BIST1.111,96%7.5713
USD7.5625%0.15
EURO8,9535%0.01
ALTIN473,93%0.47
Akit HaberYazarlarKenan AlpayMuhalefetin beceriksizliğine hangi oranda yatırım yapılabilir?

Muhalefetin beceriksizliğine hangi oranda yatırım yapılabilir?

Kenan Alpay

14 Ağustos 2020 09:35

Henüz birkaç hafta önce “İktidar Kurultayı” sloganıyla Ankara’da toplanan CHP Kurultayı’nda Genel Başkan Kılıçdaroğlu “manifesto” niteliğinde coşkulu bir konuşma yaptı. Anayasa, ekonomi, dış politika, adalet, Kürt sorunu gibi konular üzerine takip edecekleri yol haritası üzerinden sorunları nasıl ve kimlerle çözeceklerine dair dikkat çekici cümleler de kurmuştu Kılıçdaroğlu. Herhalde kamuoyunun en çok ilgi gösterdiği cümlesi “önümüzdeki ilk seçimlerle dostlarımızla beraber iktidar olacağız” cümlesiydi. İktidar hedefiyle toplanan bir kurultay için epeyce mütevazı sayılan “dostlarımızla beraber iktidar olacağız” cümlesinin gölgesinde kalan fakat hayal sınırlarını bile fazlasıyla zorlayan bir diğer cümlesinde ise Kılıçdaroğlu genel başkanı olduğu CHP’ye olan ilgiyi şöyle tarif ediyordu: “Bu kurultay Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Amerika’dan, Rusya’dan uzak Asya’ya kadar tüm dünyanın gözünün kulağının olduğu bir kurultaydır.

Toplumu Balık Hafızalı Sanma Yanılgısı

Siyaset büyük bir iddia, sıkı bir sabır, organize yeteneği yüksek bir akıl işidir elbette. Lakin ayakları yere basmayan teoriler, kadro ve teşkilatların kifayet edemeyeceği hedefler ilan etmek veya geçmişten bugüne taşınan günahlarla yüzleşmekten imtina etmek siyaseti kimi zaman komik çoğu zaman da güvensiz duruma düşürür. İYİ Parti ile açık ve resmi, HDP ile örtük ve gayri resmi ittifakı genişletme yolunda adımlar atarken CHP içerisindeki Muharrem İnce huzursuzluğu “Bin Günde Memleket Hareketi”ne dönüşüverdi. Üstelik Kurultay’la beraber tayin edilen yeni kurmay kadro ile tasfiye edilen ekipler arasındaki parti içi hizipler mücadelesinin devamı da gelecek gibi. Kılıçdaroğlu ve Akşener’in Millet İttifakı’na Saadet Partisi’nin ardından DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’ni de katma planları yaparken içeride giderek sertleşen tartışmaları nasıl kontrol altında tutacağını zaman gösterecek.

MHP lideri Bahçeli’nin Akşener ve İYİ Parti’ye yönelik tekrar eden çağrılarını bu sefer daha müşfik ve kucaklayıcı bir tarzda “evine dön” sloganıyla taçlandırması ister istemez akıllara pek çok soru düşürdü. Üstelik bu çağrıyı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Akşener ve İYİ Parti’yi işaret ederek yerli ve milli diyerek taltif etmesine paralel bir biçimde pek çok AK Partili temsilcinin teyid etmesi siyasal dengelerin epeyce hareketlendiğine dair önemli bir göstergeydi. Çünkü MHP içerisindeki muhalif hareketin çıkışından partileşme sürecine kadar Akşener için sarf edilen FETÖ ithamları, PKK işbirlikçiliği isnatları, kaset göndermeli iddiaları halen tazeliğini koruyor. O partinin tabanı, şu partinin teşkilatları, diğer partinin sempatizanları değil geniş bir kamuoyu doğal olarak merakla bu söylem ve tavır değişikliğinin sebeplerini anlamaya çalışıyor. Bu ağır iddia ve isnatları unutmak mı, düzeltmek mi yoksa siyasetin cilvesi mi saymak gerekiyor? “Siyasette olur böyle gerilim ve kavgalar, geçmişe değil geleceğe bakmak gerek” diyerek umarsızca yola devam etmeyi teklif etmek zannedilenden çok daha fazla müşkülat üretiyor.

Siyasetin muhalif partileri zayıflatma, kendisine kurulan ittifakları dağıtıp parçalama gibi taktik ve stratejileri olur ve olacak da. Fakat siyasi rekabetin nezaketini, esnekliğini, kuşatıcılığını asgari düzeyde koruyamayan ve siyasi rakiplerle yapılan mücadeleyi “iç düşman” konseptine oturtan beka söylemi uzun erimli ve tutarlı bir çizginin yerleşmesine müsaade etmiyor. Unutmayalım ki; beka sorununun ciddiyetini kavramak demek en başta vara yoğa “devlet düşmanı, ihanet, kripto, yerli ve milli değil” vs. yaftasını yapıştırmaya kalkışan panik havasından kurtulmakla mümkündür. Toplum balık hafızalı olmadığı gibi “dün dündür, bugün bugündür” oportünizminde de hiç hazzetmez.

Güven Veremeyen, Güvende Olamıyor

Korona salgını dolayısıyla dünyanın dört bir tarafında hemen bütün devletlerin ekonomisi küçüldü. Çin’den İngiltere’ye, İtalya’dan Amerika’ya değin bütün borsalarda işlen hacmi dibe vurdu, ithalat ve ihracat dengesi derin sarsıntılar geçirdi. İşsizlik ve enflasyonla mücadelede kimi ülkeler ağır bir strese kimileriyse düpedüz depresyona girmiş durumda. Bu durum pek tabii ki Türkiye için de geçerli. Bir çöküntü veya yıkım değil ama Altın, Euro, Dolar karşısında Liranın gerileyişi çok açık. Meselenin arka planında Suriye, Irak, Ukrayna, Mısır, Libya, Lübnan gibi en yakın ve en yoğun ticari ilişkilerimizin olduğu ülkelerde yaşanan savaş ve askeri darbelerle ilgisi hiçbir surette inkâr edilemez. 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişiminin, Amerika ve Rusya’nın elden ele dolaştırdığı lejyonu PKK’nın verdiği ağır zararların da maliyetini ekleyeceğiz üstüne. Ancak bütün bunlara rağmen eksikler, yanlışlar, tutmayan hesaplar, halkın düşen alım gücü ve artan işsizlik meselesi için de ciddi bir özeleştiri vermek gerekiyor.

Muhalefetin beceriksizliği ve dağınıklığı, söylemlerinin tutarsızlığı veya çokça kara-propagandaya başvuruyor oluşu, felaket tellallığı ve yıkım mühendisliği gibi rollere dünden hazır oluşu iktidarın sorumluluğunu hafifletmiyor. Siyasal kavram ve tutumları yerli ve milli gibi türedi kavramlar üzerine değil adalet ve merhamet gibi sağlam, kuşatıcı ve istikrar kazandırıcı önermeler üzerine kurarak ilerlemek gerekiyor. Üniversitelerden bürokrasi ve siyasete, en aşağıdan en tepeye kadar her yerde karşımıza dikilen nepotizm, eş dost kayırmacılığı milleti bu kadar irrite ederken muhalefetin beceriksizliği veya dağınıklığı kimse için ümit kaynağı olamaz. Ehliyet, liyakat, birikim ve tecrübeyi tek kalemde eş-dost veya sadakatle değiştiren teamüllerin kökünü kurutmayan siyaset tarzı hiçbir zaman güven veremez, asla güvende olamaz.

Evet, çok büyük, son teknoloji ve takdir toplayan devasa yatırımlar yapıldı. Ancak bu yatırımların bir kısmının yüklenici/müteahhit firmalara getiri ile halka maliyeti arasında oluşan dengesizliğin de nasıl giderileceği üzerine konuşmak gerekiyor. Bu projelerin devlete ve millete olan maliyetini konuşulmaz kılmak refah payını düşüreceği gibi, Abdurrahman Dilipak örneğinde olduğu üzere eleştiri ve tavsiyelerden zorlamalarla hakaretler üretip, organize davalar açmak üzere mahkeme kapılarına koşmak da adalet duygusuna olan güveni iyice sarsacaktır. Muhalif ittifakları ayrıştırmak bir marifettir elbette ama dostları ve toplumu da küstürmemek şartıyla.

Kenan Alpay

Akit TV köşe yazarı