BIST2.380,90%0,36
USD15.9215%0.08
EURO17,0195%1.26
ALTIN949,43%0.73

Kafkasya’da stratejik, zincir marketler üzerine taktik hamleler

Kenan Alpay

Abone OlGoogle News
28 Aralık 2021 06:58

Utanmak bir yana büyük bir gururla kendisini “Vladimir Putin’in sadık bir piyadesiyim” cümlesiyle tanımlayan Ramazan Kadirov’un Türkiye’ye ilişkin son beyanları sebepsiz değil elbette. Tıpkı babası Ahmet Kadirov gibi Rusya’nın Çeçenistan Valisi olarak görev yapan Ramazan Kadirov’un Kocaeli Körfez’de açılan bir parka şehid Cevher Dudayev’in isminin verilmesi üzerine korkunç bir biçimde kükrediğini, dehşetli tehditler savurduğunu sizler de işitmişsinizdir. Meğer “Putin’in sadık piyadesi” Türkiye Dudayev ismini kaldırmazsa eşi benzeri bulunmaz bir misillemeye geçerek başkent Grozni’ye Öcalan’ın heykelini dikeceklermiş. Sputnik ve Sözcü’den okuduğumuza göre Kadirov kişisel Telegram hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı çok sert ifadeler kullanmış. “Bu akıl almaz olay yüzünden ilişkilerin bozulmasını istemeyiz” diyor ama anlaşılan kıyameti koparmak dahil her şeyi göze almış!

Yabancı Değil; “Sahibinin Sesi”

Ramazan Kadirov’un da tıpkı Beşşar Esed gibi “sahibinin sesi” olduğunu, Rusya ve Putin hesabına her türlü operasyona teşne kirli ve kanlı bir figür olduğunu hatırlatmaya bile gerek yok aslında. Kadirov sadece işaret edilen zamanda play-back yapıyor, biraz da sert figürler eşliğinde dans ediyor. Kuklaya fazla odaklanmanın anlamı yok, geçelim. Kuklacılar ne diyorlar ve bu zamanlama esasen hangi gelişmeleri sabote etmeye matuf bir dizi gelişmenin işaret fişeğidir? Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova ve Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un konuya ilişkin beyanları Cevher Dudayev ismin parka verilmesini “en sert biçimde kınanmayı gerektiren, karşılıklı güveni zedeleyen, Türkiye-Rusya ilişkilerinin ruhuna aykırı” büyük bir felaket olarak tanımlıyor. Dahası Kadirov’un trajikomik tepkisini “fazlasıyla duygusal fakat anlaşılabilir bir tepki” şeklinde niteleyerek, Türkiye’yi geri adım atmaya zorluyordu Rusya.

Türkiye-Ermenistan ve Azerbaycan-Ermenistan arasındaki ilişkilerde kat edilen merhalenin başta Rusya, İran ve Fransa açısından ciddi bir sıkıntı oluşturduğu sır değil. Türkiye ve Ermenistan’ın karşılıklı olarak üst düzey diplomatlardan Özel Temsilciler atayarak ilişkileri normalleştirme sürecine girmesi Güney Kafkasya’dan Orta Asya’ya hatta Çin’in Avrupa’ya bağlamak istediği Kuşak Yol projesine kadar pek çok stratejik alanda dengeleri değiştireceğine işaret ediyor. Dağlık Karabağ’daki 30 yıllık Ermenistan işgalinin Türkiye-Azerbaycan ortaklığıyla ezici ve süratli bir zaferle bitirilmesi Rusya (ve İran)’ın yıkıcı nüfuzuna indirilmiş büyük bir darbe olmuştur.

Bu dönemde Zengezur Koridoru’nun açılması yönünde müzakereler yoğun bir biçimde sürüyor. Fakat karşılıklı diplomatik temsilcilerin atanması, İstanbul-Erivan uçuşlarının başlaması gibi adımlarla Türkiye’nin Orta Asya’yla bağlantısını sağlamlaştıracak, geliştirecek ilerlemeler bekleniyor. Fakat Ermenistan geçmişten bugüne siyasi, iktisadi ve askeri açıdan zayıf bünyesine mukabil kin ve nefretle büyütülen ulusalcı karakteri dolayısıyla Rusya, Fransa ve Amerika başta olmak üzere pek çok ülkenin kullanımına hatta provokasyonuna açık bir ülke konumunda hala. Dolayısıyla bu sürecin daha çok zikzağı, inişi çıkışı olur. Nihayet günün sonunda Ermenistan devleti ve toplumunun normalleşme sürecinde en çok ve en önce Türkiye rol almalıdır. Tarihten bu güne komşuluk ilişkilerinin gereğini yerine getirmek, Türk ulusalcı kimliğiyle kışkırtıcı veya ezici tavırlardan kaçınmak, temel hak ve özgürlüklerin gelişmesinde, refah ve güvenlik standartlarının arttırılmasında Türkiye’nin oynayacağı pozitif rol bölgeye kalıcı değişimler getirecektir.

Gürültüsüz Patırtısız Ama Sağlam Adımla

Alay konusu edilen “değerli yalnızlık” veya “komşularla sıfır ilişki” söylemlerinin boşa çıkarılmasına pek yakında Ermenistan örneği eklenebilir. Ancak bu süreç takip edildiği üzere diplomatik temaslardan önce hakkı söke söke almaya matuf sahada atılan askeri adımlardan geçmiştir. Ne BM Güvenlik Konseyi’nin kararları ne de diğer uluslararası teşkilatların aldığı kararların işgali bitirme yönünde bir faydası olmuştur. Mesela Katar’a yönelik ambargodan Mısır ve Libya’daki darbe süreçlerine değin her türlü askeri cuntanın, darbe ve terör eylemlerinin organizatörlerinden Birleşik Arap Emirlikleri’nin pozisyonunu hızla değiştirmesini de sahada sergilenen direnç ve ataklarla doğrudan bağlantılı olduğu unutulmamalıdır.

Peki, bölgede bu denli atak stratejik hamleler kuran Türkiye’nin içinde gündem nasıl oluşuyor, tartışmalar nasıl şekilleniyor? İşte bu hususta üzerinde ciddiyetle durulması gereken usul ve üslup yanılgıları olduğu kanaatindeyim. Çığırından çıkan döviz kurunun kontrol altına alındığı bir vasatta sanki zincir marketleri “öncelikli iç düşman” ilan eden birtakım söylemler ve müdahalelerle karşılaşmak insanın ağzını hayretten açık bırakıyor.

Fiyatları indirin” çağrısı makul ve mecburi olsa da “derhal indirin, yoksa kayyum atanır”, kameralar eşliğinde zabıta ekipleri marketleri basar ve “bu etiketlerle ekmek yiyemezsiniz” türü tehditkâr şovlara prim verilirse işler hem ahlaken ve hukuken hem de ticaret ve pazar açısından da yolundan çıkar.

Hemen her işi ihanet ve terörle iltisaklı kılmayı marifet bilen kafalar “etiket terörü, marketlerin ihaneti” gibi yakıştırmalarla muhtemelen ne derece yıkıcı ve istikrarsız bir iklime hizmet ettiklerini idrak edemiyorlar.

Unutmayalım ki dövizin ateşi biraz kontrol altına alındı ama hâlâ TL’nin değeri düşük, enflasyon hâlâ yüksek, enerji ve vergi maliyetleriyle baş etmek zor, kira ve personel giderleri gibi kalemleri emir-komuta zinciriyle hizaya sokmak Çin’de bile mümkün olamıyor.

Kenan Alpay

Akit TV köşe yazarı