BIST1.441,33%8.5161
USD8.5075%0.91
EURO10,2806%1.06
ALTIN499,17%1.56
Akit HaberYazarlarYaşar DeğirmenciAsrımızın putlarını yıkan ay: Ramazan

Asrımızın putlarını yıkan ay: Ramazan

Yaşar Değirmenci

Abone OlGoogle News
28 Nisan 2021 06:51

Oruç, sadece belli bir süreliğine aç kalmak değildir. Oruç yalnızca mide ile tutulmaz. Bütün uzuvların bu ibâdete iştirâk etmesi îcâb eder.

İslâm’ın beş temel esâsından biri olan orucu; yalan, gıybet, kovuculuk gibi zaaflarla zedeleyerek ecrini asgarî seviyeye düşürmek, büyük bir israftır. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur:

“Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini-içmesini bırakmasına kıymet vermez.” (Buhârî, Savm 8, Edeb 51)

Bu sebeple oruçta ağza bir şey girmemesine dikkat etmek kadar, ağızdan yanlış bir ifâdenin çıkmamasına da dikkat edilmelidir.

İmkânların paylaşımıyla ilgili olarak beşeriyetin geliştireceği usul ve sistemler ancak daha adil kabul edilme veya daha ikna edici olma özelliği bakımından başarılı sayılabilir. Fakat bu farkların tamamen ortadan kalkması/kaldırılması mümkün değildir. Zira bu durum ilahi iradeden ve bu iradeye bağlı evrensel yasalardan, zihin ve beden güçlerinin eşitsizliği, coğrafya ve beden farklılıkları, ekonomik ortam ve sistem farkları gibi doğal, pozitif veya ahlaki farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Buna göre rızkı verenin Allah olduğuna gönülden inanan kimseler için, kendisiyle başkaları arasındaki imkân farklılıkları bir bunalım, kıskançlık ve çatışma sebebi olmak yerine kişiyi yüce yaratıcı Rabbimizin lütfundan daha fazla talepte bulunma gayreti içine iten bir faaliyet, teşebbüs ruhu sağlayacak ama elde ettiği imkânların gerçek kaynağını görmezden gelmeyecek ve bunların kendisine yüklediği sorumluluğun bilinci içerisinde hareket edecektir. 38. âyette de bu sorumluluğun bazı esas maddelerine temas edilmiştir.)

“O halde akrabaya da hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. Bu, Allah’ın hoşnutluğunu isteyenler için en iyisidir. İşte gerçek kurtuluşa erenler de onlardır.” (30 Rûm 38)

“İnsanların malları içinde artsın diye faizli ödünç verdikleriniz, Allah katında asla artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte manevi kârlarını kat kat arttıranlar onu verenlerdir.”(30 Rûm 39) Ayrıca (2;275, 276 ve 3; 130) âyetler, zekat ve sadakanın artması hakkındadır. Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Yalnız şu iki kişiye gıpta edilir: Biri, Allâh’ın kendisine verdiği Kur’ân ile gece-gündüz meşgul olan kimse; diğeri, Allâh’ın kendisine verdiği malı gece-gündüz infak eden kimse…” (Buhârî, Müslim, İbn-i Mâce) Muaz bin Cebel (ra) şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz siz, sıkıntıların fitnesiyle imtihan edildiniz ve sabrettiniz. Yakında sevinçlerin fitnesiyle de imtihan edileceksiniz. Hakkınızda en çok korktuğum şey, altın bilezik takınan Şam’ın ince örtüsünü ve yemen kumaşını giyinen, zengini yoran, fakirden de bulamayacağı şeyi isteyen kadın fitnesidir.”

Her devrin imtihanı, fitnesi, putu farklı. İşte asrımızın fitnesi lüks, putları da süs ve israfın kol gezdiği evler ve insanlar. Kimi her sezon çıkacak moda elbiseleri kendine ilâh edinmiş; kimi çeşit çeşit yaptığı, zenginlerin davet edilip fakirlerin ancak resmine baktığı sofraları kurmayı kendine ilâh edinmiş. Kimisi çocuğuna tapar olmuş, kimisi güzelliğine. Herkes, kendisini sahip oldukları ile yüceltmeye çalışmış. Eşyayla eksiklerini makyajlamış, kusurlarının servetle örtüleceğini düşünmüş. Hâlbuki bunların hepsi, insanın kalbindeki boşluğu ve sapmayı gösteren birer işaretten başka bir şey değil ki!

Peygamber Efendimizi ve ashâb-ı kirâmı yücelten şey, onların döşemeleri, mobilyaları, kat kat elbiseleri, saymakla bitiremedikleri ayakkabıları, övüne övüne sergiledikleri paraları, evleri, bahçeleri, eşyaları değil ki! Onlar, bu fânî dünyanın bütün âlâyişini silip atmışlar kalplerinden… İnsanın iç dünyasına kök salan, orayı büyük bir puthâneye çeviren dünya bağlarını, sevgilerini silmişler gönüllerinden. Elbette onlar da dünyada yaşamış, ihtiyaçları kadar yemiş, içmiş, giyinmiş; ancak hiçbir zaman bunları bir övünme vesilesi hâline getirmemiş. Aksine en küçük bir meyilden, en küçük bir bağlılık ve alâkadan, aşırı sevgi ve yüceltmeden ölesiye korkmuşlar, titremişler. Asgarîyi tercih etmişler. Fakir olduklarından değil; zenginliği, övünmeyi, kibri terk ettiklerinden…

Bu Ramazan, bambaşka bir Ramazan olsun hepimiz için… Mîlâd olsun bu Ramazan… Kul gibi kul olmaya, Peygamberimize yakışır bir ümmet olmaya başlangıç olsun. Eşyaya değil, Rabbimize kul olalım.

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı