Bakan Fidan: ABD-İran mutabakatı kesintisiz uygulanmalı

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Moskova'daki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu.

Fidan, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakatı, bölgede çatışma ikliminin kırılması için son derece kıymetli bir diplomatik eşik olarak gördüğünü ve memnuniyetle karşıladığını belirterek, "Sayın Cumhurbaşkanımızın (Recep Tayyip Erdoğan) da vurguladıkları üzere, bölgemize ve tüm dünyaya nefes aldıran bu adımın geçici bir sükunetten ziyade yapısal ve kalıcı bir güvenlik mimarisine dönüşmesi en büyük temennimizdir." diye konuştu.

Bu mutabakatın nihai imza sürecine başarıyla taşınmasını, eksiksiz biçimde uygulanmasını ve kalıcı bir diplomatik zemine dönüşmesini temenni ettiğini dile getiren Fidan, "Nihai imzalar atılana dek geçecek hassas süreçte barış iklimini zehirleyebilecek söylemlerden ve İsrail'in süreci rayından çıkarmayı hedefleyecek olası sabotaj girişimlerinden mutlak surette kaçınılması elzemdir." ifadelerini kullandı.

Fidan, bu neticenin ortaya çıkmasında, ABD ve İran liderlerinin sergilediği siyasi iradeyi çok önemli bulduğunu söyleyerek, "Pakistan'ın arabuluculuk çabalarını takdirle karşılıyor, Katar ve Suudi Arabistan'ın diplomatik girişimlere verdikleri desteği de memnuniyetle not ediyoruz." şeklinde konuştu.

"Hürmüz Boğazı'nın savaş öncesinde olduğu gibi, tüm gemilerin güvenli, serbest ve kesintisiz geçişine açık tutulması, bölgesel istikrarın yanı sıra küresel enerji güvenliği ve uluslararası ticaret bakımından da hayati önemde bulunmaktadır." diyen Fidan, ilerleyen dönemde Türkiye'nin arzusunun bu mutabakatın daha geniş bir bölgesel barış perspektifine kapı aralaması olduğunu ve Türkiye'nin bunun için çalıştığını kaydetti.

Lavrov ile en son Antalya Diplomasi Forumu'nda görüştüklerini hatırlatan Fidan, sonrasında şartlar ortaya çıktıkça sürekli telefon iletişimi içerisinde olduklarını ifade etti.

Fidan, Türk-Rus ilişkilerindeki yoğunluğun ve bölgesel gündemin daha sık ve detaylı istişarelerde bulunulmasını zorunlu kıldığını belirterek, bugünkü görüşmelerde de ikili işbirliğini ilgilendiren birçok konunun detaylı biçimde ele alındığını aktardı.

Türkiye-Rusya ilişkilerinin köklü tarihsel birikime, güçlü ekonomik temellere, en üst düzeyde liderler arasında tesis edilen siyasi diyaloğa ve karşılıklı güvene dayandığını vurgulayan Fidan, çoklu çatışmaların ve küresel barış ile refahı tehdit eden yapısal sınamaların neden olduğu tehlikelere rağmen ikili işbirliğinin olumlu seyrinin muhafaza edildiğini dile getirdi.

"Temel önceliğimiz Rusya ile Ukrayna'nın diplomasi masasına dönmesi"

Fidan, görüşmelerde enerjiden ticarete, ikili gündemde yer alan birçok konu başlığında ilerleyen dönemde atılacak adımları ele aldıklarını anlatarak, şunları kaydetti:

"Şüphesiz ikili ilişkilerimizdeki gerçek potansiyeli yakalamamız için bölgemizdeki çatışmaların sona erdirilmesi büyük bir önem arz etmekte. Bu çerçevede 5. yılına giren Ukrayna'daki savaşın mümkün olan en kısa sürede ve barışçıl yollardan sonlandırılmasına yönelik arzumuzu ilettik. Kendisine müteakip müzakere turlarına ev sahipliği yapma hususunda hazır olduğumuzu da yine ifade ettim. Ülkemizin temel önceliği Rusya ile Ukrayna'nın diplomasi masasına dönmesidir. Taraflar mutabık kaldıkları takdirde müzakerelerin daha sonuç odaklı şekilde nasıl ilerletilebileceğini de ele almaya hazırız."

Rusya-Ukrayna Savaşı'nda son dönemde görülen tırmanmanın ve savaşın coğrafi olarak yayılma tehlikesinin ciddi surette endişe verici olduğuna işaret eden Fidan, özellikle cephe gerisindeki hedeflere yönelik saldırılardaki artışın ve Karadeniz'de seyrüsefer emniyetini tehdit eden saldırıların üçüncü tarafların çıkarlarına zarar veren etkilerinin gerilimi düşürücü bazı önlemleri gerekli kıldığını söyledi.

"Karadeniz'deki çıkarlarımıza halel getirebilecek hadiselerin önü alınmalı"

Bakan Fidan, Karadeniz'deki seyrüsefer güvenliğine ilişkin, "Son dönemde ülkemizin Karadeniz'deki çıkarlarına halel getirebilecek hadiselerin önünün alınmasına yönelik beklentimizi de değerli meslektaşıma ayrıca ilettim. Bu çerçevede Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin teminat altına alınması için neler yapılabileceğine dair fikir teatisinde bulunduk." ifadelerini kullandı.

Lavrov ile görüşmelerinde Güney Kafkasya'daki güncel gelişmeleri de etraflıca ele aldıklarını aktaran Fidan, yürütülen barış ve normalleşme süreçlerinin bu coğrafyaya sağlayacağı istikrarın ve bölgesel işbirliğinin önemini bu vesileyle teyit ettiklerini söyledi.

Fidan, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki barış ve normalleşme sürecinde katedilen mesafeden memnuniyet duyduklarını dile getirerek, "Süreçte atılan adımlar, bölgede fiilen tesis edilen barışın artık sahaya yansıdığını göstermektedir. Ekonomik etkileşimin artırılması, ulaştırma ve ticaret hatlarının geliştirilmesi, enerji ve lojistik alanlardaki karşılıklı fayda temelinde kurulacak işbirlikleri bölgesel istikrarın teminatı olacaktır. Güney Kafkasya'nın meselelerinin bölge ülkeleri ve yakın komşular tarafından diyalog ve işbirliği temelinde ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Meslektaşımın da ifade ettiği gibi 3+3 bölgesel işbirliği platformunun bu bağlamda önemli bir işbirliği çerçevesi sunduğunu düşünüyoruz." diye konuştu.

Görüşmede Türkiye'nin, Filistin meselesinin bölgesel barış, istikrar ve adaletin tesisi ekseninde çözüme kavuşturulması yönündeki tutumunu yinelediklerini vurgulayan Fidan, Filistin meselesinin Orta Doğu'daki tüm ihtilafların merkezinde yer aldığının altını çizdi.

"Bölgemize çatışma alanlarını genişleten değil, çözüm imkanlarını güçlendiren bir yaklaşımın hakim kılınması gerekmektedir"

Fidan, Gazze'de ateşkesin korunması, insani yardımlara kesintisiz erişimin sağlanması ve istikrarın tesisini teminen yeniden inşaat faaliyetlerinin başlatılması için diplomatik girişimlere katkı sağlamayı sürdürdüklerini aktararak, şunları kaydetti:

"İsrail'in iki devletli çözümü baltalamaya yönelik yıkıcı eylemlerinin, Gazze'deki ateşkes ihlallerinin, Batı Şeria'daki yerleşimci terörünün ve Doğu Kudüs'teki provokasyonlarının önlenmesi için uluslararası çabaların artırılması gerektiği ortadadır. İsrail'in Lübnan ve Suriye'ye saldırıları ve işgalleri de bu ülkeleri zayıflatma ve bölgeyi istikrarsızlaştırma projesinin devamıdır. Bölgemize çatışma alanlarını genişleten değil, çözüm imkanlarını güçlendiren bir yaklaşımın hakim kılınması gerekmektedir.

Türkiye olarak başından itibaren savunduğumuz ilke de açıktır. Bu coğrafya, dış müdahalelerin ve yıkıcı jeopolitik rekabetlerin sahası olmaktan artık çıkarılmalıdır. Bölge ülkeleri ortak akıl, itidal ve sorumluluk duygusuyla kendi geleceklerine sahip çıkmalıdır. Bölgesel sahiplenme vizyonumuzun özü de tam da budur."

Bu çerçevede Orta Doğu'da kalıcı güvenliğin ancak tüm bölge ülkelerinin meşru güvenlik kaygılarının birlikte ele alınmasıyla tesis edilebileceğini vurgulayan Fidan, bu anlayışla bölge ülkeleri arasında güven artırıcı mekanizmaların güçlendirilmesi, siyasi diyalog kanallarının açık tutulmasını ve krizlerin diplomasi yoluyla yönetilmesini desteklemeye devam edeceklerini söyledi.

Fidan, Türkiye'nin bu doğrultuda bölgede barış ve istikrarın güçlendirilmesi için inisiyatif almaktan hiçbir zaman geri durmayacağının altını çizdi.

Suriye'deki istikrar ve güvenlik bir umut kaynağı

Bölgesel istikrarın perspektifinin önemli başlıklarından birinin de Suriye olduğuna işaret eden Fidan, Suriye'de istikrar, güvenlik ve birliğin tesis ve tahkimi yönünde kaydedilen ilerlemenin, dünyanın çok sayıda bölgesel ve küresel krizle sınandığı bir dönemde umut kaynağı olmayı sürdürdüğünü ifade etti.

Fidan, Türkiye'nin, toprak bütünlüğü ve birliği temelinde Suriye'de istikrarın, güvenliğin ve ekonomik kalkınmanın tesisine yapıcı katkı sunmak isteyen tüm taraflarla işbirliği içinde hareket etmeyi sürdüreceklerini dile getirdi.

Bakan Fidan, Türkiye ve Rusya olarak iki ülkenin ortak çıkarları ile bölgenin güvenlik, istikrar ve refahı için birlikte çalışmayı sürdüreceklerini söyledi.

Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'nda hedef alınan bölgelere ilişkin şu ifadeleri kullandı:

"Etrafımızda biliyorsunuz yıllardır çok sayıda savaş ve çatışma olmakta. Bu savaş ve çatışmaların durdurulması için elimizden geleni yapıyoruz ama bu savaş ve çatışmalar devam ederken bir konuya çok ama çok dikkat ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın hassasiyetle üzerinde durduğu konu. Hangi nedenden çıkarsa çıksın bir savaşta sivillerin ve sivil yerleşim yerlerinin hedef alınmasını hiçbir zaman için tasvip etmedik, baştan sona her zaman için bunları bir prensip gereği kınadık. Dikkatimize getirilen gördüğümüz her türlü konuya da tepki gösterdik, göstermeye de devam edeceğiz çünkü baştan beri yanlış bulduğumuz bir husus."

ABD-İran mutabakatında uluslararası aktörlerin arzusu ve baskısı bulunuyor

Fidan, ABD ile İran arasında sağlanan mutabakata ve İsrail'in bu mutabakatı kabul edip etmeme olasılığına ilişkin, uluslararası bütün aktörlerin hemen hemen hepsinin bu barışa bir an önce ulaşılması yönünde sadece arzusu değil, açıktan ya da gizli baskısı da bulunduğunu ifade etti.

Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla beraber dünyanın bu meselenin İran ile ABD ya da İran ile İsrail arasındaki bölgesel bir konu değil, bütün dünyanın bir meselesi olduğunu anladığını belirten Fidan, enerji, gıda ve petrokimya ile bağlantılı sektörlerde muazzam bir fiyat artışı görüldüğünü, tedarik zincirlerinde ciddi sıkıntıların oluştuğunu, bu durumun uzun vadede ekonomik istikrarsızlığa ve bunun da yönetim istikrarsızlığı ve güvenlik alanında birçok problemi tetiklediğini vurguladı.

Fidan, muhatap oldukları bütün devletlerin bu mutabakatın bir an önce hayata geçmesini talep ettiğini ve herkesin destek verdiğini söyleyerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde başından itibaren inanılmaz bir tempoyla ellerinden geleni yaptıklarını anlattı.

"İsrail'in bölgedeki tavırları sadece birkaç ülkenin sorunu değil, bütün dünyanın sorunu ve bütün dünya bunun farkında"

Bu meselenin çözülmesiyle sırada bekleyen diğer sorunlara odaklanılabileceğine dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti:

"Gazze'deki sorun, Ukrayna'daki sorun, o konularda da Amerika'yla çalışabilelim. Şimdi ifade ettiğiniz evet, İsrail'in bir istikrarsızlaşma ve sabote etme rolü olabilir mi? Olabilir. Onun için biz hep şunu söylüyoruz, İsrail'in bölgedeki tavırları sadece birkaç ülkenin sorunu değil, bütün dünyanın sorunu ve bütün dünya bunun farkında. İlk defa bütün dünyada İsrail'in oluşturduğu illüzyonun dağılmasına yönelik bir anlayış birliği oluşmakta. Bu anlayış birliğinin gerekli diplomatik yöntemler konularak bir eylem birliğine dönüşmesi gerekiyor artık. İsrail'in, bütün dünyanın kendisine karşı bir diplomatik eylem çabası içinde olduğunu gördüğü zaman adım atması mümkün değildir.

Ülkelerin samimi olması, yanlışa yanlış demesi, bir araya gelip yanlış adım attığı zaman da gerekli cevabı vermesi gerekir. Bu olduğu zaman İsrail adım atmayacaktır. Onun dışında falan ülke beni korur, filan ülke geçmişten dolayı bir şey demez, filan ülkeyle ticaret konusunda arkadan bağladım, filanı seçimlerde... Birçok konuda bu türden anlaşmalar olursa İsrail'in tabii bölgedeki kurmaya çalıştığı istikrarsızlaştırıcı oyun devam eder ama ülkeler hep beraber zarar görmeye devam ederler. Bunun için biz uluslararası şeffaf, açık bir diplomasiyle yanlışa yanlış diyen ve yanlışa tavır koyan diplomasiyi kurumsallaştırmaya devam edeceğiz."

"Bölge ülkeleri artık bölgemize ilişkin ortak tutumumuzu, ortak diplomatik dille ifade etme konusunda da bir refleks geliştirmiş durumda"

ABD ve İran arasında sağlanan mutabakatta Türkiye'nin rolüne ilişkin sorulan soruya yanıt veren Fidan, Türkiye'nin bölgesinde önemli ve güçlü olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

"Bizim istikrarlaştırıcı, barışı önceleyici Cumhurbaşkanımız tarafından ortaya konan politika, bölgemizde İran Savaşı'nda da kendisini gösterdi. Bu konuda yaptığımız çabalar sadece kendi kişisel çabalarımızın bir ürününü ortaya koymadı, aynı zamanda bizim duruşumuza, görüşümüze, eylemimize değer veren diğer ortaklarımızın, kardeş ülkelerin bu konuda harekete geçmesini de sağladı."

Fidan, süreçte "inişler ve çıkışlar" olduğunu ifade ederek, "Pakistanlı kardeşlerimizle, Katarlı kardeşlerimizle, Amerikalılarla, İranlılarla gece gündüz iletişim halindeydik. Pakistanlı ve Katarlı kardeşlerimiz çok büyük, ciddi çaba ortaya koydular." dedi.

Bölge liderlerinin bir araya gelip ABD Başkanı Donald Trump'la bir telekonferans yapmasının önemli bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Fidan, "Çünkü bölge ülkeleri artık bölgemize ilişkin ortak tutumumuzu, ortak diplomatik dille ifade etme konusunda da bir refleks geliştirmiş durumda." diye konuştu.

Fidan, Trump'ın bir irade ortaya koyduğunu, İsrail'in bu konudaki itirazlarını dinlemediğini, İran'ın da bu iradeye olumlu cevap verdiğini ve bir neticeye ulaştıklarını aktararak, "Umudumuz herhangi bir sabotajın etkisi altında kalmadan geri kalan 60 günlük dönem içerisinde de bu teknik müzakerelerin bir an önce nihayete ermesi ve bölgemizde artık bir barışın oluşması." değerlendirmesinde bulundu.

Savaş sonrasında bölge ülkeleriyle, bölge dışındaki diğer etkili aktörlerle bir araya gelerek herkesin üzerinde mutabık kalabileceği, herkesin çıkarını gözeten, sadece bölgeye değil dünyaya istikrar üreten bir düzenin oluşması gerektiğini belirten Fidan, "Bunun için şartlar müsait, zemin müsait. Sadece bir vizyona, cesarete ve biraz da iteklemeye ihtiyaç var. Türkiye de bunu yapmaya inşallah muktedirdir." dedi.