BIST1.409,02%8.6983
USD8.6648%-1.22
EURO10,3173%-1.34
ALTIN495,62%-1.43
Akit HaberYazarlarYaşar DeğirmenciSon tartışmalar vesilesiyle bir ufuk turu

Son tartışmalar vesilesiyle bir ufuk turu

Yaşar Değirmenci

Abone OlGoogle News
06 Haziran 2021 07:38

Allah’ın vaadi açıktır; Allah, kıyamet gününe kadar her türlü savaşa, yıkıma, kâfirlerin zulmüne, şeytanın keyfine, münafıkların fitnesine, Müslümanların gevşekliğine rağmen İslam dinini yaşatacaktır. İman coşkunluğuyla kendimize ait usul ve üslûpla, Kur’ân ve Sünnet’e bağlı kalarak hayat tarzımızda yerini alması, teoride, düşüncede bırakılmayıp pratiğe dönüştürülmesidir.

Dönem dönem Müslümanlar Allah’ın dinine layık yaşadıkları için Allah’tan yardım görecek, Allah’ın nurunu üzerlerinde taşıyacaktır. Müslümanlar dinlerinden uzaklaştıkça da Allah yardımını üzerlerinden çekecek, Allah’ın nuru üzerlerinde görünmeyecektir. Ama Allah’ın nuru asla kaybolmayacak ve O nurun bir sonraki nesle ilk günkü gibi aktarılmasına kimse engel olamayacaktır. (Bu hususta ayet ve hadislere bakılabilir.)

Asıl derdimiz, O nuru taşıyan ve Allah’ın desteklediği kadroda yer alıp almamaktır.

Allah’ın nuru İslam’dır, Kur’an’dır, Resulullahın yaşadığı/yaşattığı Müslümanlıktır.

Kâfirler İslâm’ın şartları, kuralları, kuşatıcılığı ve evrenselliğini ortadan kaldırmak, iman edenleri şüphe içerisinde bırakmak gayesi ile hiç durmadan savaşacaktır. Hepimize düşen İslâm’ı yaşayabilmek ve bir kişinin daha yaşayabilmesi için insanları Allah’a davet etmektir. İslâm ile insanı buluşturmaktır.

Bu dinin hâkimiyeti Müslümanların sayıca çok olmalarına bağlı değildir. Müslümanların dünya üzerinde hâkimiyet kurmaları, galibiyetten galibiyete koşmaları,mağlup olmadan her yere zaferle ulaşmaları, mü’minlerin dinlerini yaşamada gösterecekleri tavra göredir. Mazeretlere sığınmadan, her zaman ve zeminde yaşanan dinimizi ferdi, sosyal, bürokrasi ve devlet maiyetinde de göstermektir. Tabii üsveyi hasene (örnek yaşayışımızla) olarak…

Allah; eskimez, değişmez, inananlara göre şekillenmez olarak göndermiş olduğu İslâm dinini ve Kur’an’ını kıyamet gününe kadar yaşatacaktır.

Millî kültür ve medeniyet hareketimiz Kur’ân-ı Kerim ölçüsüne uymalıdır. Önce iman ve ahlâk, sonra bu iman ve ahlâktan kültür ve medeniyetin meydana geldiği, millet, devlet ve sosyal yapının esası, bu inancın ahlâk nizamıyla atılmıştır. Millîliği, milliyetçiliği, kültür ve medeniyeti sosyolojik olarak bilen veya bilmesi gereken siyasilerin, ilim ve fikir adamlarının putlaştırma, cehalet döneminin değişik bir versiyonunu yaşar hale gelmesi, getirilmesi iman ve tarih şuuru bakımından üzücüdür. Milliyetçi kesimde büyük hakkı olan merhum Nevzat Köseoğlu, CHP ile MHP’nin Kemalizm ortak paydasında buluşmasına âdeta cevap veriyor:

“Aynı dîne mensup milletler, aynı ‘hadler’ ile çevrili ve aynı üst hukukla kayıtlı olarak îman enerjisiyle kendi üslûbuna göre Müslüman bir hayat kurabilir. Türkler de İslâm’ın İslâm’ın hadlerine uymayan unsurları budamışlar, tadîl etmişler ve nihayet bu hadler içerisinde hayatı ve dünyayı yeniden kurmuşlardır.

Kültür ve medeniyetin âmilleri: “îman ve amel” Hayatı, yâni kültürü yapan âmiller ise amellerimizdir. Îman ile amel arasındaki münasebeti; Türk milletinin hayatını ve medeniyetin seyir çizgisini belirler. Îman güçlü olduğu müddetçe ameller ölçülerine uygun olarak tecellî eder, toplumda millî gerilim yükselir. Îman zayıfladıkça ameller ölçülerinden sapmaya başlar, toplumdaki millî gerilim düşer.” (Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler kitabının sadece önsözü, dikkatli bir şekilde okunsa yeter!)

Kitap Şuuru kitabındaki şu cümle üzerinde de düşünmek gerekir:

‘İmanda soğuma başladığında adalet, yerini zulme bırakır. Fertte ve toplumda ahlâk düşüklüğü çoğalır. Geleneklere kapanan kültür gittikçe katılaşır ve hayatiyetini kaybeder. Aydınlar, aynı zamanda yabancı kültürlere en açık kimseler olduğu için yabancı kültürlerde çâre aramaya başlarlar.’

Sekülerleşme, bugün Müslümanların en önemli meselelerinden biri. Modern zamanların en büyük imtihanlarından biri. Dünyaya teslim olmak, dünyaya batmak, dünyayla kayıtlı bir bilinç ve pratiğe sahip olmaktır. Önceliklerin arasına dünyanın yerleşmesidir. İslam dünyayı reddetmez, ama onu mabut edinmeyi kabul etmez. İki dünya dengesine dikkat eder. Bu dünya hayatının gelip geçici olduğunu ve ahiret hayatının da ebedi olduğunu söyler. Müslüman bilinci de iki cihanda saadet diler. Modernleşme ile gelen sekülerleşme, dünyevileşmeye yol açıyor. Bunu iki açıdan yaşıyoruz. Birincisi devletlerin politikaları ve baskılarıyla yaşanıyor diğeri de kapitalizmin serbest piyasa ve endüstri kültürüyle ürettiği beğenilerle. Türkiye sert sekülerleşmeyi en dramatik biçimde yaşadı. Sadece devleti sekülerleşmekle yetinilmedi, toplum da sekülerleştirilmeye çalışıldı. Bunun için devletin ideolojik aygıtları seferber edildi. Kurtuluş Savaşı Ayasofya’yı kapatmak, şapkayı kanunlaştırmak giymeyenleri idam ettirmek, harf inkılabı yaparak geçmişimizle bütün bağlarımızı koparmak, ezanı Türkçeleştirmek, Kur’an’la irtibatımızı kesmek ve laiklik için mi yerleştirildi! Tahrik ve hakaret etmeden, bir tarihi muhasebe yapıp, Batı’nın, diğer emperyalist devletlerin ve İslâm ülkeleri olarak bilinenlerin yaptıklarını ilmî ve fikrî olarak tahlil edemez miyiz?

Tarihimizi öğrenmek için Osmanlı düşmanlığı ile mi başlayacağız? Tabutuna hâciz konulacak hale soktuğumuz, sürgünde yaşattığımız, Türkiye’ye dönmesine yasak koyduğumuz sefalet içinde yaşamaya mahkûm ettiğimiz Osmanlı’nın padişahlarını ve ailesinin zulme uğratılıp, mazlum ve mağdur hale getirilmesinin vebalini hiç düşünmeyecek miyiz?

Yaşadığımız ülkeyi bize bırakanların mirasını (on milyon kilometrekare yüzölçümünden 780 bin kilometrekareye düşürdüğümüz) Lozan’ından, inkılaplar tarihine, Birinci TBMM’den ikinci meclise, İstiklal Harbi’nin başlangıcından 1923 Cumhuriyetin ilanına, 23’ten sonrasını, Tek Parti döneminden DP iktidarından itibaren ihtilallerin 27 Mayıs’ta başlamasından 15 Temmuz’a ve sonrasında yaşadıklarımıza kadar öğretilmesi şart değil mi?

Sadece peşin hükümsüz bir tarih okunmalı, okutulmalı, direk veya dolaylı Osmanlı düşmanlığı yapılmamalı. Milletin/ümmetin/insanlığın tek ümidinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğu unutulmamalı/unutturmamalı. Bütün İslâm dünyasında şehit tabutlarının üzerine olan diğer devlet mensuplarının sarıldığı Türk Bayrağı da bizi etkilemeli kendimize döndürmeli vesselam…

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı