BIST1.519,25%9.5176
USD9.4892%-0.57
EURO11,0401%-0.29
ALTIN548,73%-0.22
Akit HaberYazarlarKenan Alpay“Siyasi Cinayetler Kaygısı, Suikast Duyumları” Hangi Hedefe İşaret Ediyor?

“Siyasi Cinayetler Kaygısı, Suikast Duyumları” Hangi Hedefe İşaret Ediyor?

Kenan Alpay

Abone OlGoogle News
12 Ekim 2021 09:28

Bir yandan “gerilim olmasın, kutuplaşma son bulsun” söylemlerini daha bir sıklaştırırken diğer yandan gerilimi yükselten, kutuplaşmayı tırmandıran önerme ve eylemlerin artışına şahit oluyorsak ya ortada siyasal bir şizofreni vardır ya da kara-propagandanın yıkıcı gücünden medet uman siyasi kadrolar çirkin bir takım hesaplara girişmiş demektir. Tastamam haliyle George Orwell’in 1984 distopyasındaki başkahramanı Büyük Birader’e söylettiği gibi korkunç bir çelişkiler yumağı dikilmiştir karşımıza. “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet güçtür!” Evet, toplumsal barışa çağrı yapan nutuklar atıp, sevgi dolu şiirler şarkılar söyleyip hiçbir özeleştiri yapmadan Kemalist ideoloji ve teamüllere sahip çıkarken bütün komşularla barışçıl bölge politikasını inşa etmek üzere hemen bütün askeri cuntaların taleplerini hayata geçirmek üzere seferber olan siyasal mantık maalesef hala böyle iş görmekte inat ediyor.

Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde siyasi cinayetlerin, faili meçhul suikastların ne türden büyük çalkalanışlara sebep olduğunu, askeri vesayeti nasıl tahkim ettiğini bizzat yaşayarak tecrübe ettik. Son birkaç gündür bu türden söylentiler acaba neden tekrar devreye sokuluyor? Hakikaten bu yönde bir dizi karanlık eylem planlayan devlet içinde yuvalanmış çeteler mi harekete geçti? Yoksa istihbarat örgütleri hesabına taşeron eylemler tertipleyen örgütlere hedef şaşırtmak üzere fason eylemler havale edildiği yönünde sağlam duyumlar mı alındı? Olayın istihbari boyutuyla değil ama bu söylemlerin gündeme getiriliş tarzı ve hedefleriyle ilgili açık kaynaklardan yola çıkarak bir dizi analiz yapabiliriz.

Meselenin önü arkası anlaşılsın diye biraz uzun olsa da CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun mezkur beyanını hatırlayalım öncelikle:“Gerilimden kaçınmak lazım. Karşı taraf gerilimi tırmandıracaktır. Çok daha sert bir ortamda siyaset yapmayı nasıl sağlayabiliriz, onun arayışına girecektir ama ben şundan eminim eğer iş belli grupların ellerine silah alıp, belli kişileri öldürme yoluna gitmezlerse, bir gerilim olmaz. Siyasi cinayetler... Böyle kaygılarım var. Erdoğan’ın bizzat kendi ifadeleridir. ‘Dur bakalım daha başınıza neler gelecek’ dedi. Erdoğan iktidardan gitmemek için her yolu deneyecektir. İşin Türkçesi bu. Gitmemek için her yolu deneyecektir. Çünkü iktidardan gitmenin kendisi için maliyetinin ne kadar ağır olduğunu görüyor.” Siyasi cinayetler olabileceğine ilişkin konuşmanın bağlamı böyle. Peki, bu konuşmanın bağlamında başka ne var? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Meclis’te grubu bulunan partilere yeni Anayasa metinleri hazırlamak ve görüşmek üzere yaptığı çağrı var. İyi de bu çağrıyla “siyasi cinayetler kaygısı” nasıl meczedildi? İşte şöyle: “Biz, hiçbir zaman iktidarla bir anayasa değişikliği için masaya oturmayacağız. Oturduğunuz andan itibaren otoriter yönetime meşruiyet kazandırmış oluyorsunuz.”

Bu kadar uzatmaya gerek yok belki fakat “Erdoğan gerçeklikten koptu” söylemiyle başlayan konuşmayı “Erdoğan iktidardan gitmemek için her yolu deneyecektir” kesin inancıyla sürdüren CHP lideri Kılıçdaroğlu aslında erkenden ve büyük bir zaferi ilan etmek için bunları daha bir yüksek sesle dillendiriyor. “Erdoğan hızla çöküşü, Kılıçdaroğlu ve Akşener’in muazzam yükselişi engellenmiyor” duygusunu olabildiğince keskin bir şekilde kitlelere benimsetebilmek için yapılabilecek en sansasyonel konuşmaları yapmaktan başka çare görülmüyor herhalde. Bu sebeple İYİ Parti’nin en ağır toplarından Genel Başkan Yardımcısı Koray Aydın hemen hiçbir somut bilgi vermeden, hiçbir adresi ima bile etmeden “bizim de suikast duyumlarımız var” cümlesiyle Millet İttifakı’nın propaganda stratejisine güya güçlü bir biçimde omuz verdi. Peki ama hangi bağlamda beyan edildi bu “suikast duyumu”? Koray Aydın’ın bağlamı ile Kemal Kılçdaroğlu’nun bağlamı benzer değil tıpatıp aynı: 2023 seçimleri. Koray Aydın “suikast duyumu” bağlamını şöyle kuruyor: “Erdoğan’ın yerinde olsam bu seçimde aday olmam. Çünkü hayatının hezimetini yaşayacak.” Siyasetçi iddialı olacak elbette, kendini olabildiğince güçlü ve meşru gösterebilmek için rakibini olabildiğince zayıf ve gayrı-meşru gösterme yolunda türlü taktikler, güçlü stratejiler planlayıp sahaya sürecek. Bundan mütevellit olacak ki Millet İttifakı’nın bileşenleri adına Koray Aydın “2023 seçimlerinde sonuç belli: Ağır bir hezimet Erdoğan’ı bekliyor, kurtuluşu yok” gibi zafer nutukları atıyor daha şimdiden.

“Gümbür gümbür geliyoruz” duygusunu teyid edecek türlü masallara hiç tevessül etmeden makul eleştiri ve projeleri konuşamayan muhalefet cephesi hangi oranda toplumu ikna edebilir sizce? Peki, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti Hükümeti cephesinin muhalefetin bu pejmürde hali ve sansasyona bağımlı manzarasına bakıp rahatlaması doğru olur mu? Bilakis önce sorunların samimiyetle ve olduğu gibi kabulünü bekliyor toplum. Kararsızların artan sayısı, şikâyet ve küskünlüklerin iyice belirginleşen oranı muhalefet cephesinin yükselttiği söylem ve önermelerden değil AK Parti’nin kendisiyle çelişen, toplumda kabul görmeyen, rahatsızlık uyandıran söylem, kadro ve eylemlerinden kaynaklanıyor. Muhalefetin beceriksizliğini fazlasıyla alay konusu yapmak, çelişki ve zaaflarına aşırı bir biçimde yatırım yapmak AK Parti’nin kurucu, ön açıcı ve kucaklayıcı misyonunu kendisinin bile terk ettiği hissini kitlelerde pekiştiriyor. Refah seviyesi herkes için artmıyor, adalet geniş kitleler için hiç de güzel işlemiyorken Ömerler, Haticeler arayıp medeniyet davasına vurgular yaparak alınacak mesafe muhalefetin gücü ve meşruiyetinden bağımsız olarak tükeniyor olabilir. Zaman hızla akıp gidiyor, duygular ve kanaatler geri döndürülemeyecek şekilde tersine inkılap etmeden harekete geçmek lazım. Siyasi sansasyonların, toplumsal yorgunluk ve bıkkınlıkların önü ancak böylelikle alınabilir.

Kenan Alpay

Akit TV köşe yazarı