MHP lideri Devlet Bahçeli: Demirtaş yuvasına dönmeli
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM'de partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Terörsüz Türkiye süreci için kararlılık vurgusu yapan Bahçeli, "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmet'ler makama, Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir." dedi.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında konuştu.
1 haftalık aramın ardından milletvekillerine seslenen Bahçeli, konuşmasında Terörsüz Türkiye hedefine de değindi.
Konuşmasının sonunda da, "Değerli arkadaşlarım; Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nettir" dedi ve şöyle devam etti;
"KÜRT KARDEŞLERİMİZLE TERÖR ÖRGÜTÜ YPG’Yİ YAN YANA GETİRMEK GAFİLLİKTİR"
Millî birlik ve kardeşlik duygumuzu karartmanın ve kaskatı hâle getirmenin emelini taşıyanlar, tarihin uçurumuna yakın bir yerde durmaktadır. Suriye’deki malum olayları Türkiye’ye taşıyıp Kürt kardeşlerimizi provoke etmeye çalışmanın iyi niyetle bağdaşır bir tarafı asla yoktur ve olmayacaktır. Kürt kardeşlerimizle terör örgütü YPG’yi yan yana getirmek, üst üste örtüştürmek fahiş bir gafilliktir.
"YPG'NİN ENTEGRASYONU MEMNUN EDİCİ"
Suriye Cumhuriyeti’nde yeni bir denklem, yeni bir paradigma, yeni bir yapı oluşmuştur. Bu durum beklenen ve olması gereken bir gayedir, ayrıca devletin egemenlik haklarıyla, siyasal, toplumsal ve toprak bütünlüğüyle doğrudan ilişkilidir ve bunu destekleyen, tescilleyen bir gelişmedir.
30 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG ve YPG arasında, 10 Mart mutabakatı ile 18 Ocak mutabakatı temelinde kapsamlı bir ateşkes ve askerî ile idari yapıların Suriye Cumhuriyeti’ne aşamalı entegrasyonu hususunda anlaşmaya varılmıştır.
Bu gelişme, Suriye’nin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uzun vadeli istikrarın sağlanması açısından belirleyici ve memnuniyet verici bir kavşak noktasıdır. Devlet otoritesi sağlanmıştır. SDG-YPG’li teröristler bulundukları mevcut hatlardan çekilecek, hükümete bağlı birlikler Haseke ve Kamışlı merkezlerine konuşlanacaktır.
SDG-YPG’ye bağlı üç tugaydan oluşan bir tümen kurulacak, Ayn el-Arab’daki silahlı unsurlar ise Halep’e bağlı birer tugay olarak yapılandırılacaktır. Askerî ve güvenlik entegrasyonunun tugaylar içinde bireysel bazda gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır. Yapılan anlaşmanın uygulama süreci dün başlamıştır.
"SURİYE'DE ÇOK ÖNEMLİ BİR ETAP GEÇİLMİŞTİR"
Suriye’de devlet içinde devletin olmayacağı, paralel bir ordunun hayalden ibaret kalacağı netleşmiştir.
Artık komşu ülkemiz Suriye’nin haritası tek bir renge bürünmüş, Siyonist emperyalizme kiralık tetikçilik yapanlar işgal ettikleri alanlardan çıkarılmıştır.
27 Şubat 2025 tarihinde PKK’nın kurucu önderliği tarafından yapılan Barış ve Demokratik Toplum çağrısı, 337 gün sonra Suriye’de de müspet karşılığını bulmuş ve böylelikle çok önemli bir etap geçilmiştir.
Onun bunun saçma sapan telkin ve tazyikine kapılmadan, su katılmamış mühtemelere aldırış etmeden, elimizi vicdanımıza koyup düşünelim ve sorgulayalım: PKK’nın kurucu önderliği 27 Şubat 2025 tarihinden itibaren verdiği tüm sözlerin ardında durdu mu? Durdu. Bölücü terör örgütünün lağvedilmesini ve silahların yakılmasını sağladı mı? Sağladı.
27 Şubat çağrısı PKK ile birlikte örgütün tüm bileşenleri için bağlayıcı oldu mu? Oldu. Madem maksat tahassül oldu, o hâlde bize düşen de PKK’nın kurucu önderliğine, DEM Parti’den tüm örgüt uzantılarına kadar saygı gösterilmesini istemek ve beklemektir.
"TARİHİ BİR FIRSAT KAPISI ARALANDI"
Araplar, Kürtler, Türkmenler ve diğer halkların birlik, dirlik ve kardeşlik içinde yaşaması için tarihî bir fırsat kapısı aralanmış, herkes somut gelişmeleri benimsemiştir.
Türkiye’de olduğu gibi Suriye’de de provokasyonların yaşanması mümkündür ve beklenmelidir, buna karşı azami derecede ve düzeyde sabırlı, tedbirli ve temkinli olmak herkesin ortak çıkarınadır.
Nusaybin’de bayrağımızı indiren alçaklar, Diyarbakır ve Tarsus’ta sahaya çıkan provokatörler, aynı amaç üzerinden millî birliğimizi yaralamaya kalkışan siyasî odaklar ne yaparlarsa yapsınlar, Pir Sultan Abdal’ın sözleriyle alayına sesleniyorum: “Koyun beni Hak aşkına yanayım / Dönen dönsün ben dönmezim yolumdan / Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım / Dönen dönsün ben dönmezim yolumdan.”
Merhum fikir pınarımız Hüseyin Nihal Atsız’ın haykırdığı gibi, yufka yüreklilerle çetin yollar açılmaz çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı’na; hâlbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin değeri topu topu bir sokak kaltaklığına iner.
"1 HAFTALIK ARANIN ARDINDAN SİZLERLE KAVUŞMANIN BAHTİYARLIĞINI YAŞIYORUM"
"Toplantımızı takip eden tüm vatandaşlarımızı, tüm kardeşlerimizi selamların en güzeli ile selamlıyor şükranlarımı sunuyorum.
Bir haftalık aranın hitabında meclis kurup toplantımızda sizlerle tekraren buluşmanın, kavuşmanın ve görüşmenin bahtiyarlığını yaşıyorum.
"İNSAN BAZEN BİR MEKTEPTEN DEĞİL, MUALLİMDEN ÇIKAR"
Merhum Mithat Cemal Kuntay’ın altı çizilmesi gereken bir düşüncesi vardır ve şöyledir: “İnsan bazen bir mektepten değil, bir muallimden çıkar.”
Bir bakıma, hakkın akıp giden hayatta bir mektep, başka türlü ifade edersek bir muallim, yani bir öğretmen değil midir?
Bu mektebin sıralarından ve bu muallimin nazarında siyasetin temel ve mecburi bir ders olmadığını kim inkâr edebilir?
Yine merhum Mithat Cemal Kuntay, Mehmet Akif isimli eserinde Can Beraberi arkadaşıyla bir diyaloğunu nakleder: Bir defasında merhum vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy Berlin’e gider.
Dönüşünde merhum Kuntay sorar: “Berlin’de ne var, ne oluyoruz?” Merhum Akif cevap verir: “Ne olacağız? Berlin’e gittim, elçimiz Kur’an tefsiri yazıyordu. İstanbul’a geldim, Fatih’teki hocalarımız siyaset konuşuyordu.
Ne olacağız? Artık anlarsın.” Elbette Müslüman Türk’ün ferdi olarak mikrokosmosda siyaset-felâket dengesini tutturması bununla ilgilidir.
"MHP VE CUMHUR İTTİFAKI, SADECE BUGÜNÜN DEĞİL YARINLARIN PARTİSİDİR"
Nitekim Allah’tan korkmayanın kuldan utanmasını beklemek boşuna bir hevestir. Biz hem Allah’tan korkan hem de kuldan utanan, mazisi 57 yılı bulan siyasi ve fikrî mücadelesiyle imanın, inancın ve milliyetçi iradenin muhik ve muteber burcu olan Milliyetçi Hareket Partisi’yiz.
Kararlılıkla ifade etmem gerekirse Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhur İttifakı, bütün Türkiye’nin, bütün Türk milletinin, hatta Türk-İslam dünyasının sadece bugünün değil yarınların da partisidir. Geçmişle geleceği birbirine bağlayan fazilet, feraset ve fikir köprüsüdür. Ez cümle millî umutların düşmeyecek sancağıdır.
Bizim folluğumuzda kuluçkaya yatıp başka kümelerde yumurtlayanların, çıraklık dönemini aramızda geçirip gıcırdayan başka kapı diplerinde ustalık taslayanların milliyetçi-ülkücü hareketi hakkıyla idrak edip layıkıyla ifade etmeleri neredeyse imkânsızdır.
"BİZİM ÇAMUR ZİHNİYETLERE, ÇAMURLAŞMIŞ SİYASETE KAPIMIZ SÜNGÜLÜDÜR"
Hazreti Mevlana’nın dediği üzere her insan bir yağmur damlası gibidir, kimisi düşer çamura, kimisi düşer gül yaprağına. Çamurla karışan çamur atar, gül bahçesinde olan ise mis kokular yayar etrafına. Bizim çamur zihniyetlere, çamurlaşmış siyaset zıpçıktılarına yüzümüz dönük, kapımız süngülüdür.
Ruhu bedenine egemen olan bir insanda görülecek davranış kalıbı öncelikle itidaldir; şayet insan itidalin pusulasıyla hareket ederse çetin imtihanları, zorlu engelleri birer birer aşacak yürekliliğe ulaşacaktır.
Gerçek yüreklilik bilek gücü veya kas birikimiyle değil, aklın ve ahlakın adalet çizgisinde sapmadan ve savrulmadan ilerleyişiyle tecelli edecektir.
İşte böylesi bir erdeme ve bundan mütevellit erinç hâline müstakim bir tutumla müstahak olanlar, yaptıkları her işle, attıkları her adımla, ağızlarından çıkan her sözle hayranlık ve hürmet uyandıracak, yanlışın ve yanılgının boşluğuna da hiçbir zaman düşmeyeceklerdir.
Halk ozanımız Yunus’un dediği gibi, “Az söz erin yükü, çok söz hayvan yüküdür.” Çok sözle yüzümüzü kızartıp mahcubiyet duyacağımıza, az ve öz söyleyip hafızalarda derin izler, vakitler bırakacak maharete sahip olmak lazımdır.
"TÜRKİYE TARİHİ EŞİKTEN GEÇİYOR"
Yapılan konuşmalarda, paylaşılan görüş ve düşüncelerde bir mâkesin, bir de makusun şaşmaz gerçeğiyle karşılaşırız.
Şayet sesimizi değil de sözümüzü yükseltir, üstelik bu yüksekliği millî ve manevî değer hükümleriyle perçinler, hepsinden mühimi ülkemizin menfaatini diğer bütün şahsî ve siyasî menfaatlerin önünde ve üstünde tutarsak, o zaman tezahür eden her söz, her düşünce, her görüş millet vicdanında mâkes bulacaktır, çünkü aziz millet varlığının basireti tıpkı tükenmez bir cevher gibidir.
Fakat cümle cümle mağlubiyetle iade edilmiş, çelişki çukurlarına düşen açıklamaların, ahlaki safiyetten ve kalbî samimiyetten mahrum, ilke ve içerik yoksunu istismarcı çıkışların talihi, biliniz ki makustur. Bu makus düşünce ve ezberlerin millet huzurunda ne bir karşılığından ne de bir değerinden bahsedilebilecektir.
Hamasetin ilkesiz çekiciliği hakikat ve haysiyetin itibarlı çehresini gölgelerse, emin olunuz ki atılan hiçbir adımın, söylenen hiçbir sözün bağlayıcılığı ve kalıcılığı olmayacaktır. Türkiye’mizin geçtiği tarihî eşik, hepimize, özellikle siyaset müessesesine ve siyaset yapan zevata ihmal edilemez sorumluluklar yüklemektedir.
Mâkeste buluşmak varken makusun tezgâhında bocalamak, akıl ve mantık ihlalinden başka bir şey değildir. Eğer taşımasını bildikten sonra insanda iki tür şuur hâli vardır. Birisi adalet şuuru, diğeri de tarih şuurudur. Kemale ermiş adalet şuuru bizi imanımızla bütünleştirip Allah’ın yolundan ayırmayacak, tarih şuuru ise vatan ve millet sevgisinin ana yatağı olacaktır.
Deniz fenerini andıran, aydınlık bir meşaleyi çağrıştıran bu yatakta oluşacak ve ortaya çıkacak fikrî atılımın tanım ve tarifi de elbette ve kesinlikle milliyetçiliğin ta kendisidir.
"ESKİ KAFAYLA YENİ YÜZYIL OKUNMAZ"
Türk milliyetçilerinin süresel ölçekli iddia ve hedefleri her zaman vardır ve bilinmektedir. 21. yüzyılda dünyanın daha yaşanabilir, daha insani, daha adil, daha huzurlu ve daha sevimli olabilmesinin bir yolunun da böyle bir anlayışı zenginleştirmekten geçtiği açıktır.
Huzursuz ve istikrarsız bir dünyada hiç kimse güvende değildir. “Bize bir şey olmaz” mağrurluğu, “her koyun kendi bacağından asılır” mantığı ve “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” masalı, alıcısı olmayan, satıcısı bulunmayan çürük ve küflü mal gibidir. Eski kafayla yeni yüzyılın fırsat verişlerini okumak, bununla bağlantılı siyasi ve stratejik düşünceye mâlik olmak, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Dijitalleşmenin sürekli çıta yükselttiği, iletişim ve ulaşım teknolojilerinde göz kamaştıran sıçramaların yaşandığı bir zaman tünelinde insan iki durumla eş anlı karşı karşıyadır. Birisi kalabalıklar içindeki yalnızlık, diğeri de yalnızlığın tam ortasındaki uğultulu kalabalıklardır.
Mitolojide anlatılan, yüzüne bakanın taş kesildiği yılan saçlı üç kadından birisi olan Gorgon, adeta insan varlığının tam göz hizasındadır. Mesele insanın baştan ayağa taş kesilmesi değil, asıl muharrik sorun kalbin katılaşması, vicdanın taşlaşması, merhamet duygusunun kapanmasıdır. Geçmişin şimdiki zamanı bellektir, hafızadır.
Zamanın fırtınalı atmosferinde belleğin limanına ihtiyaç duymak son derece normal ve anlaşılır bir insani hâldir, ancak bu limanda sıkışıp kalmak, geleceğin dünya tablosunda bir nevi kenarda beklemek, yedek kulübesinde atıl ve aciz şekilde oturmak demektir.
"TÜRK MİLLETİ ASLA BEKLEMEZ"
Türk milleti asla beklemeyecek, bilahare beklenen, özlenen, yolu gözlenen, müşfik ve müteaklis bir kudret olduğunu devamlı surette ispat ve ihsas edecektir. Bu kapsamda Türk siyasetçisinin, millî ve manevî değerler kümesinden ayrılmayan Türk aydınlığının müessir bir dünya kavrayışı olmalı, çağın rotasını tayin etme iddiasıyla mündemiç fikir ve politikalar geliştirmelidir.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE HEDEFİ
Tasavvur, tahayyül ve tekniklerimizin ana çerçevesinde de “nasıl bir dünya, nasıl bir Türkiye” sorularına verilecek kalıcı ve kader belirleyici cevaplar oluşturulmalıdır.
Kuru bir taklitçilik yerine özgün, özgüvenli ve öz değerlere bağlı fikir ve politika atılımlarıyla bezenecek müstesna projelerin arayışında olmak, bunları ekonomik, sosyal ve siyasal olayların akışıyla eklemlemek, medeniyet müktesebatımızın bize yüklediği başlıca sorumluluktur.
İnsanlığı zorlu bir gelecek beklemektedir, bu nedenle gerek millî kaderimiz gerekse küresel kaderimiz üzerinde söz ve iddia sahibi olmaktan başka diğer tüm seçeneklere kapalı olmak durumundayız.
Terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedefleri, Türk milletinin kaderine aracısız ve fazlasız sahip çıkma hamlesidir. Kim veya kimler bu hedeflere dudak büküyorsa kuraktır, kukladır, korkaktır, karanlıktadır. Kim veya kimler söz ve eylemleriyle bu hedefleri baltalama baçındaysa maksatlıdır, marazlıdır, mahsurludur, maşadır.
Kim ve kimler mâkesin yerine mâkusu tercih ediyor, gülün yerine çamura başvuruyorsa, bu surette terörsüz Türkiye, terörsüz bölge hedeflerini sekteye uğratmak için tetikte bekliyorsa, ülke ve millet aleyhine tertip içinde olan güdümlü işbirlikçilerdir
"KARDEŞÇE YAŞAMALIYIZ"
Değerli arkadaşlarım, demokrasimizin, özgürlükleri ve insan hakları politikalarını el birliği ve iş birliği ile geliştirmenin makul ve mümkün yollarını bulup hayata geçirmek hem zorunlu hem de önemlidir.
Milliyetçiliğin fikir prizmasından baktığımızda; demokrasinin, özgürlüklerin ve insan haklarının istismarına fırsat verilmeden, sinsi ve hain emelleri maskelemesine dikkat ve uyanıklık göstererek güçlendirilmesi kuşkusuz vazifemizdir.
Aynı şekilde ülke ve millet bütünlüğü ile demokrasiyi, birbiriyle çelişen değil birlikte gelişen bir bakış açısıyla ele almalıyız.
Yine demokratik hukuk devletinin, bütün Türk vatandaşlarının bir arada daha mutlu ve daha huzurlu yaşamasının asgari şartlarından biri olduğu konusunda tereddüt uyandırmayacak bir samimiyetin ve saydamlığın sergilenmesine ihtiyaç olduğunu unutmamalıyız.
Siyaset kurumunun inisiyatif ve itibar kaybının temel sebeplerinden biri olan seviyesiz ve tutarsız günübirlik söylem ve davranışlardan mutlak surette uzak durulmalıdır. Siyasetçinin siyaset alanını daraltma değil, siyaseti zenginleştirme ve itibar kazandırma gibi esaslı bir işlevinin bulunduğu göz ardı edilmemelidir.
Siyaset alanına ve siyaset etme tarzına dair böyle bir duruş ve kararlılık, hepimizin müşterek sorumluluklarının en başında gelmektedir. Bilinmelidir ki cumhuriyet ile demokrasi, temiz, seviyeli, ahlaklı ve ilkeli siyasetle birbirlerinin sigortasıdır.
Türk milletinin hangi kökenden, hangi meslekten, hangi mezhepten olursa olsun bütün mensuplarının bir arada kardeşçe yaşamasını temin ve teşvik etmek demokratik rejimin asli görevidir.
Bu sürecin önünde engel ve sıkıntı oluşturan kurumsal ve yasal düzenlemeleri iyileştirmek de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temel varlık sebeplerinden biridir. Birliktelik ve dayanışma kültürünün önemini kabul etmeyenlerin ya da ediyor gibi görünüp sürekli çark edenlerin, farklılık ve çatışma noktalarının kurumsallaşmasına sürekli vurgu yapması demokrasiye değil anarşiye çanak tutmaktır, gerçek duygusal kopuş da aynen böyle doğacaktır.
Çünkü özünü milletimizin ortak değerleri ve özlemlerinin belirlediği kamu ruhu ve alanını taşa tutmanın ve tartışmayı açmanın ne demokrasiye ne de ülkemize bir faydası dokunamayacaktır.
"GÖNLÜ TEMİZ OLANIN GÖZÜ DAHA İYİ GÖRÜR"
İnsan, sustuğu şeyler kadardır, insan insanı anlatamadığı yerden anlaşılabiliyorsa yakındır.
Biz söylenenler kadar söylenmeyen şeylere de kulak veriyoruz fakat anlayış gösterirken anlaşılmayı da bekliyoruz ve bunun karşılıklı bir emek ve erdem faaliyeti olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Geliştirici iş birlikleri kurmanın yegâne yolu, sırf anlaşılmaya değil, anlamaya yönelik adımlar atmaktır. Gönlü temiz olanın gözü daha iyi görecek, kulağı daha iyi duyacak, ağzından saçılacak her kelime kutuplaşmayı değil kucaklaşmayı sağlayacaktır.