BIST2.005,10%13.4098
USD13.4128%0.45
EURO15,2084%0.46
ALTIN790,74%0.10

Dinsiz eğitim olmaz!

Yaşar Değirmenci

Abone OlGoogle News
28 Kasım 2021 09:07

Desek ki; karma eğitimin kaldıralım, desek ki, ‘Osmanlıca dersi çok önemli. Harf inkılabından önceki eserlere ulaşamıyoruz. Mutlaka eğitimimize girsin. Desek ki; Din ihtiyaçtır. Bu çocuklara uygulamalı din eğitimi verelim. Suya girmeden yüzme öğrenilemeyeceği, bisiklete binmeden bisikletin bile kullanılamayacağı gibi. Desek ki; 28 Şubat’tan önce İHL’lere olan rağbet, ailelerin çocuklarını imam yahut müezzin yetiştirsin diye değil; o okullar, çocukları ahlaksızlığa bulaştırmadığı, öğrencileri koruyup-kolladığı içindi. Normal liselerde de benzer uygulamalar olsa düz liseler revaçta olurdu. Desek ki; Türkiye dışarıdan sömürgeleştirilemedi. İşgal edilmeyen tek ülke olduğu halde içerden eğitimle sömürgeleştirildi. Fiili değil, zihni işgal! Ruhumuz, zihnimiz, iç dünyamız Batı’ya teslim ettiğimiz emperyalizmin emrindeki eğitimle güdülen sürü haline getirildik. Sıradan adamların sıradan dünyasında yaşıyoruz. Bu toplumun ruhu İslâm, bizdeki eğitimle hayatımıza girmiyor.

Eğitim anlayışımızı, hayat ve insan anlayışımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. İçinde bulunduğumuz şartları da düşünerek. Diğer bir ifade ile “Biz kalarak değişmek, değişerek biz kalmak!” İşte bütün mesele! Hayatımızda düşünceye, duyguya, sorumluluğa, sevgiye saygıya, itidale, insafa vicdana edep ve hayâya daha çok yer vermeliyiz. Asla unutulmamalıdır ki hayır ile şer arasında, doğru ile yanlış arasında, ihanet ile sadakat arasında, nur ile zulmet arasında, gaflet ile basiret arasında, istikamet ile dalalet arasında, hak ile batıl arasında, izzet ile zillet arasında, maruf ile münker arasında tarafsız olunamaz. Tarafsızlığı sorumluluktan kaçışın vasıtası olarak kullanmak vebaldir. Bu vebal ve sorumluluktan kurtulmanın yolu Kur’an-ı Kerim, siyer ve hadis-i şeriflerin eğitimimizin esası olmasıdır. Eğitim; insandaki gizli kabiliyetleri ortaya çıkarması, iyi insan yetiştirmesi, bilgiyi öğretirken “fayda” ilkesine dikkat etmesi, eğittiği insanları istikamette tutması, sözle-davranışı birleştirmesi gerekmez mi?

Eğitim; bir nevi kendi ruh köklerinden gelen kültür mirasının gelecek nesillere intikalini sağlayan süreç değil mi? Eğitim; toplumdaki sosyal veraseti (medeniyet, ahlak vs.) iletmesi gereken bir vasıta değil mi? Biz kimiz, neyiz, ne yapıyoruz? Sürü müyüz, yoksa şahsiyet mi? Öpmeye kıyamadığımız; Rabbimizin bize en büyük emaneti olan yavrularımızı niçin istediğimiz gibi yetiştiremiyoruz? Çocukları üzerinde hassas bir aile olduğumuz halde ne oluyor da pırıl pırıl okullara verdiğimiz yavrularımız bu hallerini koruyamıyorlar? Hata nerede, sıkıntı nerede, çare ne? Bizi biz yapan değerler, şahsiyetimiz, kimliğimiz, aidiyet duygumuz… bunlar ne olacak? Her şeye fiyat biçilen bir dünyada bizim değerimiz olmasın mı? Mukaddesi, kutsalı olmayan bir eğitimin iflas ettiği gerçeğini ifade etmek durumundayız.Allah Teala dini; “İnsanlığın dünyevi ve uhrevi saadeti” için göndermiştir. O dinin yaşanmasında örnek alınacak ilk şahsiyet, Peygamber Efendimizdir. Kur’an-ı Kerim’deki ifadesiyle bizler için “üsve-yi hasene” güzel bir örnektir. Bir tarih dönemi, bir değişim gösterilemeyecektir ki İslâm’sız izah edilebilsin. Son yüz yıldır ‘dinsiz eğitim’in laiklik adına eğitime hâkim olması, çekilen sıkıntıların kaynağıdır. Bize mahsus laikliğin yerleştirilmesi; dinsiz (din dışı) eğitimin dışındaki eğitime imkan verilmemesidir. Yetişen nesil (kuşak) de İslam’dan, Peygamberimizden habersiz yetiştirilmesidir. Bir Müslüman olarak yaşadıklarımızı nasıl değerlendirmeliyim? Buyrun:

Evlâtları ve nesilleri Kur’ân ile yetiştirmek; Cenâb-ı Hakk’ı razı eder, Peygamber Efendimizi hoşnut ve mesrur eder. Bu vazifenin ihmâli ise, Cenâb-ı Hakk’ın gazabına ve Allah Resulünün hüzünlenmesine sebebiyet verir. Peygamberimiz; yedi evlâdının altısını, kendi sağlığında kaybetti. Elleriyle defnetti. Fakat en çok üzüldüğü hâdise, kendi evlâtlarının vefatı olmadı. Bi’r-i Maûne hâdisesinde, Ashâb-ı Suffe’de yetişen 70 talebesine pusu kuruldu. Yetmişi şehîd oldu. Bu hâin saldırı karşısında, Resulüllah Efendimizin gözlerinden dolu dolu yaş aktı ve bir ay, lâ-yenkatî (kesintisiz) bu pusuyu kuranlara beddua etti. Fahri Kâinât Efendimiz, şahsına yapılan zulüm ve hakaretlere karşı beddua etmezdi. Tâif’te taşlandı, bedduâ etmedi. Uhud’da dişi kırıldı, beddua etmedi. Fakat Kur’ân talebelerine yapılan zulmün karşısında, beddua etti. Peygamber Efendimizin üzerinde durduğu en kıymetli zümre, O’nun rahle-i tedrîsinde yetişen ashâb-ı suffesi idi. Yani seçkin Kur’ân talebeleri idi.

Bugün de aynı hissiyat içinde, Peygamberî bir ahlâk ve şuur ile Kur’ân talebelerine gösterilecek ihtimam, alâka, hizmet ve gayretler de Efendimiz ile aynı muhabbeti paylaşmanın güzel bir hâlidir ve ashâb-ı suffe olabilme iştiyak ve gayretinde bulunanlar için güzel bir nasip ve hissedir. Ecdadımız bu nasip ve hisseye mazhar olabilmek için eğitim külliyeleri içinde ‘dâru’l-huffâz’lar kurmuşlardır. Orada müstesna ehl-i Kur’ân ve hamele-i Kur’ân şahsiyetler yetişmiş ve cümlesi bütün devletlerimize şifâ ve rahmet vesilesi olmuştur. Çünkü Rasûlullah Efendimizin en büyük sevinci de, nesillerin yetişmesiydi. Biraz siyer bilgimiz izah eder. Hazreti Peygamberin dâr-ı bekaya irtihal ettikleri günün sabah namazıydı. Efendimiz oda kapısının perdesini kaldırdı ve o esnada Hazreti Ebubekir’in imamlığında namaz kılan sevgili ashabını son defa seyretti. Onları (yani yetiştirdiği o müstesna nesli, ardında bıraktığı o güzîde insan mîrâsını) yan yana saf tutmuş, cemaatle namaz hâlinde gördü. Bundan son derece memnun kaldı ve sürur içinde tebessüm buyurdu. Bu hâdiseyi anlatan Hazreti Âişe Validemiz diyor ki:

“Rasûlullah, ashabının namaz kılışını tebessüm ederek seyrediyordu. (Arkasında güzel bir nesil bırakmanın huzuru ve süruru içindeydi.) Allah Resulünü hiçbir vakit böylesine sevinçli bir hâlde görmemiştim.” Şu hadis-i şerif üzerinde de düşünmek lazım. “Herhangi birinizin elinde bir hurma fidanı varken, kıyâmet kopacak olsa, derhal onu diksin!”

Unutmamak lazımdır ki asıl sonuç, hizmeti hizmet olarak ilk fırsatta yerine getirmektir. Yarınları, ancak bugünü böylesine bir şuur ve hizmet anlayışıyla değerlendirenler şekillendirecektir. O halde kıyamet şartlarında bile eğitim ve hayır hizmetleri aksatılmadan yürütülmelidir. Toplum fideliğine nesil ve hizmet fideleyenler, bir şekilde mutlaka bu gayretlerinin sonucunu göreceklerdir. Ülkedeki beklenen neslin gelişimini böylesi bir hizmet bilinciyle beslemek, desteklemek hadisimizin günümüze yönelik çağrısı olsa gerektir.

Müminler, hayırlı işlerde zaman kaybına razı olmaz ve şartların doğacak netice için uygun olup olmadığına pek fazla önem vermez, hizmeti ertelemezler. Nitekim hadisimizde, asıl netice olan fidanın meyve vermesi ve halkın ondan istifade etmesi değil, fidan dikimi hizmetinin geciktirilmeden hatta kıyâmetin kopmasına bile bakılmadan yerine getirilmesi dikkate alınıp açıkça tavsiye edilmiştir. Bu, hayrın işlenmesinin, hizmetin görülmesinin neticesinden daha önemli olduğu anlamına gelir.

Bugün dijital işgal (internet, televizyon, internet sosyal medya bağımlılığı, reklâmlar da) evlâtlarımıza pusu kuruyor. Yangınlarda yanan insanlara nasıl derin bir üzüntü duyuyor ve onların imdadına koşmak istiyorsak, manevî yangınlarda helâk olan nesillerin ızdırabını da yüreklerimizde hissetmeliyiz. Bunun için elimizden gelen gayreti ve fedakârlığı sergilemeliyiz. Elbette ilk olarak evlâtlarımızdan başlamalıyız. Bizler de, Rasûlullah Efendimizi sevindirmek, memnun ve hoşnut etmek istiyorsak, evlâtlarımızı İslâm şahsiyetiyle yetiştirmek için, Kur’ân eğitimine gönderelim. Bu vazifemizi ihmâl etmemizin, Resulullah Efendimizi mahzun ve mükedder eyleyeceğini unutmayalım. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Faydasız işleri terk etmesi, bir kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.” İmanımızı hayatımıza yansıtalım. Dünya ve ahiret için faydalı işler yapmaya gayret edelim. Özümüz ve sözümüz bir, tavır ve davranışlarımız güzel, âkibetimiz cennet olsun. Yazımı Peygamber Efendimizin şu duasıyla bitiriyorum: “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” Bugün dijital işgal (internet, televizyon, internet sosyal medya bağımlılığı, reklâmlar da) evlâtlarımıza pusu kuruyor. Yangınlarda yanan insanlara nasıl derin bir üzüntü duyuyor ve onların imdadına koşmak istiyorsak, manevî yangınlarda helâk olan nesillerin ızdırabını da yüreklerimizde hissetmeliyiz. Bunun için elimizden gelen gayreti ve fedakârlığı sergilemeliyiz. Elbette ilk olarak evlâtlarımızdan başlamalıyız. Bizler de, Rasûlullah Efendimizi sevindirmek, memnun ve hoşnut etmek istiyorsak, evlâtlarımızı İslâm şahsiyetiyle yetiştirmek için, Kur’ân eğitimine gönderelim. Bu vazifemizi ihmâl etmemizin, Resulullah Efendimizi mahzun ve mükedder eyleyeceğini unutmayalım. Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Faydasız işleri terk etmesi, bir kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.” İmanımızı hayatımıza yansıtalım. Dünya ve ahiret için faydalı işler yapmaya gayret edelim. Özümüz ve sözümüz bir, tavır ve davranışlarımız güzel, âkıbetimiz cennet olsun. Yazımı Peygamber Efendimizin şu duasıyla bitiriyorum:“Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.”

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı