Sayfa Kaydırır Gibi İş Değiştirenler, Kriz Yönetebilir mi?
.
İŞ DEĞİŞTİRMEYİ SOSYAL MEDYADA GEZİNMEK SANAN BİR NESİL, YARININ YÖNETİCİSİ OLABİLİR Mİ?
Türkiye yıllardır işsizliği konuşuyor. İşverenler personel bulamamaktan, gençler ise iş bulamamaktan şikâyet ediyor. Ancak artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Sorun sadece işsizlik değil. Sorun, iş hayatına ve kariyere bakış açısında yaşanan değişimdir.
Bugün birçok işverenin ortak şikâyeti aynı… İşe bağlılık zayıf. Aidiyet duygusu düşük. Sabır azalmış. Sorumluluk alma isteği sınırlı. Buna karşılık beklentiler her geçen gün yükseliyor. Henüz yeterli deneyim kazanmadan yüksek maaş talep ediliyor. Sorumluluk almadan yetki bekleniyor. Mesleki birikim oluşmadan yönetici olma hayalleri kuruluyor.
Elbette tüm gençleri aynı kefeye koymak doğru değildir. Çalışkan, üretken ve kendini geliştiren çok sayıda genç var. Ancak sahadaki tabloya baktığımızda inkâr edemeyeceğimiz bir gerçek de var: Birçok genç kariyer inşa etmeye değil, iş değiştirmeye odaklanıyor. Bir meslekte uzmanlaşmak, bir sektörü öğrenmek, bir alanda kalifiye hale gelmek gibi hususlar artık ikinci planda kalıyor.
Onun yerine şu anlayış yaygınlaşıyor: “Birkaç ay burada çalışırım, olmazsa başka yere geçerim.” İşte beni asıl düşündüren nokta tam da burası. Çünkü bazı gençler artık iş değiştirmeyi, sosyal medyada sayfa kaydırmak kadar sıradan görüyor. Beğenmedi mi değiştir. Sıkıldı mı değiştir. Uyarıldı mı değiştir. Zorlandı mı değiştir.
Oysa iş hayatı sosyal medya değildir. Kariyer; sabırla, emekle, tecrübeyle ve zamanla inşa edilir. Bir ekrana dokunarak yeni bir hayat kurulmaz. Bir işten diğerine geçerek de uzman olunmaz. Tam bu noktada şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu tablo yalnızca gençlerin tercihi mi? Yoksa onları yetiştiren sistemin de bunda payı var mı? Yıllarca gençlere “Üniversite oku” dedik. Ama yeterince “Meslek edin” diyemedik. Diploma sayısını artırdık. Fakat aynı başarıyı nitelikli insan yetiştirmekte gösteremedik. Bugün sanayici eleman bulamıyor. Üretici yetişmiş personel bulamıyor. Tekstil sektörü kalifiye çalışan bulamıyor. Teknik servisler uzman personel arıyor. Buna rağmen her yıl binlerce genç diploma ile mezun oluyor. Ortaya da garip bir tablo çıkıyor: İşsiz gençler var. Ama eleman bulamayan işverenler de var. Demek ki sorun sayı değil. Sorun nitelik sorunu.
Belki de yıllardır eğitim sisteminin en büyük eksikliği burada ortaya çıkıyor. Özellikle 4+4+4 sistemi sonrasında gençler diploma almaya yönlendirildi, ancak üretimin, sanayinin ve mesleki eğitimin ihtiyaç duyduğu insan kaynağı aynı ölçüde yetiştirilemedi. Sonuç olarak meslek sahibi olmadan diploma sahibi olan büyük bir kitle ortaya çıktı. İş hayatına girdiklerinde ise gerçeklerle karşılaşıyorlar. Çünkü piyasa diploma değil, beceri istiyor. Müşteri diploma değil, çözüm istiyor. İşveren diploma değil, katkı istiyor.
Ve asıl endişe verici noktaya şimdi geliyoruz. Bugünün gençleri yarının yöneticileri olacak. Bugün çalıştığı kuruma aidiyet hissetmeyen biri, yarın çalışanlarından aidiyet nasıl bekleyecek? Bugün en küçük zorlukta iş değiştiren biri, yarın kriz yönetimini nasıl başaracak? Bugün öğrenmeden kazanmak isteyen biri, yarın çalışanlarına emeğin değerini nasıl anlatacak? Bugün sorumluluk almaktan kaçınan biri, yarın yüzlerce kişinin sorumluluğunu nasıl taşıyacak? Çünkü liderlik bir makam meselesi değildir. Karakter meselesidir. Yöneticilik bir unvan değildir. Birikim meselesidir.
İyi yöneticiler toplantı salonlarında değil, işin mutfağında yetişir. Önce çalışmayı öğrenenler yönetmeyi öğrenir. Önce sorumluluk alanlar yetki kullanmayı hak eder. Önce emek verenler başarıyı sürdürebilir. Bu nedenle tartışmamız gereken konu yalnızca Z kuşağı değildir. Eğitim sistemini, aile yapısını, sosyal medya kültürünü ve çalışma hayatına bakışımızı da sorgulamak zorundayız. Çünkü mesele bugünün personel sorunu değildir. Mesele, gelecekte bu ülkenin fabrikalarını, şirketlerini ve ekonomisini yönetecek insanların hangi değerlerle yetiştirildiğidir ve açık konuşmak gerekirse bugün iş değiştirmeyi sosyal medyada gezinmek kadar kolay gören, deneyim kazanmadan yüksek maaş bekleyen, sorumluluk almadan yetki isteyen bir anlayışın yarın nasıl yöneticiler çıkaracağını gerçekten merak ediyorum. Çünkü bir ülkenin geleceğini diplomalar değil; meslek sahibi, sorumluluk sahibi ve karakter sahibi insanlar inşa eder.
İŞ İNSANI & SİYASETÇİ
Begüm BAŞMISIRLI