Devlet Bahçeli'den Özgür Özel'e: Seçim oyuncak değildir
Özgür Özel'in ara seçim çağrısını değerlendiren Devlet Bahçeli, "İstikrarı tartışmaya açmayacağız. Ara seçim formülüne mahal yok" dedi. Bahçeli, Türkiye'nin yoluna emin adımlarla devam edeceğini de söyledi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.
Sözlerine 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'yla başlayan Bahçeli, akabinde de okul saldırılarına değindi.
"Eğitim bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez." diyen Bahçeli, alınması gereken önlemlerden de bahsetti.
Bahçeli, ardından da konuyu CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ara seçim çağrılarına getirdi.
"Seçim oyuncak değil." diyen Devlet Bahçeli, Özel'in yaptığı ara seçim çağrılarına sert tepki gösterdi.
"Ara seçim teranesi basiretsiz muhalefetin ayak oyunudur." diyen Bahçeli, seçimin zamanında yapılacağını söyledi.
Bahçeli, konuşmasının devamında şöyle dedi;
"CUMHUR İTTİFAKI TARİHİ BİR İHTİYAÇTAN DOĞMUŞTUR"
"Değerli dava arkadaşlarım, biz Milliyetçi Hareket Partisi’yiz. Bizim siyasetimiz günü kurtaranların değil, tarih yazanların siyasetidir. Bizim siyasetimiz taşkın heyecanların değil, 3 bin yıllık ülkülerin merkezidir.
Bizim siyasetimiz çıkarların değil, çilelerin içinden çıkıp gelmiş neferlerin kalesidir. Bizim siyasetimiz şahsi ikbal hesaplarının değil, milletin istikbalinin sesidir. Bizim siyasetimiz koltuk kapma yarışının değil, görevleri bir bayrak yarışı bilmenin temsilidir.
Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditler içeride ve dışarıda bu kadar yoğunken, bölgemizdeki çatışmalar bu kadar derinken, küresel rekabet bu kadar acımasız bir hâl almışken, aklıselim adımlar atmak, sabır ve sağduyu ekseninde kararlar almak, gelişmeleri devlet ciddiyetiyle okumak yol haritamız olmalıdır.
Cumhur İttifakı da işte böyle bir gündem içinde tarihî bir ihtiyaçtan doğmuş, böylesi bir millî zorunlulukla kökleşmiş, 8 yılda atılan tüm adımlarla millî bekamızı kutup yıldızı bellemiştir.
"CUMHUR İTTİFAKI LİDER BİR TÜRKİYE'NİN SİGORTASIDIR"
Cumhur İttifakı, milletimizi seçimden seçime hatırlayanların değil, köylerinden mahallelerine, sokaklarından caddelerine, esnaflarından hanelerine kapı kapı gezen, derdin derdimizdir diyen, komşum nasılsın diye soran, Türkiye’nin istikbalini her gün yeniden omuzlayan gönül erlerinin birliğidir. Cumhur İttifakı, habis ve haset niyetlere kenetlenmiş bir mukavemet hattıdır.
Cumhur İttifakı, krizden medet umanların değil, çözüm arayanların, kaosun kokusunu alınca el ovuşturanların değil, düzeni sağlayanların varlık cephesidir.
Cumhur İttifakı’nın omuzlarında yükselen Terörsüz Türkiye süreci, evlatlarımızın can emniyeti, sınırlarımızın dokunulmazlığı, iç cephemizin sağlamlığı, millî birliğimizin muhafazası ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önündeki kanlı ve karanlık engel ile emellerin bütünüyle tasfiyesi demektir.
Terörsüz Türkiye hedefi yalnızca bugünün değil, yarınların da meselesidir. Terörün gölgesinin düştüğü bir coğrafyada kalıcı kalkınmadan, güçlü demokrasiden, huzur ve barıştan bahsetmek mümkün değildir.
Cumhur İttifakı; terörden arınmış, iç ve dış kuşatmaları yarmış, ekonomik darboğazdan kurtulmuş, lider ülke Türkiye’nin sigortasıdır.
"ERKEN SEÇİM TERANELERİ"
Devam ederken vaziyet açıkça ortadayken çıkıp da ara veya erken seçim teraneleriyle suları bulandırmak, milletimizin iradesine gölge düşürmeye çalışmak, sandık hesaplarıyla gündemi karıştırmak, küçük ihtirasların aklı felce uğratmasından başka bir şey değildir.
"BASİRETSİZ MUHALEFETİN AYAK OYUNLARI"
Son günlerde hiç durmadan yinelenen vakitsiz seçim çağrısı, basiretsiz muhalefetin ayak oyunlarıdır.
Seçim seçim diye tutturanlar milletin derdiyle değil, kendi telaşlarıyla konuşmaktadır.
"SANDIĞIN NE ZAMAN KONUŞACAĞI BELLİ"
Yersiz ve vakitsiz özgüven patlamaları yaşayıp ölçüyü kaçıranların Türkiye’nin gündemini tayin etmeye kalkması boş bir gayrettir.
Seçim siyasi cambazlıklarla, yapay kriz çığırtkanlıklarıyla öne sürülecek bir oyuncak değildir. Sandığın ne zaman konuşacağı bellidir.
Onun hükmü vakti geldiğinde tecelli edecektir."
"HAKİKAT BU TARİHİ EŞİKTE ARANMALIDIR"
Mondros’un ardından dalga dalga gelen işgaller, Sevr’de hukuki kılıfa büründürülmek istenen tasfiye tasavvuru ve Anadolu’nun dört bir yanında hissedilen kuşatma iklimi, hamiyetperver milletimizi yalnız mukavemete çağırmamış, aynı zamanda kendi kaderini kendi iradesiyle tayin edecek yeni bir meşruiyet zeminini inşa etmeye sevk etmiştir.
23 Nisan 1920’de tecessüm eden hakikat tam da bu tarihi eşikte aranmalıdır.
"KUTLU BİR DÖNÜM NOKTASI"
Türk milleti istiklal mücadelesini yalnız cephedeki silah kudretiyle yürütmemiş, temsil fikriyle, hukuk şuuru ile ve meclis iradesi ile tahkim etmiştir. Bu bakımdan Birinci Meclis, savaş şartlarının zorunlu kıldığı geçici bir teşekkül olarak görülemez.
O Meclis, milletin kaderini başkalarının insafına terk etmeyen kurucu bir tarih aklının devlet iradesine dönüşmüş hâlidir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı, emperyalizmin istikametini bozan, üzerinde güneş batmayan sözde imparatorluklara diz çöktüren, vesayet dayatmasına ve esaret zincirlerine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde başkaldıran bir milletin kendi mukadderatına bizzat hâkim olduğu kutlu dönüm noktasıdır.
"TBMM, BİR ULUSUN BAĞRINDAN DOĞMUŞTUR"
Yurdun dört bir yanı işgal edilmişken, kara yolları ve demir yolları milletin tasarrufundan sökülüp alınmışken, kadınıyla, çocuğuyla, genciyle, yaşlısıyla Türk milleti bir başka devlete maiyet ve mahkûmiyet tehdidiyle çepeçevre sarılmışken, Ankara’da yanan meşale, karanlığı yaran millî uyanışın, esareti reddeden kararlılığın ve Anadolu’da hayat bulacak bir şahlanışın adı olmuştur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî iradenin ete kemiğe bürünüp hüviyet kazandığı, hüküm ve hâkimiyet tesis ettiği, hâkimiyet iradesinin milletin kendisine teslim edildiği, hürriyet sevdasının devlet nizamına tahvil edildiği tarihî yürüyüşün cümle kapısıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, meşruiyetini garbın başkentlerinden değil, Türk milletinin bağrından almıştır. Türk milleti ise egemenlik hakkını Malazgirt Zaferi'nin açtığı Anadolu kapısından, Söğüt’te filizlenip cihanı saran o koca çınardan, İstanbul’un fethiyle katlanan şanından, Çanakkale’de yazılan destandan ve her karışı şehit kanıyla sulanan toprağından almaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, ateş çemberine alınmış bir vatanın, yoklukla imtihan edilen ocakların namusundan başka sermayesi kalmamış bir ulusun bağrından doğmuştur.
Hacı Bayram Veli Camii’nde semalara yükselen duaların, Rahman’a açılan avuçların, besmeleyle atılan adımların, tekbirle yürüyen yolların ardından kapılarını açmıştır.
"GAZİ MECLİSİMİZ, İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR"
İşte o ruh bugün dimdik ayaktadır, işte o iman bugün sarsılmazdır. Bu sebeple 23 Nisan’ı yalnız bir bayram günü olarak anmak, onun taşıdığı tarihi ve siyasi manayı daraltır. 23 Nisan, devlet fikrinin kriz karşısında dağılmadan düşünebilme kabiliyetidir.
23 Nisan, mağlubiyetin ağır gölgesi altında dahi hukuk üretebilme iradesidir. 23 Nisan, toplumsal acıyı kurucu bir siyasal akla dönüştürebilme kudretidir. İşte içinde bulunduğumuz 28. Yasama Dönemi’nde de ülkümüze gönül vermiş 45 milletvekili dava arkadaşımla birlikte çatısı altında görev yapmaktan şeref duyduğumuz Gazi Meclisimiz, böylesi bir imanla yoğrulmuş, böylesi bir mücadeleyle kurulmuş, böylesi bir fedakârlıkla ayakta tutulmuş millî iradenin tecelligâhıdır.
Gazi Meclisimiz, aziz milletimizin istiklal beratı, istikbal ruhsatı, istikrar sancağı, itibar membağıdır ve ilelebet payidar kalacaktır.
Ulusal egemenlik ifadesi manasını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, çocuk bayramı ifadesi ise manasını evlatlarımızın neşesinde bulmaktadır. 23 Nisan’ın gelecek nesillerimize armağan edilmiş olması ne talihi bir tercih, ne tesadüfî bir irade, ne de temelsiz bir tasarruftur.
23 Nisan’ın Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanması, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk nesillerine verdiği önemin en açık tezahürlerinden biridir.
Çünkü devlet yalnız bugünün emniyetini sağlamak için bulunmaz. Dünün hafızasını, bugünün mesuliyetini ve yarının emanetini aynı süreklilik düzeni içinde taşımak için kurulur.
"ÇOCUK CANLI CEVHERİMİZDİR"
Çocuk ise bu sürekliliğin en saf, en narin ve en belirleyici varlığıdır. Bir milletin geleceğe dair iddiası en berrak şekilde çocuklarına bakışında görünür. Zira çocuk, yalnız korunması gereken bir emanet değil, devlet fikrinin yarına uzanan canlı cevheridir.
Çünkü çocuk, ailenin sevinci olduğu kadar milletin devam fikridir. Çocuk, bir okulun öğrencisi olduğu kadar devletin yarınki insan mayasıdır. Korunması gereken bir emanet olduğu kadar toplumun ahlaki seviyesini gösteren en berrak aynadır.
Bir milletin çocuklarına bakışı aslında kendi geleceğine bakışıdır. Bir devletin çocukları koruma biçimi ise yalnız bugünkü şefkatini değil, yarına dair tasavvurunu, insan anlayışını ve medeniyet iddiasını da ortaya koyar.
Hâkimiyet millet nezdinde egemen kılınırken, çocuklarımızın varlığında ebedî kılınmıştır. İşte bu sebeple 23 Nisan, atiye olan ahdimizdir.
Evlatlarımız bu topraklarda sürecek hükümranlığımızın, yazılacak hikâyelerimizin, söylenecek sözlerimizin, yazılacak şiirlerimizin, dilden dile dolanacak türkülerimizin beyannamesidir.
"EĞİTİM MİLLETİN İSTİKBAL MESELESİDİR"
Değerli dava arkadaşlarım, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın bizlere yüklediği en ağır vazifelerin başında hiç şüphesiz eğitim gelmektedir.
Nitekim Millî Mücadele yıllarında savaş bütün şiddetiyle devam ederken ve hatta Polatlı’dan duyulan top sesleri Ulus’ta yankılanırken Ankara’da toplanan Birinci Maarif Kongresi, bıçak kemiğe dayanmış, düşman kapıya dayanmış olsa dahi topyekûn kurtuluş iradesinin cephede olduğu gibi eğitimde de tesis edileceğini göstermiştir.
1921 yazında savaş şartları altında Ankara’da toplanması, eğitim meselesinin Cumhuriyet’in ilk yıllarında talihî değil, kurucu bir başlık olarak görüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır.
Savaşın en kritik anında, Türk millî eğitiminin esaslarının belirlenmesinde tarihî bir adım olan bu kongre, eğitimin ertelenemez bir millî ihtiyaç olduğunun tarihî simgesidir. Eğitim günübirlik siyasi çekişmelerin, dar ideolojik hesapların, kısır polemiklerin konusu değildir.
Eğitim doğrudan doğruya millî beka meselesidir. Eğitim milletin istikbal meselesidir. Eğitim, ağacın yaşken eğildiği, karakterin küçük yaşta yoğrulduğu, bir milletin yarınlarda nasıl bir hüviyete kavuşacağının tayin edildiği hayati bir merhaledir.
"TÜRK GENÇLİĞİ SERTİFİKA KOVALARKEN HAYATI KAÇIRAN BİR GENÇLİK OLMAMALIDIR"
Okullarımız, ilim ve fennin zihinlere kazındığı kadar vatan ve millet sevgisinin minik yüreklere nakşedildiği asli mevzilerdir. Okullarımız, İstiklal Marşı’nın tarihî önemiyle birlikte anlamının kavrandığı, özgürlüğün kıymetinin öğretildiği, aidiyet duygusunun evlatlarımızın ruhlarında kök saldığı şahsiyet inşa alanıdır.
Millî eğitim ile temel hedefimiz, diploma sahibi fakat istikametsiz evlatlar değil, vatan bilen, yurt bilen, milletini seven, devletini sayan, fikri diri, ahlakı metin, iradesi sağlam nesiller yetiştirmektir. Türk gençliği test ile tost arasına sıkışmış, beş şık arasına hayallerini sığdırmak zorunda kalmış, sınavdan sınava koşup puan biriktiren, sertifika kovalarken hayatı kaçıran bir gençlik olmamalıdır.
Türk gençliği, cebri bildiği kadar besteyi de duyan, fiziği kavradığı kadar edebiyattan anlayan, teknolojiyle büyüyen fakat sanattan kopmayan, dünyayı tanıyan fakat kendi köküne yabancılaşmayan bir anlayışla yetiştirilmelidir.
Millî Eğitim Bakanlığımızın bütçesinin, fiziki yatırımlar kadar çocuklarımızın ruhlarına, karakterlerine ve kabiliyetlerine nasıl dokunduğunu konuşmamız gerekmektedir. Kaynaklar tuğlaları yükselttiği kadar ufukları da genişletmelidir.
Yeni sınıfların kapısını açtığı kadar genç nesillerin ruh ve beden sağlığını da önceliklendirmelidir. Sıraları dizdiği kadar şahsiyetleri de inşa etmelidir.
Gerekirse bir ekmeği bölüşürüz, gerekirse lokmamızı küçültürüz. Ancak çocuklarımızı okumak istedikleri kitaplardan, araştırma yapacakları, zanaat öğrenecekleri atölyelerden, millî sporcu olarak yetişecekleri spor sahalarından, Türkçe şarkıları yükseltecekleri sahnelerden mahrum bırakamayız.
Matematikle parlayan zihinler kadar şiirle çözülen dillere, sporla disiplin kazanan bileklere, sahnede cesaret kazanan yüreklere alan açmalıyız.