BIST2.011,16%13.4478
USD13.4637%0.83
EURO15,2800%0.93
ALTIN792,38%0.30

Türk dünyasının bekası, Kazakistan’ın bağımsızlığına bağlıdır

Sabri Balaman

Abone OlGoogle News
11 Ocak 2022 07:01

Sovyet sonrası dönem Türkiye ile Türkistan ve Kafkasya’da bulunan Türk devletleri ve toplulukları arasında ciddi fırsatlar sunmuştur. Özellikle bağımsızlıklarını kazanmış olanlar arasında çeşitli işbirliği imkânları düşünülmüştür. Aradan geçen süre zarfında henüz istenilen mesafenin kat edilemediğini söylemek mümkünse de her şeye rağmen atılan adımlar karamsarlığa düşmememiz için Türk dünyasını diri tutmaktadır. Kazakistan, en geniş sınırlara sahip Türk Cumhuriyeti olarak ayrı bir öneme sahip, jeopolitik teorilerde hep dikkate alınmak durumunda olan bir ülke. Kazakistan, dünyanın kalbi olarak değerlendirilen hem bölgesel hem de küresel aktörlerin dikkate alması gereken bir aktör olarak göz önünde bulundurulmalıdır.

Uluslararası ilişkilerde güç merkezinin Batı’dan Doğu’ya doğru tekrardan el değiştirmeye başladığı “Yeni Büyük Oyun’da, kalpgâh’ın adresi” konusunda farklı yaklaşımlar söz konusu olsa da tüm gelişmeler bizi “Kafkasya-Orta Asya-Güney Asya Jeopolitik Üçgenine götürüyor. Burada esas olan husus, bu yeni dünya düzeninin yıkıcı bir savaş ya da yıpratma savaşları sonrası mı inşa edileceği; yoksa işbirliğini merkeze alan yapıcı bir yaklaşımın mı sürece hakim olacağı net olmamakla birlikte zamana ihtiyaç duyulmaktadır.

Başta Kazakistan ve Türk Konseyi olmak üzere, bu coğrafyanın merkezinde yer alan Türk-İslam Dünyası, ikinci yaklaşımın/tezin savunuculuğunu yaptığı düşünülebilir. Bu fikir, hiç kuşkusuz, Doğu ile Batı arasındaki güç mücadelesinde Merkezi Asya’nın “yumuşatıcı tampon” rolüne de ihtiyaç duymaktadır.

Bölgede son dönemde ortaya çıkan planlı/sistematik krizlere karşı, coğrafyanın kendi içinde diplomasi-işbirliği mekanizmasını başarılı bir şekilde ortaya koyması da bunu fazlasıyla teyit ediyor. Bu anlamda sahip olduğu coğrafi büyüklük, farklı etnik ve dini toplulukları barındıran demografik özellikleri ve tecrübeli vizyoner liderlik yapısıyla Kazakistan hem Doğu hem de Batı açısından önemli bir “sentez” olarak karşımıza çıkıyor.

Bütün jeopolitik teorilerin kalpgâh olarak tanımladığı Avrasya’nın merkezinde yer alan Kazakistan, Rusya’nın güneye inme politikasında hayati bir coğrafyada bulunurken; Çin’in Kuşak-Yol Girişimi çerçevesinde Batı’ya açılma stratejisinde de tercih edilen ana güzergâhlardan biri. Kazakistan’ın bir transit geçiş güzergâhı olması, Orta Asya ülkelerinin de Moskova ve Pekin’le ilişki kurmasını sağlamakta. Bu durum ise Kazakistan’ı Rusya, Çin ve Orta Asya ülkeleri için kilit bir aktör haline getirmekte.

Kazakistan’ın Kurucu Devlet Başkanı Sayın Nursultan Nazarbayev’in bilgeliğinde izlenen çok yönlü dış politika, Nur-Sultan’ın önemli bir aktöre dönüşmesini sağlamış bulunuyor. Buna ek olarak, Sayın Nazarbayev’in liderliğinde,Cumhurbaşkanı Sayın Kasım Cömert Tokayev’in jeopolitik zekâsı ve diplomatik deneyimi de Kazakistan’ın konumunun merkezileşmesine ve ülkenin uluslararası arenada saygın bir özneye dönüşmesine hizmet etmekte.

Ulu Bozkır’ın merkezinde yer alan Kazakistan’ın konumunu merkezileştiren tüm bu gelişmelerde ise Trans-Hazar Koridorunun etkisi vardır. Zira Trans-Hazar Koridoru, Ulu Bozkır’dan Anadolu Bozkır’ına uzanan bir jeopolitik vizyonu yansıtmaktadır. Trans, Hazar Koridorunun güçlendirilmesi ve işlevinin artırılması, Kafkasya’daki barışa da katkı sunacaktır. Özellikle de Kazakistan’ın Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan’la olan münasebetlerinin derinleşeceği öngörülebilir.

Sonuçolarak Kazakistan, dünya siyasetinde gerginliğin arttığı bir dönemde, uyuyan hücre misali bir andakendisini olayların içinde bulması tesadüfü değildir. Kazakistan’da gelişen sokak eylemleri doğal bir eylem olarak yorumlanamayacağı gibi ve çok yönlü küresel elitistlerin hedefinde bulunan bir ülkedir. Kazakistan FETÖ/PDY hedefinde olan, dikkat çeken ülkelerin başında gelmektedir. ABD’nin jeopolitik açısından boş bırakmak istemediği bir ülke konumundadır, dolayısıyla önümüzdeki süreç içerisinde ABD ve Rusya, Çin’in yayılmacı politikasına karşın Kazakistan özelinde ittifak bile kurabilir?

Orta Asya, Kafkasya ve Hazar Denizi’nde işbirliği, barış ve istikrarın en önemli aktörlerinden biri haline gelmesi için Türk Konseyinin özel ilgisine ve gözlemlemesine tabi tutulmalıdır. Sayın Nazarbayev’in bilge birikimden yararlanan Sayın Tokayev’in ortaya koyduğu yol haritası sayesinde birçok aktörün mühim kazanımlar elde edeceği açıktır. Bu da özelde Kafkasya ve Orta Asya’nın ve genelde ise Asya’nın yükselişini hızlandıracaktır. Özellikle de Türk Konseyi çerçevesinde geliştirilen ilişkiler, Türk Dünyası’nın çok kutuplu dünyadaki dengesizliğin dengeleyici gücü olmasının yanı sıra kıtalararası “el sıkışma” pozisyonunu da teşvik edecektir. “Jeopolitik Üçgen”in kalpgâh bölgesi Hazar, bu bağlamda önümüzdeki süreçte çok daha farklı gelişmelere sahne olabilir.Bu noktada bir kez daha Türk dünyasının bu zor günde Kazak kardeşliği çerçevesinde, Türk dünyasını birleştirici stratejik bütün argümanlarını sunmalıdır. Vesselam.

Sabri Balaman

Akit TV köşe yazarı