yeniden teşkilatlandırdı. Akdeniz ve Afrika’da faaliyet gösteren birçok Türk denizcisini Osmanlı hizmetine aldı. Tersane sayısı çoğaltıldı ve donanma için daha büyük gemiler yapıldı. Bununla beraber gemilerde uzun menzilli toplar kullanılmaya başlandı.

1507 yılında Portekiz gemileri Kızıldeniz ve Hürmüz boğazında rahatlıkla dolaşabilmekte ve Aden’i ele geçirmek için çıkarma girişimlerinde bulunmaktaydı. Memlükler her şeye rağmen direnmekte ve ağır gemi kayıpları vermekteydiler. Portekizlilerle tek başlarına başa çıkamayacağını anladıklarında, Osmanlıdan topçuluk ve gemi yapımı alanlarında yardım talebinde bulundular. Bunun üzerine 2.

Beyazid 22 ağustos 1510 tarihinde İskenderun limanından Memlük donanmasına ait gemilerle Kahire’ye 30 gemi yapımına yetecek kadar kereste, demir, silah ve inşa malzemeleri gönderdi. Ancak bu malzemeleri taşıyan gemi yoldayken Rodos şövalyelerinin saldırısına uğrar ve malzemeler ellerinden alınır. Nitekim ertesi yıl yine yola çıkan gemiler Kahire’ye daha kapsamlı bir yardım paketi götürmekte ve paketin üzerinde ‘Gönderen Osmanlı’ diye bir yazı okunmaktadır. Bununla beraber 2. Beyazid Selman Reis’i Memlüklerin hizmetinde çalışması için görevlendirmişti. Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettiğinde Selman Reis’i Kahire’de bulacaktır.

Portekiz’in Hindistan Umumi Valisi Amiral Albuquerque’in niyetini açıkça ilan ettiği bir mektubu Portekiz kralına gönderdiğini biliyoruz. Bu mektupta şeytani planlarını şöyle zikrediyordu;

Hindistan’daki Portekiz sömürgelerini muhafaza ve tahkim etmek için Diu ve Goa’yı ele geçirmek.

Basra deniz yollarına hakim olmak için Hürmüz’ü elde tutmak.

Kızıldeniz’de hakimiyet kurmak için Aden’i zaptetmek.

Nil nehrinin yanında paralel bir kanal kazdırıp nehrin yatağını değiştirmek suretiyle Memlüklerin hayat kaynağı olan Mısır’ın kuraklıktan kırılmasını sağlamak.

Kudüs’teki kutsal mabedlerini ziyaretlerinde Müslümanların vergi almaları karşısında intikam almak için Hz. Muhammed’in mezarını kaçırmak.

Sonuç olarak yapılan yardımlarla mutlak bir başarı elde edilemese de Yavuz Sultan Selim Kutsal toprakları fethedinceye ve tüm tehdidi 400 yıl ortadan kaldırıncaya kadar zaman kazanılmış oldu.

Nitekim ikindi gölgesi gibi ömrü kısa fakat gölgesi uzun Yavuz’un eğri kılıcı, çok geçmeden, önce Suriye’ye ardından Kızıldeniz’e yönelecek ve Süveyş Tersanesi’ni kurarak burada inşa olunan gemilerle, Hind Okyanusu’nda Portekiz gemileri ile arasındaki büyük kovalamacayı başlatacaktır.

PREVEZE DENİZ SAVAŞI

Preveze Deniz Zaferi Türk denizcilik tarihinin önemli dönüm noktalarından birisidir. 122 gemiden oluşan Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa komutasındaki Osmanlı Donanması, 27 Eylül 1538 tarihinde Andrea Doria komutasındaki 262 gemiden oluşan Haçlı Donanması’na Arta Körfezi’ndeki Preveze önlerinde ustalıkla manevra yaparak, taarruz etmiştir.

Taktik baskının yarattığı sürpriz etki Andrea Doria komutasındaki birleşik Haçlı Donanmasını şaşkına çevirmiş; Haçlı Donanması panik içerisinde dağılarak, büyük kayıplarla geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu zafer, Akdeniz’deki Türk hakimiyetini tam anlamıyla pekiştirmiştir.

İNEBAHTI DENİZ SAVAŞI

Sultan II. Selim zamanında Venedik idaresindeki Kıbrıs'a sefer düzenlenmesi ve adanın Osmanlılar tarafından 1570 yılında fethi üzerine, başta papalık olmak üzere Venedik ve İspanya gibi büyük donanmalara sahip devletlerin öncülüğünde Kıbrıs'ı kurtarmak için 20 mayıs 1571 de Haçlı ittifakı kuruldu. Bu ittifakın hazırlıkları ile meşgul olan ve tek başına donanma ile Kıbrıs'a yardıma gitmeye cesaret edemeyen Venedik, adanın düşüşünden sonra bunun karşılığını Adriyatik'teki Osmanlı kıyılarına saldırmakla almak istedi.

Haçlı donanması 243 gemi, 37 bin asker ve Osmanlı donanması 230 gemi ve 25 bin askerden oluşmaktaydı. Gemi, asker ve silah üstünlüğü Haçlılardaydı. 7 ekim 1571 tarihinde İnebahtı önlerinde yaşanan savaşta Osmanlı donanmasının büyük bir kısmı yok edildi. Sadece Uluç Ali Reis, gece karanlığından istifade edip, yaptığı manevrayla 30 gemiyi kurtarabilmişti.

Donanması tamamen yok olan Osmanlı, kıyılarının muhafazası için süratle yeni bir donanmanın inşa edilmesi gerektiğinin farkındaydı. Kılıç Ali Paşa bahara kadar hazırlanması istenen gemilerin inşası için yoğun bir gayret göstermekteydi. Ancak yapılacak işin büyüklüğü gözünü korkutuyordu. Bu yüzden Sokollu Mehmed Paşa’ya: ‘Gemilerin teknesinin yapılması mümkündür, lakin gemi lengerleri, yelkenleri ve sair levazımatın tekmilinin gerçekleşmesi zordur.’ Demesi üzerine, veziriazam tarihe geçecek şu meşhur sözlerini söylemiştir: ‘Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuvvet ve kudreti ol mertebededir ki, donanma lengerlerini (çapa) gümüşten, resenlerini (iplerini) ibrişimden (ipek), yelkenlerini atlastan (ipek kumaş) temin etmek ferman olunsa müyesserdir(kolaylıkla yapılır).’

İnsanüstü gayretlerin sonunda 50 gemi Rumeli tersanelerinde, 50 gemi Anadolu tersanelerinde inşa edildi. İstanbul’da inşa edilenler ile birlikte 134 yeni gemi ortaya çıkmıştır. Ayrıca mevcut gemiler de onarılmıştır.

13 haziran 1572’de, içine 20 bin asker konulmuş 250 kadırgadan müteşekkil Osmanlı donanması, Kılıç Ali Paşa komutasında denize açıldı. Osmanlı donanmasının tamamen yok olduğu İnebahtı Muharebesi’nden sonra altı ay içinde 250 gemilik bir donanma ortaya çıkınca Hristiyanlar şaşkına dönmüşlerdi. 1 yıl sonra Osmanlı Donanması Tunus’u fethetti.

7 mart 1573’te Venedik ile bir antlaşma imzalandı. Venedik, Kıbrıs ve Zopoto Kalesi’nden feragat etti, ayrıca üç yıl içinde Osmanlı İmparatorluğu’na 300 bin altın savaş tazminatı ödeyecekti. Osmanlı lehine gelişen bu durum için tarihçi Hammer, ‘İnebahtı muharebesini Türkler kazanmış zan olunur.’ yorumunu yaparken, Voltaire ise,’Türkler İnebahtı Muharebesini sanki kaybetmiş değil de, kazanmış gibiydiler.’ demişti. 

TRABLUSGARB SAVAŞI

Siyasi birliğini tamamlayan İtalya, kendisine yakın bir konumda bulunan Trablusgarb’ı işgal etmek niyetindeydi. Bölgenin Osmanlı toprakları ile kara bağı kalmamış olması ve Osmanlı’nın donanma kuvvetinin olmaması sebebiyle İtalya avantajlı durumdaydı.

Osmanlı Devleti ile İtalya Trablusgarp Savaşı'yla karşı karşıya geldi. 1911-1912 yılları arasında gerçekleşmiş olan bu savaş aynı zamanda Mustafa Kemal Atatürk'ün de ilk savaşıdır. Osmanlı Devleti'nin Trablusgarp bölgesini İtalya'ya bırakmak istememesiyle İtalyan donanması işgallerini sürdürmüştür. On iki Ada ve Rodos'u da işgal eden İtalya, savaşın bir an önce bitmesi için Osmanlı Devleti'ni barışa zorlamıştır.

Osmanlı Devleti, diğer yandan Balkan Savaşları'nın başlaması üzerine bir barış antlaşması imzalayarak Trablusgarp'taki tüm subaylarını geri çağırmıştır. Trablusgarp Savaşı'nı sona erdiren antlaşma, Uşi Antlaşması olarak bilinmektedir.

Mustafa Kemal ile Enver Paşa gibi gönüllülerin bu savaşta elde ettikleri başarılara rağmen Osmanlı Devleti bu savaşta toprak kaybetmiştir. Ekim 1912’de Balkan Savaşları’nın başlaması Osmanlı Devleti’ni Trablusgarp ve Bingazi’den çekilmeye zorlamıştır. İçinde bulunulan süreç Osmanlı Devleti'ni Uşi Antlaşması’nı imzalamaya mecbur bırakmıştır. Antlaşma sonucunda Trablusgarp ve Bingazi ile On İki Ada İtalya’nın kontrolüne geçmiştir.

Trablusgarp Savaşı ile Uşi Antlaşması son dönemlerini yaşamakta olan ve Avrupa tarafından "Hasta Adam" olarak nitelendirilen Osmanlı Devleti’ni daha da yıpratmıştır. Trablusgarp Savaşı Osmanlı Devleti'nin yalnızca askerî açıdan değil, aynı zamanda diplomatik açıdan da zayıflayarak başarısız duruma düştüğünü göstermiştir. Bazı kaynaklarda Trablusgarp Savaşı; "cephede kazanılmış savaşın, masa başında kaybedilmesi" olarak nitelendirilmektedir.

Trablusgarb Savaşında karada galibiyet kazanılmasına rağmen bölgenin İtalya’ya bırakılmasının asıl sebebi, Osmanlı’nın kara bağlantısı kalmayan Trablusgarb’ın savunulabilmesi için gereken donanmaya sahip olmamasıdır.  

BALKAN SAVAŞI

Balkanlar, özellikle 19. yüzyılın başlarından itibaren sadece Osmanlı’nın değil neredeyse tüm Avrupa’nın en sorunlu ve kritik coğrafyalarından biri konumuna gelmişti.

Uzun yıllar Osmanlı egemenliği altında bulunan Balkan coğrafyasında, Fransız Devrimi‘nin ortaya çıkardığı milliyetçilik akımının etkisi ve büyük devletlerin kışkırtmalarıyla 19. yüzyılda Yunanistan, Sırbistan, Karadağ ve Romanya gibi devletler kurulmuştu. Rusya’nın desteğiyle Osmanlı’ya karşı bir ittifak oluşturan bu ülkeler Osmanlı’dan karşılanması pek de mümkün olmayan isteklerde bulunarak bir savaş çıkması için uygun zemini hazırlamışlardır.

Bu dönemde siyasi çekişmelerle çalkalanan Osmanlı ordusu, Balkan devletleri karşısında kısa sürede şok etkisi yaratan ağır yenilgiler aldı.

Eski Osmanlı başkenti Edirne Bulgarların eline geçerken, Ege adaları, Makedonya, Doğu ve Batı Trakya elden çıktı. 

Yenilgiden hükümeti sorumlu tutan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 23 Ocak 1913’de Bab-ı Ali Baskını olarak adlandırılan bir darbe ile yönetime el koydu.

30 Mayıs 1913’de imzalanan Londra Antlaşmasıyla Edirne, Trakya’nın tümü ve Makedonya’nın önemli bir kısmı Bulgaristan’a verildi. Ege adalarını, Güney Makedonya’yı, Selanik’i ve Girit’i Yunanistan aldı. Yine bu antlaşma ile Sırbistan da Makedonya’da bir miktar toprak elde etmeyi başardı.

Balkan Savaşlarında çok ağır kayıpların verilmesinin önemli sebeplerinden biri de Osmanlı’nın elinde donanma kuvvetinin olmamasıdır. Bu yüzdendir ki kuzey egedeki adalar kolaylıkla Yunanistan tarafından ele geçirilmiştir. 

ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI

18 Mart 1915 tarihinde Nusret Mayın gemisinin Çanakkale’de tesis ettiği mayın hatları ile savaşın kaderi bir anda değişmiştir. 100 gemi ve yaklaşık 250 ağır topa sahip olan Müttefik Donanması, üç hat şeklinde teşkilatlandırılmış olarak 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Boğazı zorlamaya başlamıştır.

Müttefik Donanma, Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na yaklaştığı zaman bölgede Nusret gemisinin 8 Mart 1915 sabahı bu bölgeye gizli bir şekilde dökmüş olduğu ve hiçbir şekilde hesaba katılmayan 26 mayın, Müttefik Donanmanın İstanbul’u ele geçirme düşlerine kesin bir nokta koymuş, Müttefik Donanma saat 19.00’dan itibaren bir daha dönmemek üzere Boğaz’ı terk etmiştir.

İngiliz Donanmasına ait Irresistible ve Ocean zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait Bouvet Zırhlısı batmış; Müttefik Donanmaya ait Gaulois, Suffren, Inflexible zırhlıları ağır hasar almış; bir çok zırhlı da kıyı bataryalarının ateşi nedeniyle çeşitli yaralar almıştır. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915 tarihinden 20 Ocak 1916 tarihine kadar sürecek olan Gelibolu üzerinden bir amfibik harekat ve müteakiben bir Kara Harekatı ile harbin kaderini değiştirmeye çalışmıştır. Hepimizin de bildiği gibi kara muharebelerinde Türk kuvvetleri savaşı kazanmıştır.

Alınan bu ağır yenilgi İtilaf Devletlerinin Rusya ile stratejik bütünleşmesine engel olmuş ve Birinci Dünya Savaşının ağırlığına dayanamayan Rusya’da Çarlık rejiminin yıkılmasına sebep olmuştur.

TARİHTEN BUGÜNE

Mavi vatan kavramıyla beraber anavatanımız 783.562 km kare ile sınırlı kalmayıp, bununla beraber 462.000 km kare deniz alanlarımız ile toplamda 1.245.562 km kare yüzölçümüne sahiptir.

Anavatanımızın bir karış toprağı için canımızı seve seve verirken, deniz alanlarımızın bir damla suyu için de gözümüzü kırpmadan canımızı seve seve veririz. Denizlerimizin topraklarımızdan hiçbir farkı yoktur. Bu yüzdendir ki Devletimizin müdafaası toprak sınırlarımızda değil deniz sınırlarımızda başlar.

Osmanlı tarihinde yaşanmış olan anlattığımız bu galibiyet ve mağlubiyetler donanma kuvvetinin devletimiz için ne kadar önemli olduğunu açıkça göstermektedir.

Devletimiz son yıllarda savunma sanayinin tüm alanlarında üstün bir ilerleme kaydetmiştir. Donanmamızın güçlenmesi için pek çok proje hayata geçmektedir. Devletimizin Milgem projesi kapsamında 4 adet ada sınıfı corveti donanmamıza teslim ettiğini biliyoruz. Bunun yanında 4 adet istif sınıfı fırkateyn projesi başlatılmış ve 2021 yılından itibaren teslim edilmesi planlanmaktadır. 6 adet Reis sınıfı denizaltı inşa projesi de devam etmektedir. Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi projesi kapsamında 2 adet üretilecek olan gemilerden ilki TCG Anadolu suya inmiştir.

Milgem Projesinin son fazı olan TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi Projesi tasarım faaliyetlerine 2017 yılı itibariyle başlanmıştır. Başlangıçta 4 adet üretilmesi planlanan TF-2000 Muhriplerinden, bölgede artan tehditler göz önüne alınarak 7 adet üretilmesine karar verilmiştir. İlk geminin, 2027 yılında donanmaya teslim edilmesi planlanmaktadır.

Dikkatleri özellikle çeken bir nokta ise TF2000 Muhriplerinin tesliminin çok ileri bir tarihte başlıyor olmasıdır. Donanmanın önemini anlattığımız tarihsel konularda olduğu gibi bugün de ülkemizin gemi ihtiyacı devletimizin tüm gücü ile karşılanmaya çalışılmaktadır. Sokollu Mehmed Paşa’nın sözünü tekrar hatırlatmak isterim: ‘Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuvvet ve kudreti ol mertebededir ki, donanma lengerlerini (çapa) gümüşten, resenlerini (iplerini) ibrişimden (ipek), yelkenlerini atlastan (ipek kumaş) temin etmek ferman olunsa müyesserdir(kolaylıkla yapılır).’

Benim önerim şudur ki; büyük Türk tarihinin bize verdiği güce ve kudrete dayanarak çeşitli badireler geçirmiş olmasına rağmen savunma sanayisinde gösterdiği büyük başarılar için devletimize Türk Milleti olarak yardım etmeliyiz. Bu millet isterse TF2000 muhriplerini 2023 yılından itibaren, milletimizin tek dayanağı olan Büyük Türk Ordusu ve onun şanlı donanmasına teslim edecektir. Bunun için katılımcı bir bilinçle gereken kaynağın milletimiz tarafından toplanması kafidir.

Yorumlar