BIST1.910,41%13.7669
USD13.703%0.15
EURO15,5262%0.33
ALTIN786,53%0.95

Kilit Kuşak Sahabe Nesli

Muhammed Şevket Gökşan

Abone OlGoogle News
23 Ekim 2021 09:08

Malum olduğu üzere medeniyetimiz yani İslam Medeniyeti, İslam Ümmeti dediğimiz hakikatin varlığında, en temel kaynaklarımız olan Kur’an-ı Azimü’ş-şan ve Sünnet-i Sahiha ile inşa edilir. Özellikle Kur’an-ı Azimü’ş-şan neyi, Sünnet-i Sahiha ise nasılı öğretmesi açısından göz ardı edilmesi söz konusu olmayan temel kaynaklardır. Bu noktada Kur’an-ı Azimü’ş-şan ve Sünnet-i Sahiha’nın bizlere ulaşımında ana bağ olan Sahabe nesli hayati bir konumdadır. Bu nedenle sahabe-i kiram söz konusu olduğunda en ufak bir hatanın sebep olacağı sonuçları kestirmek pek de mümkün değildir. İslam’ın bu temel kaynakları noktasında Sünnet-i Nebeviye’nin tedvin evresini bilmek hayatiyet arz eder. Bu bağlamda Efendimiz (s.a.s) hayatında iken sahabe-i kiram hazretlerinin efendimizin hadis-i şeriflerini yazdıklarını biliyoruz. Bununla beraber yazıya dökülen Kur’an-ı Kerim ayetleri ile karışması endişesi ve benzer mülahazalarla efendimizin bir müddet hadis-i şeriflerin yazılmasını nehyettiği de variddir. Ama bu karışma endişesi kalktıktan sonra yine Efendimizin (s.a.s.) sahabe-i kiramın hadisleri yazmalarına müsaade ettiği ve hatta teşvik ettiğini de aynı kaynaklardan öğrenmekteyiz. Akabinde Efendimiz (s.a.s.) ahiret yurduna irtihal edince, doğal olarak vahy-i ilahi kesildi. Bunun akabinde sahabe nesli Efendimizden duydukları ve yazdıkları ile amel etmeye devam ettiler. Bu noktada sahabenin Hz. Peygamber’in sözlerine karşı hassasiyetlerini bildirmesi açısından Hulefa-i Raşidin efendilerimizin örnekliğinde şu hadise dikkati caliptir: Bir konu hakkında sahabeden biri geldi ve Hz. Ebubekir’e “Ben Allah resulünden şunu işittim…” dedi. Hz. Ebubekir ‘Bu sözü Efendimizin (s.a.s.) dediğine dair başka şahidin var mı?’ diye sorar. Eğer başkaca şahitler de çıkarsa bunu ondan kabul eder. Yoksa etmezdi. En temelde sahabe-i kiram efendilerimizin din-i mübinin kilit taşı olduğunu unutmamak lazım gelir. O taş yerinden oynadı mı dinden bir şey ortada kalmaz. Zira onlar bu dinin bize ulaşmasında ilk aracı kaynaktırlar. O aracı kaynağı -tabiri caizse zincirin ilk halkasını- çıkarttık mı Din-i Mübin-i İslam’ı kendi merkezinden koparmış oluruz. Sahabe-i kiram Kur’an’ın medhettiği, Efendimizin (s.a.s.) gökyüzündeki yıldızlara benzettiği en hassas İslam neslidir. Bu nedenle söz konusu ashab-ı kiram olunca, onları sevmek imanın, onlara karşı hadsizlik de nifakın alametidir. Evet Sahabe-i Kiram efendilerimiz masum değildir. Ama masum olan Kur’an-ı Hakim onlar aracılığı ile geldi, onun alternatifsiz tefsiri olan Sünnet-i Seniyye onlarla geldi. Dolayısı ile onlara yapılacak bir kadh (itham) dolaylı olarak bunlara yapılacağından dolayı, onlar hakkında her şeyden çok dikkat etmek zorundayız. O halde burada sorulacak birinci soru ‘Sahabe kimdir?’ olacaktır. Buna cevap sadedinde İmam Buhari’ye göre sahabe "Efendimize arkadaşlık yapan veya Müslüman olduğu halde O’nu gören kişidir.". İmam Buhari’nin "O’nu gören" ifadesinden anlaşıldığı üzere Efendimiz ile sohbeti olmasa dahi, imanlı bir şekilde eğer O’nu görmüşse bu kişi sahabedir. Bununla beraber görmeye bir engelin olmaması da anlaşılmaktadır. Zira Abdullah ibni ümmü Mektum, âma olması hasebiyle Efendimizi görememiş olsa da sahabe efendilerimizdendir. Yine İmam Buhari’nin "iman etmiş olan" ifadesinden anlaşıldığı üzere Efendimizi görse veya O’nunla konuşmuş olsa dahi O hayatta iken eğer iman etmemiş ise veya O’nun vefatından sonra iman etse dahi (her ne kadar bazı ulema bu hususta farklı görüşler beyan etse dahi) bu kişi sahabe sayılmamaktadır. Yine Efendimizi görüp O’nunla konuşup bi’setinden önce ona iman eden (Varaka bin Nevfel gibi) bu kişiler ve cinler taifesi de sahabe vasfına muvafık ise de sahabeden addedilirler. Melekler hakkında ise usulcüler ihtilaf etmişlerdir. Bazısı melekleri de sahabeden addederken diğer bazısı ise sahabeden addetmemiştir. Ana hattı ile sahabe-i kiram böyle tarif edilmekle beraber, ulema sahabe efendilerimizi kendi içlerinde de farklı mülahazalarla farklı tabakalara ayırmışlardır. Özellikle efdaliyyeti noktasında Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e göre sahabe efendilerimizin en efdal olan Hz. Ebubekir, ondan sonra Hz. Ömer’dir. Bu ikisinin diğerleri üzerine efdaliyetinde Ehl-i Sünnet’in ittifakı vardır. Bunlardan sonra sahih olan cumhurun kavline göre Hz. Osman ondan sonra ise Hz. Ali’dir (radiyallahu ahum ecmein). Bu derecelendirmede, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin hangisinin diğeri üstünde faziletli olduğu hususunda ulema ihtilaf etmişlerse de, sıralamada cumhurun görüşü ifade ettiğimiz gibidir. Sahabe-i kiram efendilerimizin dinde neye tekabül ettiğini noktasında, söz konusu Allah’ın (c.c.) kitabı ve Efendimizin (s.a.s.) sünneti olunca, tüm sahabenin sanki masum gibi oldukların hususunda ulemamızın icma ı vardır. Bu hakikati teyid bağlamında İmam Tirmizi ve İbni Hibban’nın Sahih’lerinde Efendimizin (s.a.s.) "Sahabelerim hususunda Allah’tan korkun. Benden sonra onlara düşmanlık etmeyiniz. Zira her kim onları severse benden dolayı sever. Ve her kim onlara buğz ederse bana olan buğzundan onlara buğz eder. Her kim onlara eza verirse bana eza vermiş olur ve her kim bana eza verirse Allah’a eza etmiş sayılır ve her kim de Allah’a dönük böyle olursa Allah azabıyla onu yakalar!" buyurması ve benzeri birçok hadis-i nebevinin varid olması, bize sahabe meselesinin önem ve hassasiyetini ortaya koyması noktasında yeterli olacaktır. Fıkhi olarak Sahabe efendilerimizi sevmek: ulema sahabeyi sevmenin vacip, onlara buğz etmenin ise en büyük günah olduğu hususunda da ittifak etmişlerdir. Bazı ulema ise onlara buğz etmenin küfür olduğuna Mücadele Suresi 22. ayeti ile hükmetmişlerdir. Bahusus Efendimizin Ehlibeyti’nin sevilmesi de bu kategoridedir. Bu meyanda Sehl ibni Abdullah el-Testeri "Sahabe-i kirama hürmet etmeyen kişi, Efendimize iman etmemiştir." buyurdular. Yine İmam Malik ile Kadı İyaz "Her kim sahabeye buğz ederse, o kişiye Müslümanların ganimet paylarından yoktur!" buyurdular.

Bu noktada bazı kimseler, ‘sahabe efendilerimiz arasında vuku bulan anlaşmazlıklara ne diyeceksiniz’ diye bir soru sorabilir. Bu bağlamda ulemamız: cenab-ı hakk’ın onları Efendimiz (s.a.s.) ile olan beraberlikleri hatrına affedeceğini, Efendimiz’in (s.a.s.) Nuaym ibni Yezid ibni Ebi Habib rivayeti ile buyurmuştur. Ayrıca Efendimizin (s.a.s.) sahabeleri arasında vuku bulan hadiseler, itikadî/imanî değil bilakis ameli, içtihadi konular idi. Bahse konu hadiselerin aralarında geçtiği sahabe efendilerimiz ve onların yanında müçtehid olan şahsiyetler var idi. "Müçtehid isabet ederse onun için iki sevap, yok hata ederse, gayreti ve çalışması karşılığında onun için bir sevap vardır." kaidesi gereğince İslam uleması ittifakla sahabe arasında cereyan eden Cemel ve Sıffin gibi hadiselere girmeyi yanlış bulmuşlardır. İmam Şafii’nin (ra) kendisine sahabe efendilerimiz arasında cereyan eden olaylara dair sorulan bir soruya verdiği “Allah (c.c.) kılıçlarımızı sokmadı biz de dillerimizi sokmayalım!” cevabını vermesi bu hakikate işaret etmektedir. Özetle sahabenin konumu ile ilgili duruşumuzun iman meselesi olduğu, zira imanî hakikatlerin ilk kuşak talebeleri ve Kur’an ile Sünnet’in haklarında teminatlar ortaya koyduğu bir kuşaktır onlar. Onların şefaatlerine nail olmak niyazıyla… Selam ve dua ile…

Muhammed Şevket Gökşan

Akit TV köşe yazarı