LGBT eylemlerinde gözaltına alınmıştı... "Gazeteci" denen Kılıç Fransız ajanı çıktı!

İstanbul’da illegal bir şekilde düzenlenen LGBT eylemlerinde sapkınlar ve polis karşı karşıya geldi. Sapkınlar ve destekçileri, attıkları sloganlarla LGBT’ye destek verirken, devleti karşılarına alarak açık provokasyona imza attı. Her yıl Haziran’da aynı rezilliğe imza atan LGBT’liler ve destekçileri, bu sene de provokatif eylemlerini sürdürdü.

Eylemler sırasında AFP foto muhabiri Bülent Kılıç gözaltına alındı. Bülent Kılıç’ın gözaltına alınması, muhalif medya tarafından her zamanki gibi, “Basına baskı” şeklinde haberleştirildi.

Ancak işin arka boyutu farklı çıktı. Gazeteci Fazıl Duygun, AFP foto muhabiri Kılıç’ın gizli bağlantılarını ortaya koydu. Kılıç’ın Fransız Gizli Servisi ile ortaklığı, aynı zamanda çözüm sürecinde de PKK lehine alenen vazife yaptığı ortaya çıktı.

Twitter hesabından uzun bir flood yayınlayan Duygun, “Polisin, LGBT eyleminde boğazına basarak gözaltına aldığı AFP Foto muhabiri Bülent Kılıç için gazeteci örgütleri ortak eylemler yaptı. Gazeteci örgütleri elbette 1 meslektaşları için ve onun şahsında mesleki sıkıntılarını dile getirmek istedi. Ancak eylemin sembol ismi gerçekten masum bir gazeteci miydi?” diye sordu.

“İlk işi kazık atmak oldu”

Bülent Kılıç’ın mesleğe BirGün’de başladığını ancak kötü fotoğrafçı olduğu gerekçesiyle kovulduğunu söyleyen Duygun, “Bir hemşehrisi tarafından, o dönem AFP Türkiye şef foto muhabiri Mustafa Özer ile tanıştırıldı ve bir daha yanından ayrılmadı. Ancak, ilk işi Mustafa Özer’le kendisini tanıştıran hemşehrisine kazık atmak oldu.” dedi.

Duygun, “Hatta, bunun açıklamasını, ‘Bana bu mesleği öğretti’ diyerek yaptı ve Mustafa Özer tarafından ‘adam’ olsun diye lokal bir spor ajansına gönderildi. Bir süre sonra pişmanlık belirtileri gösterip kendini acındırarak yine Mustafa Özer’in yanına döndü. Ancak bu defa Mustafa Özer aleyhinde AFP Türkiye genel müdürüne bir mail atınca Özer tarafından yine kovuldu.” diye yazdı.

“Aynı dönemde Fransız Gizli Servisi’nden Cheviron göreve başladı”

Bülent Kılıç’ın hiçbir yerde iş bulamayınca tekrar Özer’in kapısını çaldığını söyleyen Duygun, günlerce uğraştıktan sonra Özer’i ikna ettiğini ve yanında işe girdiğini söyledi. Duygun, “Ancak o dönemde, başka bir şey olmuştu. AFP İstanbul bürosunda muhabir olarak Fransız Gizli Servisinden Nicolas Cheviron göreve başlamıştı. Cheviron aynı zamanda bir Türk kadınla evliydi.” bilgisini verdi.

“Mustafa Özer’e teklif sunuldu”

Duygun şunları yazdı:

“Kürt kökenli olan ve sık sık Kuzey Irak ve Güneydoğu seyahatleri yapan Özer'le kısa bir süre sonra dostluk kuran Cheviron, yanında yine Fransız gizli servisinden Philipe isimli 1 ajanla birlikte planlarını harekete geçirdi. Mustafa Özer’e Fransız Gizli Servisinde çalışması için teklif götürdü. Görüşme Alman hastanesinin karşısında bulunan ‘Ararat’ adlı küçük bir restoranda yapıldı. Özer’e, AFP'de daha üst bir pozisyon, tüm ailesine pasaport ve maddî ve manevi güvence verildi.”

“Özer MİT çalışanıydı!”

Fransız Gizli Servisi’nin büyük bir hata yaptığını söyleyen Duygun, “Fakat, hesaba katmadıkları ve Özer’in en yakınındakilerin bile bilmediği bir özelliği vardı. Mustafa Özer ‘Ben bu vatanın bekası için gerekirse secdede annemi bile vururum’ diyen bir vatanseverdi. Bir başka özelliği de, Özer zaten MİT’te görev yapıyordu. Fransızlar bir gizli servisin yapabileceği en büyük hatayı yapmışlardı. Hem ajanları, hem de planları deşifre olmuştu.” ifadelerini kullandı.

“Toplantıdan MİT’in haberi vardı”

Duygun şu mesajları paylaştı:

“PKK ve Kürtler hakkında çalışmalar yapacak özellikle Fransa’daki Kürtleri kendi istihbarat ağlarına katacak ve Türkiye aleyhine kullanacaklardı. Toplantıdan MİT’in bilgisi vardı. Her şey kontrol altındaydı.  Özer teklifi kabul etti. İlk sipariş bir hafta sonra geldi. Fransızlar PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Rıza Altun’un peşine düşmüşler ve Özer’e Altun hakkında araştırmasını istedikleri soruları vermişlerdi. İlk sorular cevaplandı.

Ancak ikinci sipariş gelmedi. Fransızlar MİT’in kucağına düştüğünü anlamışlardı. MİT ise içeriden bir sızma olduğunu tahmin etti ve faaliyeti soğuttu. Ancak önemli bir başarı elde edilmişti. Ülke içindeki 2 ajan deşifre edilmiş ve bağlantıları çözülmüştü.

Fransızların faaliyetlerine devam edebilmesi için artık Mustafa Özer’in AFP’de uzaklaştırılması gerekiyordu.

Bunun için Bülent Kılıç en kullanışlı kişiydi.”

Nicolas Cheviron’un Bülent Kılıç’ı desteklemeye başladığını söyleyen Duygun paylaşımında, “Oysa, Bülent Kılıç AFP’de herhangi bir sözleşmesi, kadrosu, iş akdi olmayan birisiydi. Stringer, yani dışarıdan parça başı çalışan yayınlanan fotoğrafı karşılığında para alan kişiydi.” ifadelerine yer verdi.

“Özer, Kılıç’ı kovamadı”

Duygun şunları yazdı:

“Özer, Cheviron’un bu desteği üzerine oynanan oyunu fark etti ve Kılıç’ı ajanstan kovdu. Ancak, Kılıç gitmeyeceğini söyledi. İnanılmaz bir şekilde, bir yönetici kendisine dışarıdan fotoğraf satan kişiyi ofisten çıkartamıyordu. Aynı zamanda AFP Türkiye genel müdürlüğüne getirilen Michel Sailhan adlı yönetici de Kılıç’ı koruduğunu söylüyordu. Kılıç, Özer’e taciz edici mesajlar yolluyor ve başına buyruk davranıyordu.”

Yaşananların, dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir olay olduğunu vurgulayan Duygun, parça başı çalışan birinin kadrolu yöneticiye karşı çıktığını, ona ait sisteme müdahale ettiğini ve AFP Paris Merkezi ile Türkiye Ofisi yöneticilerinin Kılıç’ı savunduğunu söyledi. Yaşananların, Fransız Gizli Servisi ile MİT’in “medya kavgası” olarak niteleyen Fazıl Duygun, Özer’in AFP’ye karşı dava açtığını, kurumun dava karşılığında ulaşmak istediğini belirtti. Duygun, “Özer’in şartı sigortası, kadrosu, sözleşmesi olmayan Bülent Kılıç’ın ajanstan uzaklaştırılmasıydı. Ancak, AFP Özer’e tek şart koştu. Bülent Kılıç’ın gönderilmesini isteme başka ne istiyorsan yapalım… Uzlaşamadılar… AFP iki üst düzey yöneticisini Türkiye’ye yolladı.  ‘Ya Bülent Kılıç ile çalışırsın ya da bu ajanstan istifa edersin.’ Özer ‘Burası insanları katledip, bir şişe viski karşılığında mahkemeyi kazandığınız Afrika muz cumhuriyeti değil! Buna mahkeme karar verecek’ dedi. Toplantı 30 dakika sürdü… O dönem Özer mahkemeden Bülent Kılıç ile iş dışında bir konu konuşmamak üzere karar aldırdı.  Özer bir daha asla Kılıç’la hiçbir konuda konuşmadı.” diye yazdı.

Çözüm sürecinde Kılıç’ın rolü!

Paylaşımının devamında Duygun şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de çözüm süreci başlamış ve PKK ile görüşmeler başlamıştı. Görüşmeler sürerken aynı zamanda örgüte sızma hamlesi yapıldı. Sürecin içerisinde yer alan ekibin bir parçası olan Özer ve MİT’teki arkadaşları, görüşmeleri perdelemek için bir haber ajansı kurdular. Örgüte sızmanın en sağlıklı yoluydu. Ancak PKK tarafından iletişimleri kesildi. MİT bu ani ve sebepsiz kesintinin sebebini araştırdı. Karşılarına Bülent Kılıç ismi çıktı.

Kılıç, PKK’nın yayın organı olan Fırat Haber ajansının İstanbul muhabiri aracılığı ile Özer’in MİT görevlisi olduğunu iletmişti. Onlar da, sık sık Kandil’e giden Özer’i öldürtmeyi planlamışlardı. PKK kendi imkanları dahilinde yaptığı istihbari çalışmada Özer aleyhine bir şey bulamayınca Özer’i arayarak “Senin yanında çalışan adam bize bu bilgiyi iletti. Araştırdık şüphemiz için özür dileriz” dedi. Yanında, AFP yönetiminin baskısıyla başka kimse çalıştıramayan Özer’e, "çalıştığın ajanstan birisi seni bize jurnalledi" diye açıkça söylemişlerdi. MİT’in PKK ile ilgili sekteye uğrayan faaliyeti tekrar devam etti.

20 Aralık 2011 sabaha karşı, o zamanlar FETÖ tarafından geçirilmiş olan, İstanbul Terörle Mücadele ekipleri, KCK-Basın adı altında düzenledikleri operasyonda Mustafa Özer’i de PKK'lı olarak gözaltına aldılar.

FETÖ’cü polisler Özer’i sorgularken yaptıkları telefon dinlemelerinden bazı sorular sordular. özer, soruların içerisinde şunu fark etti.

Dinleme tarihi…

Bülent Kılıç’ın, PKK’ya Özer’in MİT görevlisi olduğunu ihbarı ile ilgili konuşmanın olduğu tarih. Telefonun bir ucunda PKK yetkilisi diğer ucunda Özer; Bu işte adı en önde gelen şüpheli ve PKK-Fırat haber ajansıyla içli dışlı olan Bülent Kılıç’ın bu ihbarını konuşuyorlar.

Ama FETÖ'cü Polisler bir MİT görevlisini PKK’ya ihbar eden Bülent Kılıç hakkında hiçbir işlem yapmıyor. Aksine, PKK’ya sızan Mustafa Özer’i hedef haline getiriyor.

Şimdi asıl soru şu…

Kim bu, uğrunda eylem yapılan ve gazetecilik mesleğinin sembolü haline getirilen; Fransız Gizli servisi şeflerinin torpillisi ve FETÖ’cü polislerin koruduğu Bülent KILIÇ?

Embedded gazeteci (!) Bülent Kılıç, 2017 yılındaki Zeytindalı-Afrin Operasyonunda, IHH ile birlikte Suriye'ye geçiyor. Sonra, ÖSO ile bağlantı kurup çatışma bölgesine gidiyor. Orada çektiği fotoları, sıcağına sıcağına cepheden yayınlamıyor Türkiye'ye dönünce yayınlıyor. AFP ve Bülent Kılıç, benim kim olduğumu öğrenmek istiyorsa, aşağıdaki twitime bakarak, Fransa eski Cumhurbaşkanı N. Sarkozy'e sorabilir.”