BIST89.321%1.43
USD6.5668%-0.21
EURO7,2116%-1.05
ALTIN338,46%-1.41
Akit HaberYazarlarYaşar DeğirmenciYetişme tarzınızı din haline getirmeyin!

Yetişme tarzınızı din haline getirmeyin!

Yaşar Değirmenci

24 Şubat 2020 13:40

İslâm; tevhid, tevbeye dayanan bir dindir. Bütün iman edenleri bu iman etrafında bir ve beraber olmaya davet eder. İhtilaf, çekişme ve bölünme dinimizce hoş karşılanmaz. İlmi ve entelektüel seviyede farklı anlayışlara sahip olmak ise dinimizce yasaklanmamış, aksine düşünen, üreten, aklını iyilik yönünde kullanan insan daima takdir edilmiştir. Dinimizin çizdiği sınırları aşmayan, esas (temel) değerleri inkâr etmeyen görüş ve düşünceler, bir zenginlik ve çeşitlilik olarak görülür.

Kitap ve Sünnet’in ruhuna uygun çerçevede dile getirilen bu görüşler, aynı zamanda dini düşüncenin her asra hitap eden, her hal ve şartta yaşanan bir dinimiz olduğunu,çağa hitap değil, çağlar ötesine de mesajını verdiğini unutmayalım.

İnsan hayatında aşırılığın en bariz (belirgin) hallerinden birisi de taassuptur. Bilerek veya bilmeyerek hayat tarzına giren taassup; bir şeye körü körüne bağlanma ve onun dışındaki her şeyi reddetme durumudur. Sorgulamadan, yargılamadan bir şeye bağlanmak, doğru ve yanlış olduğunu araştırmadan bağlılığını sürdürmektir. Yapılanları; Allah ve Resulünün ölçülerine vurarak değerlendirmemek, uyup uymadığını düşünmeden denileni yapmaktır. Peygamberimizin: “Dinde aşırılıktan sakının! Zira dinde aşırılığa kaçmak, sizden öncekileri helak etti” hadis-i şerifini de hatırımızdan çıkarmayalım.

Taassup, bağnazlık, fanatizm gibi kelimeler yerine kendi düşünce yapımızdaki kelimeyi unutuyoruz. O da ‘asabiyet’ kelimesi. Peki nedir asabiyet?

Asabiyet, bir insanın haksız da olsa kendi kabilesine yardımcı olması, yanlış da olsa aşiretinin yanında yer almasıdır. ‘Doğru kimden gelirse gelsin kabul, yanlış kimden gelirse gelsin red’ ilkesini yerine getirmeyip; kendi adamının her yaptığını doğru/yanlışsız, onun dışındakilerin doğrularını kabul etmeme saplantısına düşülmüştür. Peygamberimiz: “Asabiyet davası uğruna savaşan bizden değildir. Asabiyet (taassup) davası uğruna ölen bizden değildir” buyurarak bu kör bakışı reddetmiştir. Kimi zaman haksızlığa taraftarolmayı, zulme ve zalime alkış tutmayı, beraberinde getirir. İçinde bulunduğu yanlışları gaye haline getirince de ‘hedefe ulaşmakta her yol mübahtır’a götürür, fetvayı da dininden değil, nefsinden almaya başlar. Yalan, iftira, suizan, iç ve dış düşmanlarla ittifak, millet/ümmet/insanlık unutulur, din, devlet ve vatan düşmanlarıyla beraber hareket etme başlar. Karşısındaki anlayışları hor gören, farklı düşüncelere karşı tahammülsüzlüğe dönüşür.

Böylesine sığ, dar bir bakışla kendilerinin dışındakilerin, güçlü delillere sahip olması (edilleyi şeriyye olsa da) bile bir mana taşımaz. Farklı mezheb, meşrep ve siyasi görüşe sahip olmak; karşı çıkılmak, reddedilmek, kabullenmemek için yeterli olmaktadır. Bu hal; hakkın ve hakikatin peşinden koşmayı prensip edinen Müslümanca bir tavırdan ziyade hakikati kendi tekeline alan, mutlak anlamda hakikatin yalnızca Allah’a ait olduğu ilkesini göz ardı eden bir davranış modelidir. Bu zihin yapısında, tenkite, muhasebeye, fikre yer yoktur. Sadece Allah ve Resulüne yapılması gereken ‘mutlak itaat’ bu yapının yetişme tarzına yerleştirilmiştir. Müsamahanın/hoşgörünün yerini şiddet, birlik ve beraberliğin yerini ise dışlayıcılık almıştır. İstişarenin, fikir teatisinde bulunmanın yerini de her bir tarafın diğerini mağlup etme (yenme) almıştır.

Dinin sâbitelerini ilgilendirmeyen, değişken olarak yoruma ve içtihada açık görülen hususlarda ise farklılıklar yaşanması doğaldır. Bu farklılıklar, çeşitlilikler üzerinden Müslümanları ötekileştirme, reddetme, tekfir etme, dinin ruhuna uymaz.

Ehli sünnet âlimleri, ‘ehli kıbleden olan birinin tekfir edilemeyeceğini’ yani namazla yönünü kıbleye dönen bir Müslüman’a kâfir denilemeyeceği beyan edilmiştir. Muhaliflerine de yalnızca hatalı olduklarını söylemiş ve tekfirden uzak durmuşlardır.

Bugün bazı İslâm ülkelerinde ortaya çıkan ve yayılan tekfir hareketlerinin dini değil, büyük ölçüde siyasi olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır. Mezhebin, meşrebin, ırkın, rengin, dilin ve kültürün farklılığı (tarikatın, cemaatin, vakfın, derneğin, siyasetin, vs.) Müslümanları birbirinden uzaklaştırmamalı, aksine bütün farklılıkları yaratan yüce Allah’ın kudreti, azameti önünde buluşturmalıdır.

Yaşar Değirmenci

Akit TV köşe yazarı